M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

Sesimizi duyuyor musunuz?

Silahların, jetlerin, topların çıkardığı; militarizmin çatışmacı yükselen sesinden belki bizlerin sesi fazla duyulmuyor. Ama inanın savaşanlar da savaşın anlamsızlığını biliyor.

 TSK ve PKK arasındaki çatışmaların yükseldiği bu günlerde internete düşen Oslo görüşmeleri bir kez daha birlikte yaşamanın yolunun barıştan geçtiği, Kürt sorunun barışla çözülmesi gerektiğini ortaya koydu. Sesimizi duyuyor musunuz?

 Aydınların dile getirdiği gibi söz konusu olan Türkiye topraklarına gözünü dikmiş bir düşmana karşı yurdu savunma savaşı değil. Söz konusu olan Kürt halkının toplumsal hak talebinin yasal ve anayasal teminat altına alınmaması sorunudur.

30 yıldır TSK güçlerinin güvenlik yöntemiyle hal edemediği sorunu özel eğitilmiş polisleri devreye sokarak çözüm olacağını sunmak savaşın tırmanmasından başka hiçbir yararı olmayacaktır.

Savaş yerine kalıcı barış için Kürt halkına güven verecek seçim yasası ve barajı, insan hakkı, fikir ve düşünce özgürlüğü, seçilmiş vekillerin meclise taşınması, eşit vatandaşlık, Kürt siyasetçilerin serbest bırakılması ve eğitim dâhil ana dil ve kültürel hak ve istemlerin yasal ve anayasal güvence altına alınması ile olur.

Çözüm 90 yıldır kullanılan silah ve operasyonlarda olmadığı, Oslo’da olduğu gibi Kürtler ile diyalog ve çok yönlü görüşmelerin yapılması ile olabileceği anlaşılmıştır.

AKP ve BDP tarihlerinin en yüksek seçmen oyunu aldıklarını göz ardı etmeden Kürt sorununu TBMM çatısı altında çözmenin yollarını bulmalılar. İktidar ve muhalefet Katılımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü anayasa BDP olmadan mümkün olmayacağı görülmelidir.

OSLO GÖRÜŞMELERİ DOĞRUYDU

Birilerinin gerilim ve savaş yaratmak için çıkardığı MİT ve PKK arasındaki gizli Oslo görüşmeleri, yanlış değil doğruydu. Temas ve konuşma yerine savaş olması, gençlerin ölmesi daha mı iyi? İyi niyet adımları kirli savaştan bin kez daha doğrudur. Görüşmenin, konuşmanın zararı yok; savaşmanın, ölmenin ve öldürmenin zararı çok büyük.

PKK ile müzakere kasetini sızdıranlara en büyük cevabı başta şehit aileleri, kamuoyu ve medya “yılmayın, vazgeçmeyin” diye verdi.  Kışkırtıcı ajanlar hiç beklemedikleri bir hayra vesile oldular. Hoşgörü tavrı Kürt meselesinde “beyaz sayfa açın” tavrıdır. Türkiye savaş istemiyor tavrıdır. O kaseti öne süren gizli ellere en büyük cevaptır bu. Kürt sorununda çözüm iradesi olduğunu ortaya koyuyor ve de silah yerine siyaset yapmasının önünü açıyor.

Kamuoyunun tavrını, BDP lideri “ Kıyamet kopmadı” diyerek yorumladığına göre Oslo görüşmeleri paniğe düşmenin aksine Kürt sorununun bütün boyutları ile tartışılabilir ortamın doğmasına vesile olduğu için doğru bir buluşma ve görüşme olarak yorumlanmalı.

Görüşmenin açığa çıkması yeni görüşmeleri zora sokmamalı. Kimse kamuoyunu öne sürerek süreci baltalamamalı. “ teröristlerle görüşülmez” söylemi rafa kalkmıştır. Bu meseleye bir hanımın eli değmiştir. MİT’ten Afet Güneş. O bir kadın ve annelerin yüreğine düşen ateşi en çok o hissediyor. Afet hanımın iyi niyetli ses kaydını kötü emelleri için internete düşürenler kötü emellerine ulaşmayacaklar.

MUHALEFETİN TAVRI

Savaş kolay, barış çok zordur. Barışın ne zaman hangi koşullarda sağlanacağı bilinmez. Taraflar ve kamuoyu bu konuda ikna olmadan öyle ha yallah diye barış olmaz. Bu yüzden kimse kimseyi ihanetle suçlamadan muhalefet son gelişmelere destek vermeli.

Türk ve Kürt siyasetçiler siyasi kariyerlerini ortaya koyarak bu cesur diyalogun mutlak sürdürülmesi gerekiyor. Silahların, kanın yerine konuşmak daha doğru değil mi? 30 yıldır yapılmayan Oslo’da yapılmıştır. Kötümü oldu?

Devlet PKK ile görüşerek doğrusunu yapmıştır. Muhalefet kan akıtan bu sorunun son bulmasını istiyorsa “ihanet”, “şehit” söylemleri, “teröristle görüşülür mü?” edebiyatı yerine gençlerin ölmemesi için doğru bir siyaset yapmalılar.

Kürt, Türk her gün ölen bizim insanımız. 30 yıldır mücadele adı altında harcanan paralar bu ülkeyi dünyanın en büyük ülkesi yapardı. Tek bir ölümü engellemek için Oslo görüşmeleri insanım diyen siyasiler tarafından desteklenmeli. Muhalefet de barış için risk almalı ve elini taşın altına koymalıdır. Akıllı devletin yöntemi bu olmalıdır.

ÜLKENİN VE DÜNYANIN LİDERİ OLMAK

Önümüzde örnekler var. Son 75 yılda dünya bu yöntemle sorunlarını çözdü. Bizim onlardan eksik ne yanımız var. Başbakan Arap Bahar’ı için Mısır, Tunus, Libya’da dünyaya karşı söylediği cesur söylemlerini Türk ve Kürt halkına neden söylemesin.

Oslo’da bunlar olurken seçim meydanlarında Erdoğan’ın “Ben olsaydım Öcalan’ı asardım.”, PKK ile görüşüyorlar için “şerefsiz” sözleri ne denli isabetli bir dil olmuştur. Şimdi de hava harekâtından sonra, kara operasyonu ne kadar isabetli olacak söyler misiniz?

Sayın Başbakan “Emre Bey’i de. Hakan Bey’i de İmralı’ya gönül rahatlığı ile gönderdik” demesi siyasi bir karar değil mi? O gün onay veren bugün demokrasi turuna çıkan Başbakan kendi ülkesi için demokrasi yolundan vazgeçebilir mi? Sonsuza kadar gizli kalması gereken görüşmeyi açığa çıkaranlara Erdoğan görüşmelere devam kararı ile cevap vermeli. Dünyanın lideri olmak isterken, kendi ülkesinin tarihe geçen lideri neden olmasın?

Araplara barış derken biz kendi barışımızı neden sağlamayalım? Bu ses kaydını ortaya çıkaranlara cevap savaşmaktan değil, barış yapmaktan geçer. Arap sokaklarında barış arayan Başbakan kendi sokaklarında barışı sağlayarak aldığı riski taçlandırmalı. Oslo görüşmelerini servise sokanlara barışla cevap vermelidir. Eğer bu yapılmaz ve kara savaşı başlarsa AKP ve de Erdoğan’ın bu süreci iyi yönetmediği/yönetemediği açığa çıkar.

Başbakan konuşmuyor, ama İçişleri ve Milli Savunma Bakanı “Kara harekâtı her an olabilir” diyorlar. Eğer barış için bir taktik değilse, bütün annelerin yüreğini ağzına getirdiğini bilmeliler. Ergenekon ve Ağara verilen ceza devleti dönüştürme hareketidir. Kürt meselesini çözerlerse işte asıl o zaman Türkiye gerçek devletini bulmuş olur.

Sayın Erdoğan Esat için “Kendi halkını katleden meşruiyetini kaybeder” derken, kendi bakanları Kürtleri öldürmeyi hedefleyen “kara harekâtı her an başlayabilir” tezat değil mi? Suriye halkı haklarına sahip değil derken, Türkiye’de Kürtler haklarına sahipler mi?

Böyle söylem ve demokrasiye kim inanır? Sayın Erdoğan dünya liderliğinin yanı sıra kendi ülkesinde adını altın harfler ile tarihe geçmesini istiyorsa orta doğuda yakaladığı imajı kendi ülkesinin barışı için gerçeğe dönüştürerek liderliğini pekiştirmelidir.

KÜRTLERDEN BARIŞA DESTEK

Kürtler, barış istiyor. Başbakan’dan cevabını bilmedikleri Oslo diyalogunun kopuş nedenini öğrenmek istiyor. İç politik hedefler Başbakan’ı yanıltmamalı diyor. Kürtler savaşın bu saatten sonra büyük bir mantıksızlık olduğunu açıkça dile getiriyor. Kürtler Oslo görüşmelerine olumlu bakıyor. Oslo buluşması açığa çıktıktan sonra Tayyip Erdoğan’ın sürece ilişkin görüşlerini ve kabinesinin “kara savaşı her an olabilir” açıklamasına da samimiyet çizgisinde sorguluyor.

Kaset görüşmeleri AKP ve PKK bilgisi dâhilinde yapıldığına göre Kürtler süren sıcak savaş ortamına bir anlam vermiyor. Barış için doğru yolun diyalog olduğuna inanıyor. Bu görüşme 30 yıl süren savaşı anlamsız kılmıştır. Açılım, Reşadiye olayı, KCK operasyonları olurken bile görüşme yapılmışsa Kürtler için savaşın devamı anlamsızdır. O yüzden Kürtler barış için görüşün, savaşmayın diyor. Oslo’da başladığınızı tamamlayın diyor. Askeri çözüm, kara harekâtı ve kan barışın yolunu dinamitler diyor.

Sorarım size Kürtler daha ne desin?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum