Ümit Yazıcıoğlu

Ümit Yazıcıoğlu

Öcalan´a yapılan fiziki saldırı

Asrın Hukuk Bürosu tarafından 16. Ekim 2008  tarihinde yapılan yazılı açıklamada, "Müvekkilimiz Sayın Abdullah Öcalan, İmralı Tek Kişilik Kapalı Cezaevi'nde dokuz yıldır ağır tecrit koşullarında tutulmaktadır. Son beş yıldır da, defalarca 'hücre içinde hücre cezası'na maruz bırakılmıştır. Müvekkilimize dönük tüm bu hukuk dışı uygulamalara, geçtiğimiz hafta, insanlık dışı, kötü muamele niteliğinde uygulamalar eklenmiştir”: Bu olay müvekkilimizin anlattığı şekliyle şöyle gelişmiştir "İmralı Cezaevi'nde bulunan müvekkilimizin odası, "arama yapacağız" bahanesiyle görevlilerce dağıtılmıştır. Müvekkilin bu duruma itirazı üzerine kendisine, "Sus, sen konuşamazsın, bir kelime bile konuşma hakkın yok" denilmiş, akabinde iki görevli kollarına girerek, müvekkil yan odaya götürülmüş, bir görevli de arkadan sırtına bastırmak suretiyle yere çökmesine yol açmışlardır. Müvekkilimiz bu durum karşısında, "bu uygulamadansa beni öldürün daha iyi" demesi üzerine bir görevli "Ona da sıra gelecek" şeklinde açık tehditte bulunmuştur."

 *                                                     

İşkence kelimesi Farsça"daki “şikence” kelimesinden Türkçeye işkence olarak girmiştir. Kelime manası, azap, eziyet, acı demektir. İşkence, ister fiziksel olsun ister ruhsal, bir göz korkutma, caydırma, intikam alma, cezalandırma veya bilgi toplama aracı olarak bilinçli şekilde insanlara ağır acı çektirmekte kullanılan her türden edimlerdir.

Bu anlatıma göre İmralı Tek Kişilik Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan Kürt politikacı ve aynızmanda PKK Lideri olan Abdullah Öcalan'a cezaevi personeli tarafından yapılan fiziki saldırı ve tavrın, tıp ve hukuk dilindeki adı işkence ve tehdittir.

Eylemi yapan kişiler İmralı Cezaevi'ndeki kamu görevlileri  veya bu sıfatla hareket eden kişiler olduğu içinde, ister istemez, sorumluluk devlete aittir. Aynı zamanda hepimiz İmralı Cezaevinin, Başbakanlığa bağlı bir kriz merkezi tarafından yönetildiğini bilmekteyiz. Bu nedenle oradaki her olayın devletin sorumluluğunda olduğu, imajı kamuoyunda hakimdir. Bu bağlamda gelişebilecek her türlü tepkinin ve eylemin sorumlusu devletin ve iktidarın kendisi değil midir, sorusuna nasıl cevap verceksiniz?

Gazeteci Ali Bulaç´ın 18.10.2008 tarihinde yayınlanan maklesindeki tesbitlerine göre "Hâlâ önümüzde dramatik, iç karartıcı bir tablo var. AK Parti'nin iktidarı devraldığı son sekiz sene içinde 290 kişi gözaltında iken hayatını kaybetti. Bu yıl aynı durumda ölenlerin sayısı 29. Gözaltında olup da ölenlerin işkence sonucu öldüğünü ayrıca söylemeye gerek yok. Maalesef bu tür vakaların sonu gelmiyor. Geçen sene "dur ihtarı"na uymadığı gerekçesiyle 24 kişi öldürülmüştü, bu sene aynı gerekçeyle öldürülenlerin sayısı 31. Geçmiş dönemlerle mukayese edildiğinde, gerek faili meçhullerde gerekse işkencede veya gözaltında iken öldürülenlerin sayısında bir sıçrama yok, ama az da olsa bir artış var."

İşkencenin yüzlerce çeşidi olduğu malum. 2006 yılında ortaya çıkan Öcalan´ın zehirlenme olayı, bu yıl içerisinde onun saçlarının iradesi dışında zorla kazıtılması, yine zaten hücrede olmasına rağmen dönem dönem kendisine karşı 20 günlük hücre cezası uygulamalarının, hangi tarif içerisinde yorumlanabileceğini ise, siz okuyucularıma bırakıyorum.

DTP Genel Başkanı değerli Ahmet Türk haklı olarak soruyor: "Bu uygulamalar ile amaçlanan nedir? Bunda ABD'nin, İsrail'in, Türkiye'nin çıkarı nedir? Türkiye'yi teslim alma, iç karışıklık yaratarak Kürt-Türk çatışmasıyla güçsüz düşürme ve bölgesel savaşta etkin bir müttefik haline getirmenin uluslararası stratejiyle bağı nedir?" 

Hükümetin bu haklı sorulara verebileceği uygun bir cevap, var mı? En üst resmi yetkililerce de bilindiği gibi, insan hakları ve evrensel hukuk ilkeleri hiçbir ulusal bahane ve gerekçelerle rafa kaldırılamaz ve kaldırılmamalıdır.

Diğer taraftan İnsan Hakları hukukunun düzenlemiş olduğu hak ve hürriyetlerin başında, “insan şahsiyetinin bütünlüğünün korunması”, hususi bir yer almaktadır. Bu hakka karşı olan ve onu ortadan kaldıran da işkencedir. Hükümet biz vatandaşlarına kişilere karşı eziyet ve işkencenin Türkiyede bundan böyle uygulanmayacağını 2002 yılında "işkenceye sıfır tolerans"parolasıyla belirtilmişti.

Neden halka verilen bu söz praktikte uygulanmıyor? Acaba yönetim yetersizliğinden mi? Yönetim yetersizliği beraberinde önemli sakıncaları getirir. Dağa çıkışları durdurmak..., veya Kürt sorununu çözmek, halen cezasını çekmekte olan bir insana işkence ve onu ölümle tehdit ederk, önlenebilir mi? Öcalan'a karşı sistemli bir baskı politikası uygulayarak, gelişecek provokasyon üzerinde politika yapmak, Türk ve Kürt halklarının  çıkarına hiç uygun olabilir mi?

Fazit

Abdullah Öcalan sıradan bir tutuklu değildir. Devletin sorumluluğu altında İmralı'da bulunmaktadır. Ulusal ve uluslararası hukuk ve sözleşmeler gereği de onun yaşam ve can güvenliğinden devlet sorumludur. Cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin adını bile ettirmememiz lazım. Böyle bir şeye yeltenen memurlar hakkında da, yasal gereği neyse, hemen yapılmalıdır. Türkiye"yi olağanüstü derecede gerginleştirecek ve toplumu bir iç çatışmaya doğru götürecek uygulama ve davranışlardan kaçınmak, bu ülkeye sevgiyle bağlı olan her vatandaşın görevidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
30 Yorum