M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

Sorun Kürtsüz çözülmez

Kürt sorunu için her zamandan daha aktif bir süreçten geçiyoruz.

 

En radikal bildiğimiz medya, en ırkçı dediğimiz köşe yazarları bu günlerde şaşırtan yazılar yazıyorlar.

 

Gazeteler, Televizyonlar yaz programlarına rağmen saatlerce “Kürt” sorununu tartışıyorlar.

 

Ancak olup biten bütün gelişmelere, açıklamalara, tartışmalara rağmen tuhaf şeyler oluyor.

 

Kürt sorununu Kürtsüz çözme gibi bir eğilim, bir söylem, bir iddia ortaya yerde dolaşmaya başlandı.

 

Nasıl mı?

 

Kürt sorununda son günlerde sürece katkı için bazı Kürt kökenli AKP milletvekilleri görüşlerini medyada açıkladılar.

 

Bu açıklama sürecin daha sağlıklı yürümesi ve sorunun etrafından dolaşmadan kesin çözümü için bir çabaydı.

 

Ancak ne olduysa Başbakan Erdoğan, Kürt sorunu konusunda çalışma başlattıklarını doğruladı ama bir de çok sert bir açıklama yaptı. “Söz ola savaş bitire, söz ola kestire başı” diyerek AKP"li Kürt milletvekillerine adeta sus emri verdi.

 

Sayın Erdoğan bu yaklaşımı ile ne yapmak istiyor doğrusu anlaşılamadı.

 

Tamam söz birliği edelim, her kafadan bir ses çıkmasın, sorunu bütünlük içinde çözelim diyebilir. Ama konuşulmadan, görüş sunulmadan da sorunlar çözülmez ki.

 

Yoksa Sayın Başbakan, “Kürt sorununda benim izin verdiklerimin dışında konuşanların kellesi gider” mi demek istedi?

 

Ya da etrafta dolaşan soruna Kürtleri karıştırmadan Kürt sorununu çözme söylem ve iddiaları doğru mu?

 

Kürt sorununu çözümünün Kürtsüz yapılacağı şeklinde bir yaklaşımı her şeyden önce Kürtler kabul etmez.

 

Başbakan Erdoğan, “ Kürt açılımı partimizin programında var. AKP milletvekilleri söylem birliğini bozacak açıklamalardan kaçınması lazım” diyebilir.

 

Bu yaklaşım siyasi bir parti başkanı ve Başbakan sıfatıyla haklı olabilir ama hemen ardında “söz ola kestirir başı” çok sert bir söylem.

 

Partisinin milletvekillerinin söylem birliği açıklamasını “hoş karşılamadım” vurgusu ve akabinde “ söz ola keser başı, olur ki biz buna gitmek istemiyoruz” diyerek Kürt milletvekillerinin önüne set çekmesi bu devasa sorunu çözmez. Yani Başbakan “Böyle giderse başınızı kestiririz” gibi çok ağır bir açıklama ile partili milletvekillerine gözdağı vermesi hoş değil, çözüm için bu yaklaşım yol aldırmaz.

 

Başbakan"ın konunun MGK"da kararlaştırıldığını ve İçişleri Bakanlığının görevlendirildiğini söylemesi, bu soruna bırakın DTP"yi AKP"nin bölge milletvekillerini sürece katmamak gibi bir anlam yükleyerek Kürtsüz çözümü dillendiren açıklama yapması işin başında çözümsüzlük getirir.

 

AKP"nin Kürt kökenli milletvekilleri ne demişlerdi?

 

Bölge milletvekilleri başta DTP ve Abdullah Öcalan olmak üzere, çözüme katkı sağlayacak bütün Kürtler ile görüşülmesi gerektiğinin altını çizmişlerdi.

 

Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt bir adım daha öne çıkarak “ Öcalan"ın, Kürt sorununun şiddete dönük yüzündeki etkisi ve ağırlığı göz ardı edilemez” demişti.

 

Yine Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan “ Herkesin bulunduğu konumu ne olursa olsun, sürece olumlu katkıda bulunma meşruiyeti vardır. Ülkenin çıkarları bunu gerektiriyor, kimden gelirse gelsin çözümü rahatlatacak düşünceler kale alınmalı” dedi.

 

Ağrı Milletvekili Hanifi Alır: “ Bu mücadeleyi veren, bedel ödeyen kesimleri bir tarafa bırakamazsınız. Herkes herkesi dikkate almak zorunda. Çözüm için herkes bir birine yakın. Herkesin bu işin içinde tuzu olmalı. “ diyordu.

 

Hakkari Milletvekili Abdulmüttalip Özbek:” İnsanlarımızın daha fazla acı çekmelerine müsaade etmeden bitirmek zorundayız. Kim, iyi niyetle katkı sağlıyorsa veya sağlayacaksa, bu katkının önemsemesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

 

Hakkari Milletvekili Rüstem Zeydan"da “ Başbakan DTP ile görüşmeli. DTP"yi herkesin muhatap alması ve diyalog kurmasında büyük fayda vardır. Bu sorunun çözüm adresi meclistir. Çözüme katkı sunacak taraf ya da kişiler masaya buyur edilmeli” dedi.

 

Bunları söyleyen AKP milletvekillerinin sözleri son derece önemli ve de doğru söylemler. Görüldüğü gibi AKP"nin Kürt milletvekilleri son derece olumlu ve doğru noktaları işaret etmişler. Burada başı kestirecek yanlış ne olabilir ki? Nitekim konuyla ilgili en çarpıcı ve farklı söylemleri seslendirenler AKP"nin Kürt milletvekilleri gibi medyada var.

 

Öcalan"ın İmralı"da 15 Ağustos"ta sürece ilişkin yeni programı açıklayacağını yıllardır bu konuya radikal yaklaşan Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök gazetesinin manşetine çekerek milletvekillerinden daha farklı bir dille yorumlar yapabiliyor.

 

Başbakan, hükümetin Kürt sorunu konusunda İçişleri, Mit, Genelkurmay ve Bölge Milletvekilleriyle görüşüleceğinin altını çizerken; DTP ile görüşmeli diyen AKP"li vekillere “söz ola keser başı” demekle sorunun çözümünün şimdiden kadük olmasına yol açabilir.

 

Bazı Kürtler Başbakan"ın bu çıkışından sonra böyle bir yaklaşımın Kürtlerin kimlik haklarının anayasal güvenceye alınmayacağı ve genel affın bu programın içinde olmayacağını şeklinde okuyorlar.

 

Devlet kurumları arasında mutabakat ne kadar oluşursa oluşsun, Kürtleri görmezden gelen bir çözüm çözüm olmaz.

 

Bunu neden böyle yorumluyoruz?

 

Başbakan"ın Kürt sorunu konusunda Kürt milletvekillerine “partinizle  söylem birliği içinde olun, yoksa söz ola kese başı” diyerek uyarıda bulunması sürece katkı sunmaz.

 

Yani programı görmesek bile tavırların resmi çözüm ile Kürt kamuoyunun beklentisinin çakışmadığı yorumları yapılıyor.           

 

Yazılarımda sık sık Tandoğan örneğini veriyorum, galiba bir kez daha vereceğim.

 

Başbakan ve Devlet kurumları 85 yıl sonra bir kez daha “Kürt sorununu çözeceksek biz çözeriz. Nasıl çözüleceğine de biz kendi başımıza karar veririz” mi demek istiyor?

 

Şayet tavır ve yaklaşım buysa, geçmişte defalarca yaşadığımız, en son 1999 yılında

büyük umutlar beslediğimiz sorununu çözümü ile ilgili 2009 çözümünün de aynı akıbete uğramaması için Kürt muhataplar işin içinde olması gerekiyor.

 

AKP, Kürt sorununu kendi başına Kürtsüz çözmeye kalkışarak bunun mümkün olacağını sanıyor. Ne var ki bu mümkün değil.

 

Kürtsüz çözmeye kalkışılan sorun, Kürt sorunu olmaz.

 

Kürtler AKP"nin 2005 yılında Diyarbakır"daki söylem gibi kamuoyu ve seçmenini oyalamak olarak yorumlamak istemiyorlar.

 

Sorun Kürt sorunudur ve 29 Mart seçimlerinde Kürtler DTP"ye verdikleri oy ile bu sorunu siyasallaştırdıkları gibi adresi de göstermişlerdir.

 

AKP Kürtleri buzdolabı, çamaşır makinesi, çatal, bıçak, bulgur, un ile satın alamadı. Sorunun bireysel değil, toplumsal etnik bir sorun olduğunu DTP"yi meclise taşıyarak adresi gösteren Kürtlerin yol haritasını göz ardı edemez. Artık bunu görmek lazım. Artık ancak muhatapları yani DTP ve diğer Kürtler ile görüşülerek bu sorunun çözülebileceğini anlamak lazım. Artık Kürt sorununda siyasallaşmayı göz ardı ederek çözüm süreci üretmek imkansız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum