Mirasyedi Cumhuriyetim

84 yıl önce atalarımız cumhuriyetin temelini canları ile attı.

 

Geride bıraktığımız 84 yılın sonunda laik, anti-laik, Kürt, Türk gibi çok kutuplu toplum yapısının doğurduğu sorunlarlarla boğuşuyoruz, ilermemiz gerekirken. Birlik ve beraberliği birbirimizden nefret edercesine taraf olduğumuz kutupların devamlılığının sağlanması için kurban ediyoruz.

 

Oysaki birlik ve beraberliğin adı “Kurtuluş Savaşı”ıydı.

 

O savaştan sonra yürütülen kirli siyasetler ülkeyi beraber kuran atalarımızın anısına saygısızlık edercesine bizi birbirimizden ayırdı. Irak'tan, Azerbaycan'dan, Amerika'dan veya herhangi bir Avrupa ülkesinden gelen insanlar tarafından kazanılmayan ülkemizi, onlar kalkındırmayacaklardır. Kalkındıracak geliştirecek barışı ve huzuru getirecek olanlar yine bizleriz, başkaları değil.

 

Minnet borçlu olduğumuz atalarımızı cumhuriyetin kuruluş yıl dönümlerinde şükranla ve minnetle anarız. Ama hep onların bize bıraktığı mirası yeriz. Oysa şunu sormak gerekir: “Geriye dönüp baktığımızda başka bir örnek göstermememiz bizim bir eksikliğimiz değil mi?”

 

Onlar bu cumhuriyeti kurdu, biz temeli kurulan bu cumhuriyetin üstüne ne koyabildik, minnettarlığımızdan başka? Çoğu zaman onların anısına saygısızlık edip cumhuriyetimizin temeline konulmuş dinamit niteliğinde davranışlarda bile bulunduk. Temele dinamit koymayalım üstüne başka değerler koyalım, minnettarlık yetmiyor maalesef gelişmiş ülkelerin seviyesine ulaşmak için.

 

Dünya ülkeleri bizimle o günkü anlamda savaş ortamında değil. Ekonomiden tutunda siyasete kadar ülkeler bir soğuk savaş sürecinde. Ve Türkiye jeopolitik konumu itibariyle bu soğuk savaştan en çok etkilenen ülkeler arasında.

 

Neden başka alanlarda da “Kurtuluş Savaşı” örneğini sergilemiyoruz? Neden bizler de kazanılan bu cumhuriyetin değerine yeni değerler katamıyoruz?

 

Ya da neden katamayalım?

 

Bu ülkede yaşayan halkların hepsi cumhuriyet içinde oluşturdukları mozaiğin devamı için aklıselim ve demokratik açılımlarla Cumhuriyetine sahip çıkmalı çünkü başka bir cumhuriyetimiz yok. Ancak ülkemizde yaşanan son gelişmelere baktığımızda ayrılıkçı düşünce tarzının ağır bastığını görmemek körlük olur.

 

Yeni bir “kurtuluş savaşı psikolojisi”nden çok çok uzağız.

 

Ülkemizin doğusunda meydana gelen çatışmalar sonucunda şehit olan askerlerimizin cenazeleri ülkede büyük üzüntü yarattı. Türk-Kürt bu ülkede her insanını kahreden bu ölümler halkı sokağa döktü. Herkes kendi dünya görüşü, bilgisi dahilinde bu “çatışmalı” ortamın bertaraf edilmesi için düşünür, yürür, bağırır ya da bayrak asar oldu... Aslında işin duygusal boyutu düşünüldüğünde bu tepkilerin normal karşılanması söz konusu olabilir. Ancak bunun dışında bu insani duyguların siyasi ve ekonomik rant olarak kullandığını görmek üzüntümüze üzüntü katıyor.

 

Özellikle medya tarafından çok abartılı ve provokatif olarak kullanılan bu duyguların daha kötü sonuçlar doğurmaması hepimizin temennisidir.

 

Savaş çığırtkanlığı yapanların yoğun olduğu bir süreçte, gayet insani olarak bunun karşısında demokratik tepkilerini dile getiren aydın, sanatçı, sivil toplum ve siyasi kişi yada kuruluşlara rastlamak da mümkün. Provakatif düşüncenin karşısında sayıca az da olsa “aydın” bir ses de yükseliyor.

 

Bu sese kulak verelim

 

27 Ekim İstanbul Taksim Hill Otel"de Aydınlar ve sanatçılar, düzenledikleri basın toplantısında Türkiye"nin iç savaşa doğru sürüklenmesi girişimlerine karşı  çağrı yaptı.

 

Bu çağrıda çatışmalı ortam ve sınır ötesi operasyon hazırlıkları sürerken, ülkücü grupların başı çektiği eylemlerin ülkeyi bir Türk ve Kürt çatışmasına sürükleyebileceği endişesi sıkça dile getirildi. Aydınlar ve sanatçılar “Bu cinnete dur diyelim” çağrısında bulundular.

 

Çağrılarında ; Silahlar gömülmeli, Aklın ve vicdanın sesine kulak verilim, Türkiye bu şiddet ortamına daha fazla tahammül edemez,sivil anayasanın ikinci planda kaldığı, Provokatörlere ve ülkeyi maceraya sürüklemeye çalışanlara karşı, güçlü bir ses çıkaralım, Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi Bir Türkiye. Bugün de sokaktaki sesler, emeğinin hakkını isteyenlerin sesini susturmak için kullanılmaya çalışılıyor gibi gerçeklerin altını çizdiler. Ayrıca 3 Kasım"da KESK, TMMOB ve TTB tarafından Ankara"da düzenlenecek olan “Özgür, Demokratik ve Eşitlikçi Bir Türkiye” mitingine katılım çağrısı yaptılar.

 

Provokatörler iş başında

 

Yurt genelinde “terörü protesto” yürüyüşleri çığ gibi büyürken provokatör eylemlerle ilgili olaylar meydana gelmeye başladı. Kürtlere ait iş yerlerinin yağmalanması, DTP ve MHP binalarına düzenlenen tacizler de aynı paralellikte artmaya başladı. Bursa"da yaşanan olay işin vahametini ortaya koyuyor. Sırf sahibi Mardinli aile olduğu için yağmalanan bir market… 8 yıl önce Bursa"ya yerleşmiş, Bursa"da da marketler zinciri kurmuş. Burada yapılan gösteriden sonra söz konusu market ve Kürtlere ait bir çok iş yeri talan edilmiş. Polis ve Jandarma zamanda olaya el koymuş, güvenlik kameralarından tespit edilen kişiler yakalanarak savcılığa sevk edilmiş. Savcılık soruşturmasından sonra zanlılar serbest bırakılmış. Peki bu gözü dönmüş insanlar serbest bırakıldıktan sonra yine aynı planlarla başka destekçiler bularak yeniden bu tür suçları işlemeye devam etmez mi?

 

84. yılını kutlarken cumhuriyetimizin yeni “Kurtuluş Savaşımız” için mücadeleye hazır olmalıyız, ülkemiz sert bir dönemeçten geçiyor… Bütün birikimlerimizi tükettik, artık barıştan tutunda demokrasiye ekonomiye kadar üretim zamandır; tüketim ve linç mantıkları ülkeye vereceği zararı çoktan verdi… Yaralarımızı sarıp ilerlemek için hücuma geçmeliyiz!

 

Cumhuriyetimizin ve demokrasimizin aklıselim ve öz değerlerinin öz değerlerine bağlı yeni açılımlarla dünyaya örnek olması dileği ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
15 Yorum