Makarnalı Seçim

Yüksekova Ticaret ve Sanayi Odası (YÜTSO) seçimleri büyük bir heyecan ve katılımla sona erdi. Değişen bir şeyin olup olmayacağını; değişen şeylerin, hizmetlerin ne olacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz.

 

Eski yönetimin ağırlıkta olduğu grup kazandı.

 

Hatta birebir aynı kişiler…

 

Başlarında bir tek başkanları eksik…

 

Seçimde belden aşağı, etik olmayan bir takım şeyler yaşandı. Her genel seçim öncesi eleştirilen “makarna siyaseti”ne benzer bir şeyler… Böylece ticarette büyük bir pazara sahip olan makarna (ve siyasetteki pazar adıyla “makarna siyaseti”) ticaret ve sanayi odası seçimlerinde sadece  “şekil değiştirerek” varlığını ve ağırlığını korumuş oldu.

 

Ve bir tür “makarnalı seçim” sürecinden geçmiş olduk…

 

Bu süreci geleceğe not düşülsün diye yazıyorum.

 

Bizden sonra gelecek neslin bir zamanlar babalarının ne kadar yanlış yaptıklarını, eğitimli insanları nasıl hiçe saydıklarını görmeleri için yazıyorum.

 

Her şey bir tarafa, dün gün yapılan seçime bu kadar geniş bir katılımı sağlamada vesile olmamız bizim insanlarımızın bir adım ileri gittiğinin bir göstergesidir. Yapılan tercih ile ilgili yorumum ise biraz daha ekmek tüketilmesi gerektiğine dair olacak; kaç fırın ekmek daha gerekli bilmiyorum.

 

Başa dönüp süreci anlatalım istiyorum…

 

Tarih Kasım 2008"in başları, arkadaşlarım Sadrettin Güvener, Kemal Arslan ve Ali Yiğit ile beraber seçim sürecine doğru düşüncelerimizi paylaştık. Bu süreçte YÜTSO"nun neler yapabileceğini düşünürken, bir taraftan da nabız yokladık.

 

Sonra ne olduysa, soğuk algınlığı şüphesiyle doktora gittim. Bende baş gösteren nefes darlığı nedeniyle gittiğim hastanede, kendimi İstanbul Kartal Koşuyolu Hastanesi"nde kalp kapakçığı ameliyatına varan bir süreçten geçerken buldum.

 

Hastalığım süresince benimle beraber olan arkadaşım Sadrettin Güvener ile Şubat 2009"da düşünülen seçimlerin Ocak 2009"a alındığını duyduk. Ayrıca Sadrettin Güvener ve diğer arkadaşlarla düşündüğümüz ekip bize ihanet edip farklı bir oluşum kurmuştu. Birilerinin seçimlere katılmamızı ısrarla engellemeye çalıştığına dair hisler ve düşünceler oluştu bende.

 

Aslında şuan yönetimin çoğunluğunu kazanan grup seçim tarihinin erkene alınmasını sağlayan gruptur. Bir ay sonra yani Şubat ayında yapacağız dedikleri seçimi öne alarak; gruplardaki adam seçme çalışmalarını bitirip baskın bir şekilde seçime gittiler… Seçimi bir ay erkene alarak amaçlarına ulaştılar. Tıpkı Hakkâri merkez ve Van merkezde yapılan seçimler gibi.

 

Ameliyat olup da Yüksekova"ya dönme sürecim 40 gün sürdü. Toplumla paylaştığım Ticaret Odası adaylığım, toplumla bu yönde paylaştığım düşüncelerim ve hazırladığım projelerle seçime girme arzum doğrultusunda çalışmalar yapmaya başladım.

 

Gerçekten ameliyat için yattığım süre içinde Sadrettin arkadaşımla beraber ticaret odası için projeler neler olabilir diye düşünüp ciddi araştırmalar yaptık. Nitekim Yüksekova"ya geldikten sonra da sürdü bu ve ilk defa Hakkari ili genelinde bu kadar geniş bir çalışma planıyla birileri aday oluyordu.

 

“Büyük Değişim Grubu” adı altında sürdürdüğümüz seçim çalışmaları ile topluma hizmet arzumuzu ortaya koyduğumuzu düşünüyorduk. Hastalığım nedeniyle ve seçimin erkene alınmasından dolayı, grubumla birebir seçim çalışmalarıma ancak seçime bir hafta kala gerçekleştirdim… Birkaç basın açıklaması dışında…

 

Rakiplerimizin toplumla paylaştığı projelere baktım…

 

Hiçbir şey göremedim…

 

Çünkü proje diye ürettikleri hiçbir şey yoktu.

 

Aslında Hakkâri bu süreçte hem siyasi hem de ekonomik bir yol ayrımında olduğu yönünde sinyal verdi. Siyasi süreç kendini dayatmış, ekonomik yetmezlik diz boyu. Bu süreci iyi okuyup çalışmak lazım. Umarım YÜTSO"nun yeni yönetimi bunu başarır.

 

Çünkü bugün Türkiye siyasi hayatında önemli bir aktör olan TOBB gibi bu birliğin üyesi ticaret ve sanayi odasının da yerelde belirleyici ve etkileyici rolünü açığa çıkarması gerekiyor.

 

Ama seçim sürecinde gördüğüm tek şey vardı…

 

Kafa-kol ilişkileri, yine akraba ve aşiret ilişkileri, basit kişilikler, kirli siyaset ile dolu bir yığın mide bulandırıcı durum…

 

Kara gölgelerin hâkim olduğu 25 Ocak 2009"da seçimlere gittik. Seçime girme sürecinde birçok insanın borcunun yatırılmış, yetki belgesinin alınmış olduğunu gördüm.

 

Bunu seçmenin kendisi yapsa ne ala, ama kim yaptı bunu?

 

Seçime adaylığını koyanlar…

 

Bu seçmen iradesine ipotek koymaktır. Bu makarna siyasetidir.

 

Bunun AKP"nin seçim öncesi makarna, kömür dağıtma edebiyatından farkı yoktur.

 

Bu konuda Başkan Selahattin Doğan"ın olduğu bir ortamda tartıştım. Doğan, yanlış olduğunu kabul ederken yine Genel sekreter olan oğlu Ferit Doğan “Kim gelirse yetki belgesi veriyoruz, amaç odaya gelir getirmektir” diyor.

 

Bunun dışında borcunu yatırmayan üyelerin borçlarının yatırılması da çok sakat bir hareket. Bundan böyle seçime kadar kimse borcunu yatırmaz, nasıl olsa seçimde biri gelir de borcumu öder mantığı hâkim olur, odanın da geliri düşer böylece.

Yani nerden bakarsan iki ucu kirli değnektir.

 

Velhasıl seçim geldi çattı. 4. gurupta yarışımızda ben ve Yüksekova Halkın Sesi Gazetesi Ali Yiğit, karşımızda Ayhan Atmaca (her meslekte var)- Cemil Özçelik (Fırıncı), Harun Kesici (Dershaneci/Eğitimci)- Halit Onursal (Kırtasiyeci) vardı. Seçim sonucunda grubumuzda Ayhan Atmaca ve Cemil Özçelik kazandı.

 

Her ne kadar etik kurallara göre yarışmamışsa da kendilerine başarılar dileriz. Çünkü diğer gruplarda da bu gruba benzer hareketler yaşanmıştı zaten.

 

Eğer bir alana parasal güç hatır meselesi için bile girmişse bunun şüphe uyandırması, şaibe yaratması kadar doğal bir sonucu olamaz. Satın alınan oy olmaz; bir yapının iradesi olur. İradesiz bir yapının da başarı elde etmesi hayalden öteye gidemez. Ayrıca verilen “şeref, namus” sözlerinin yerine getirilmemesi ayıp olarak bilinir.

 

Halkımızın hizmetinde olan dik duruşumuz ve hizmet aşkımıza rağmen kazanamadık. Üyelerimiz biz iki gazeteci meslektaşa “Siz gazetecilik yapın” uyarısına uyuyoruz, saygı duyuyoruz. Bizim hizmete olan aşkımız yine gazetecilik aşkıyla devam edecektir. Belki de Yüksekovalı bir tozcu ağabeyimizin (en azından tozculukla zengin olan bir vatandaşımız diye tabir ediliyor, bizler elinde herhangi bir toz yakalayamadık) dediği gibi biz gazetecilerin “Ne işiniz var ticaret odasında” söylemi doğruydu. Gazeteciler gazetecilik yapacak, siyaset ve sivil toplum örgütlerine adaylıkları doğru değil(miş)!?.

 

Neyse biz toplumdan dersimizi aldık, ediyoruz ezber. Bizi seçmeyip, seçtiklerini saygıyla karşılıyoruz..

 

Ama bizler bu andan itibaren ticaret odasını yakın takibe alacağız. Umarız içinde bulunduğumuz sürece cevap verirler, sadece yönetimlerinin çıkarlarına çalışan ticaret odası değil tüm toplumun odası, sadece resmi bayramlarda çelenk bırakan değil diğer demokratik kitle örgütleri ile uzlaşan, çalışan bir oda olurlar.

 

Biz seçimi kaybetmedik, halk kaybetti bana göre.

 

Gerçekten halka birçok proje üretecektik. Birçok değişime hizmet edecektik. Ama istemediler, bir kısım üyenin “makarna siyaseti bulaşmış” demokratik düşünceleri buydu. Verilen “şeref namus” sözlerinin değeri buydu.

 

Yine eklemek gerekir ki şeref ve namus ucuz kavramlar değil. İnsanı var eden en temel değerlerdir. Bu vasıflardan uzaklaşan karakterin, kendi dönüşümünü halk menfaatleri doğrultusunda yaratması mümkün değildir. Sosyolojik ve psikolojik olarak titrek ve tutarsız olacaktır hep.

 

Ancak her şeye rağmen bir seçim gerçekleşmiş ve görev başına gelmiş bir çalışma ekibi vardır, takipçisi olacağımız gibi katkı sunmayı da ihmal etmeyeceğiz. Bilgimiz ve birikimimiz dâhilinde. Kentimizin menfaatine olacak her proje ve çalışmalarında sorumluluk duyarak var olacağız. Bizden destek istenilirse sorumluluğumuz ve hizmetimiz daim olacaktır.

 

Yazımın devamını Saygıdeğer yazarımız Bedri Çallı"ya bırakıyorum.

 

Gerek il merkezi ve gerekse bağlı ilçelerde mevcut birçok meslek örgütü vb. diğer örgütler bu güne kadar genel kurul toplantılarını kapalı kapılar ardında yaptı. Gazete ilanları dağıtılmaz, askı ilanları asıldığı sadece tutanaklarında anlaşılır vs. resmi formaliteler eksiksiz yerine getirilirdi. Maalesef uygulamaları böyle olmazdı.

 

Ama belki her şey bir anda istediğimiz gibi olmayabilir fakat yine de artık toplum değişti. Haklarına sahip çıkmaya ve temsilcilerini seçmeye çalışmaktadır. Bu sevindirici bir durumdur. Gerek Hakkâri"de ve gerekse Yüksekova"da bu seçimi kaybeden dostlarımızın mücadelelerini küçümsemek gerçekten haksızlık olur. Onların gösterdikleri performans ve ortaya koydukları mücadele olmasaydı, her zaman olduğu gibi sessiz sedasız yapılan seçimlerden kimsenin haberi bile olmayacaktı.

 

Tüm sivil toplum örgütleri ve demokratik kitle örgütleri seçimlerine ilgi gösterilmelidir.

 

Ama artık herkesin Ticaret Odaları, Esnaf ve Sanatkârlar Birlikleri, Ziraat Odaları ve Kızılay gibi örgütlerin varlığından ve bir gün genel kurul toplantıları ve seçimlerinden haberi var.

 

Yüksekova Ticaret Odası seçiminde bana göre kaybeden yoktur. Eminim ki Yüksekova kazanmıştır. Seçilen arkadaşlarımızı hizmete teşvik edecek dışardan, güçlü bir muhalif grup var. Seçilenlerden iki üyenin de muhalif gruptan olması çok demokratik bir oluşumdur.

 

Yüksekova Tüccar ve iş adamlarının Necip ÇAPRAZ'a ve beraberindekilere ciddi bir mesajları ortaya çıkmaktadır. Sizi bağrımıza bastıklarını, ancak sizler şu anda yaptığınız hizmetlerle daha yararlı gördüklerini ifade etmişlerdir.

 

Cumhuriyet tarihi boyunca Hakkâri"de Yüksekova Haber Gazetesi"nden daha büyük bir hizmet yapılmamıştır.

 

Bu gün yurt içinde ve tüm dünyada Yüksekova Haber sitesi, Hakkari halkının sesi ve kulağı olmuştur..

 

Bu çerçevede bakıldığında, Yüksekova halkının bu oluşumu ortaya çıkaran insana küsmesi ve onu desteklememesi mümkün değildir. Verilen ciddi bir mesaj vardır. O da gazetecilikte halkın sesi olmasını istemeleridir.

 

Bu mücadeleye katılan herkesi tebrik ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
16 Yorum