Ümit Yazıcıoğlu

Ümit Yazıcıoğlu

Kürt sorununa bakış

Türkiye'nin bir Kürt sorunu olduğu aşikâr. Aslına bakılırsa bu sorun hiç de yeni bir mesele değildir. Sorununu bugünlere getiren temel etken Türkiye Cumhuriyeti"nin kuruluşundan sonra izlenen ret, inkar ve asimilasyon politikalarıdır.

Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`in, başbakan olarak 1992`de söylediği “kürt realitesini tanıyoruz” sözü ile Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan"ın Diyarbakır"da belirttiği “Kürt sorunu vardır” sözü aynı anlamdamıdır? Eğer aynı anlamda değilse bu iki değimin arasındaki fark nedir? Sorusunu irdelemek gerekiyor. Sayın Demirel"e göre , “Kürt realitesi” ile “Kürt sorunu”nu tanımak sözleri arasında önemli farklar vardır. Kendileri “Kürt realitesi” derken, Kürt diye bir insan vardır, bunu kabul ediyoruz anlamında kullandıklarını belirtmektedirler.

Dolayısıyla Demirel"e göre "Kürt realitesi yerine “Kürt sorunu” dediğiniz zaman başka yerlere gidersiniz". Yani meseleyi millet sorunu, siyasi bir sorun olarak kabul etmiş olursunuz. Bu bağlamda Demirel"in söylediği şeyle Sayın Erdoğan`ın söylediği siyaset bilmince değerlendirildiğinde aynı şey değildir. Dolayısıyla bu konuyla ilgili olarak Sayın Başbakan Erdoğan, hatırladığım kadarıyla İstanbul`da yaptığı bir konuşmada, “bugün benim söylediklerimi 15 sene önce rahmetli Özal da söyledi, Sayın Demirel de söyledi...` diyerek, bu iki cümle arasında bir fark olmadığı mesajını vermeye çalıştı.

Kanaatimce bu iki ifade arasında aslında büyük fark vardır. Demirel Kürt realitesi derken, bu ülkede yaşayan Kürt milletinin  kimliğini tanıma çabası içerisindedir. Çünkü 1990 öncesinde devlet politikası olarak herkes Türk ırkından sayılıyordu. Demirel bu tabuyu sözde yıkmaya çalıştı. Anavatan Partisi iktidarında Kürt sorununun çözümü için bir takım olumlu adımlar atıldı. Ancak, başarılı olunamadı. Rahmetli Özal sorunu siyasi sorunolarak, kabuletti, ama çözemedi, çünkü Köykoruculuğuna halkı özendirdi. Dolayısıyla bu gerçekliğin farkında olan bazı emekli siyasiler ve emekli askerler şimdi “görev sürelerinde Kürt politikasında büyük hatalar yaptıklarını” belirtiyorlar. Ama hangi hataları yaptıklarını ise halka açıklamak istemiyorlar. Aslında nerede, ne gibi hata yaptık? Bunu anlamak, tartışmak ve açık açık anlatmak lazım.

Sayın Erdoğan ise Kürt sorunu derken sorunun siyasi yanını kabulettiğini aslında indirekt olarak vurğulamakta ve aynızamanda da bu sorunun çözümü gerektiğini işaretetmektedir. Ama çözüm için ellerinde bir konsept yok. Kendileri benden daha iyi bilmektedirlerki Kürt sorunu silahla çözülmez. Bu nedenle sorunun çözümü için, hükümetin, siyasi açılımlar yapması gerekdiğine inanıyorum.  

Siyasi açılımlar neler olabilir, buna başka bir yazımda detaylı değineceğim. Ama ilk etapta, Dil Tarih Coğrafya Fakültelerindede Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünün açılması zaruridir, diye düşünüyorum. Kürtçe eğitim ve yayın yapılmasının yanında bir genelafında zaruri olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda artık devlet kendi üzerine düşen kardeşlik sorumluluğu için ciddi adımlar atmalı ve Kürtlere yönelik ayrımcılığı sonlandırmalı, sorunları kanlı yöntemlerle değil diyalogla çözmelidir.

Kürtce eğitim ve yayın yapılması konusunda bazı düzenlemeleri Türkiye 1995"lerden sonra yapmaya çalıştı. Aslında bunları daha önce yapması gerekirdi. 1995"ten sonra yapmaya çalıştıklarınıda praktikte iyi uyğulayamadı. Ürktü. Çekindi. Ama Avrupa Birliği bunları üyelik şartı olarak Türkiye"den isteyince bu sefer de AB"ye karşı çıkmaktan ürktü. AB"ye karşı siyaset üretemedi. Dolayısıyla diplomaside hiç görülmemiş olan bir hata yaptı, parlamentoyla Kürt vatandaşlarımızın arasına AB"yi soktu.

Aydın Menderes'in de belirlediği gibi bu gelişmelerden memnun olacak olan Kürt vatandaşlarımız sadece AB"ye teşekkür edeceklerdir. “Daha önemlisi fazlasını istedikleri vakit adres AB olacaktır. Bu adresi de Kürt vatandaşlarımızın eline veren doğrudan doğruya Türkiye"nin kendisi olmuştur. AB"ye tekaddüm etseydi bu devletin ve parlamentonun ali cenaplığı olacaktı. Bu şekilde olunca AB"nin zoruyla yapmış durumuna düştü”.

Her medeni ve asri devlette olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olan herkes istediği her lisanı öğrenebilmeli ve öğretebilmelidir. İstediği gibi özgürce anadilinde eğitim yapabilmeli ve konuşabilmelidir. Örneğin, Kürt dilinin, eğitim başta olmak üzere yaşamın her alanında özgürce kullanımı ülkede sağlanmalı, ilköğretimden üniversiteye kadar devlet okullarında eğitim ve öğretimi desteklenmeli, kısacası anadilde eğitim anaokulundan tutun Üniversiteye kadar özgürce sürdürülebilmelidir.

Başbakan Erdoğan Şemdinli'de halka hitap ederken "Türk 'Türküm', Kürt 'Kürdüm', Laz 'lazım', Boşnak 'Boşnağım' diyerek, hepimizi birleştiren üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığıdır" demişti. Yine kendilerinin başbakanlığı döneminde geçen yıllarda  devlet Kürtlere, hatırı sayılır ölçüde haklar tanıdı: Kürtçe gazeteler, Kürtçe dil kursları, radyo ve televizyon yayınları günümüzde –okunma /izlenme ve katılım oranları düşük olsa da– olanaklılar. Kürtler, Türkiye"nin AB adaylığı yolunda, ifade özgürlüğünün genel olarak iyileştirilmesinden de gerektiği gibi faydalanıyorlar. Kürt sorunun çözümü için acaba bunlar yeterli mi?

 

Kanatimce objektif olarak belirlediğim bu durum, Erdoğan Hükümetinin mesleyi AB ye göstermek istediği gösterim kadar da parlak ve inandırıcı değil. Zira Üniversitelerde Kürdoloji bölümleri yok, Kürtçe eğitim veren Üniversite veya Üniversitelere bağli institüler yok.

 

Dolayısıyla Türk tarafının inkar politikasını terk etmesi ve Kürtlerin acı trajedilerini anlaması gerekir. Kürtler mazlum bir halktır tehlikeli değiller. Kürt kültürü, dili, sanatı, müziği ve edebiyatı önündeki tüm yasal olan ve olmayan engeller kaldırılmalıdır, diye düşünüyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
27 Yorum