M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

Kürdistan, kadın, katliam ve tuzak

Yüz yıl önce Kürd coğrafyasında Kürdler için ne isteniyorduysa bölge ülkeleri, küresel egemenler bugün de aynısını istiyorlar. Ne bir milim eksik, ne bir milim fazla. Kürdler dört parçada geçmişte olduğu gibi yaşayacaklar. Nasıl mı? Bu yüzyılın demokrasi gereklerine göre değil. Ne kadar vereceklerse Kürdler onunla yetinecek. Projeleri bu. Devleti olmayan millet Kürdler için ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye, İran ve Araplar böyle diyor, böyle istiyorlar.

Irak kurtuluşunun ardında gelen aldatmaca “Arap Baharı” “Arap Kışına” dönüşünce çıkan kaostan faydalanan Kürdlerin durumu bunca mezhepsel iç savaşlara rağmen bölgelerini, vatanlarını koruma arzuları başta Türk Devleti olmak üzere ABD, AB ve Arapları rahatsız etti.

Öylesine rahatsız etti ki; Irak Kürdistan’ında Barzani’nin petrol satması, yarı bağımsız bir çizgiye girmesi. Suriye’nin Rojava Kürdistan’ında kantonlar kurulması. Bu kantonlarda mahallelerde başlayan örgütlülüğün oluşturulması. YPG askeri bir gücün oluşturması. PKK ve KCK’nin IŞID saldırıları ile Türkiye’den sonra Irak ve Suriye’de etkin bir güç olması “Büyük Kürdistan” olgusu korkularının doruğa çıkmasına yol açtı.

IŞİD karşı dünyanın en güçlü devleti ABD, elliyi aşkın devletin iştiraki ile “koalisyon” oluşturanlar IŞİD ile baş edemezken Şengal’da, Kobani’de kaleşnikoflarından başka silahları olmayan Kürdler tank, top, benzeri ağır silahlı IŞİD güçlerine karşı koydu. Bu durum bölgede eski harita düzenleyicileri ABD, İngiltere, Fransa ve diğer ortaklarını fazlası ile tedirgin etti.

Rojava’da “Komün” denilen mahalle meclisleri ile 4 yılda ivme kazanarak özerklik için sivil toplum gücü oluştu. Komünler insana ve hayata dair ne varsa ele alındı. Yüz yıllardır kadını öteleyen zihniyetin aksine kadını kazanan bir sistem oturtuldu. Kadının “özgürlük” ve “özerklikte” erkekle eşit; hatta bazı alanlarda erkekten öte bir rol üstlenince; diktatör kapalı Arap rejimleri ve demokrasiyi 90 yılda oturtamayan Türkiye Devletini oldukça tedirgin etti.

Kadının özgürlükte öncü bir rol üstlenmesi. Köy, mahalle ve semtlerden şehre doğru kadın meclisleri oluşturmaları. Kadın akademilerinde kadroların oluşturulması. Ve eşitlik inisiyatifin kadın eline geçmesi; Türkiye’nin 90 yıllık demokrasisine rağmen Kürd kadın örgütleri oluşumunun yarattığı değişim egemenleri ve Türkleri oldukça korkuttu.

Kürd kadın okuyordu, yönetiyordu, eş başkan, başkan oluyordu. Yetmiyor kadın asker sayısı artıyor; 15’inden 75’ine kadar olan kadınlar erkek gibi silah kullanıyordu. Demokratik, özgür ve özerk bir toplum oluşuyordu. Bu proje Türkiye’ye yansıyor; Irak ve İran’a ulaşması an meselesiydi. Eğer başarılsa “Büyük Kürdistan” hayal değil gerçek olacaktı. İşte egemenler emir kulu Orta Doğu liderleri varken böyle bir oluşumun diğer halklara da örnek olabileceği endişesiyle harekete geçti ve Kürd başkaldırısı sindirilmek için gerekenler yapıldı/yapılıyor.

İşte başta Türkiye ve bölge ülkelerinin genelde Kürdlere, özelde Rojava’ya düşman olmalarının ana sebebi bu. Rojava Suriye’deki bütün olumsuzluklara rağmen, kanlı, mezhepçi iç savaşa rağmen ilan ettiği özerk bölgede din, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkesi yönetime eşit düzeyde katması dikta yönetimlerini rahatsız etti. İşte bu demokratik yapı nedeni ile IŞİD Suriye’nin her yerinde mantar gibi ürerken Rojava’da yaşam alanı bulamadı.

Rojava’da demokratik, özgür, özerk idarenin tutması bölge ve küresel güçleri rahatsız etti. Bu yüzden Rojava yerine IŞİD, SUK, OSO, Tevhid, Ahar el-Şam ve Fark Tugayları gibi radikal, İslami, selefi guruplarını bizzat kendileri kurarak lojistik her türlü desteği verdiler. Bu ara genelde Rojava Kürdleri, özelde PYD’yi düşman ilan ettiler. Kobane bugün bunu yaşıyor.

Bölge üzerinde egemenlerin sürdürdüğü politikaya karşı Kürdlerin dini, etnik temelde idari eşitliğe alternatifi olmaları onları ürküttü.

Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti PYD yerine IŞİD’i tercih ediyor. AKP, IŞİD’i kendisine daha yakın hissederek PYD’yi asla istemiyor. AKP Hükümeti bu noktadan hareketle Meclisten tezkere çıkarırken Irak ve Suriye’de özellikle Kobani’de PKK, PYD, Peşmerge güçlerinin Kürd kimliği ile bir araya gelerek IŞİD’e karşı verdiği mücadelenin Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de  “Büyük Kürdistan” ile sonuçlanacağından korkarak kendince önlem aldı.

Siz son zamanlarda IŞİD için terörist dediğine bakmayın. İki yıldır görüştüğü PKK için “ IŞİD ve PKK nin bir farkı yok” demesi Kürd karşıtlığını dışa vurumudur. Meclisten tezkere çıkardılar, ama bir şey yapmadılar. Sınırda tepki veren Kürdleri bölgeye sokmayarak jandarma ve polis tazyikli su, gaz ve plastik mermiyle şiddet uygulamaya başladılar.

7 Ekim 2014 Salı Bayram günü Kürdistan şehirlerinde gösteri yapan insanlardan 18 Kürd’ü katlettiler. Yetmiyor İçişleri Bakanı “ misli ile cevap verilecek” diyerek daha çok kişi ölebilir demeye getiriyordu. Akabinde sıkıyönetim gibi şehirler askeri tanklar ile kuşatılıyor 6 ilde sokağa çıkma yasağı ilan ediliyordu. Devletin ve hükümetin gözü o kadar dönmüş ki HÜDAPAR ve Hizbullah gibi Kürdleri ile PKK ve KCK Kürdlerini karşı karşıya getirerek bir birine kırdırtma (Birakuji) tuzakları kuruluyor. Çünkü 18 insanın ölümünde büyük şüphe var.

Kürdlerin bölgesel güç olması ve Kürd hareketinin seküler olması Türk hükümetleri ve devletinde endişeye yarattı. Ama en az onlar kadar bu günlerde Kürdlerin fırsat ve zaman açısından Kürd yüzyılına ramak kala IŞİD katilleri ile aynı safta buluşan radikal dinci bazı Kürdlerin tutumu insanım diyen Kürdleri kahreden bir başka gelişme.

Kobani’de Kürdler tarihi bir süreçten geçiyor. Salt Büyük Kürdistan korkusu Türkiye, ABD, AB; Irak, Suriye’de El Kaide, Hizbullah, El Nursa ve IŞİD için zemin oluşturdular. Son kararda IŞİD’i ABD ve Rusya’nın ağır silahlarla ortaya salarak bölgeyi kan gölüne çevirmeyi sağladılar. Genelde orta Doğu, özelde Kürdler uzun yıllar toparlanma fırsatı bulmasın diye.

Selefilerin eliyle Müslümanları “Büyük Kürdistan” gerekçesi ile bir birine kırdırırken Moğol misali bölgeyi insani, tarihi, ekonomik 50, belki de 100 yıl geriye götürdüler.

Ezidi, Kürd, Arap, Süryani, Ermeni, Keldani vb. köyleri, kasabaları, şehirleri yakarak, yıkarak, taş üstünde taş bırakmayarak IŞİD tarafından işgal edilmesine aylardır dünya seyirci kaldı. Şimdi Kobane için yapılmak istenene Kürdler karşı çıkıyor diye TC vatandaşını avlıyor, polis öldürürken “yaşasın IŞİD” diye slogan atıyor. Her renk, ırk ve dinden insanların kellesini kesen; toplu katleden IŞİD’e başta Türkiye olmak üzere ABD, AB ve Rusya bunlar olsun diye silah vererek genelde Orta Doğu, özelde Kürdistan’ı kan gölüne dönüştürüyorlar.

Bunları yapanlar birde timsah gözyaşı dökmekten de geri kalmayarak bazen havadan yardım ediyormuş gibi bütün dünyayı aldatıyorlar. Tıpkı 1. dünya savaşı gibi yeniden Orta Doğu haritasını çiziyorlar. O gün Kürdlere nasıl hiç bir şey vermedilerse, bugünde bir şey vermemenin planlarını yapıyorlar.

Kürdler 200 yıldır Orta Doğu’nun miras paylaşımı dışında bırakıldı. Bugün de aynısı tezgahlanıyor. Dünyanın baş edemediği IŞİD ile karşı karşıya gelen Kürdler güçlü bir direnç gösterince batının doğal müttefiki gidişinden ürken Türkiye Kobane çember altındayken PYD ve Müslime Kantonları kaldırın, Esad ile savaşın diyor. Kuşatma altında katliam tehlikesi ile zorda kalmış Kürdlere şantaj gibi bir öneri ve de ahlaksız bir teklif getiriyorlar.

Kürdler teklifi ret edince Başbakan “IŞİD neyse PKK odur”, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kobane düştü, düşecek” diyerek Türk siyası hayatına kara leke sürüyorlardı.  Böyle bir zihniyetle süreç devam eder mi? Kürdlerle değil de IŞİD ile komşu olmak istiyorlar. Bu tercih sonucu Kobane düşerse Türkiye kendi Kürdlerini ebedi kaybetmeyi göze almış demektir.

IŞİD’i var edenlere karşı Kürd Özgürlük Hareketi bu caniler karşısında beklenmeyen birliktelik ve bütün şehirlerde tepki verince tedirgin oldular. “Büyük Kürdistan” endişesi yeni baştan uç verince Kürd halkının beklentilerini boşa çıkarmak için Hükümet oyun kurucu oldu. İki yüzlülükle “Kobani için elimizden geleni yaparız” dedikleri saatlerde sınırına bayrak diken, sıfır noktasında devriye gezen IŞİD’i çetesini seyretmekten öte bir şey yapmadıkları gibi demiryolu menfezlerinde lojistik desteklerini sürdürüyorlardı.

Amaç, Ortadoğu haritasını bensiz yapamazsınız, “Büyük Kürdistan’ı” kurmanıza izin vermem mesajını dünyaya vermekti. Şu ana kadar kısmen başarılı oldu.  Ama her karanlığın bir sabahı var. Allah bunu hesabını er ya da geç AKP hükümeti, onları destekleyen Kürdlerden soracak. Çünkü 1920 li yıllarda değiliz, 2014 yılındayız. Kürdler de o yılların Kürdleri değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.