İhsan Çölemerikli

İhsan Çölemerikli

İlkçağ Zagros ve Mezopotamya’sında Kadın

Hiç kuşku yok ki, Zagros, Mezopotamya ve Anadolu kadınları tarihlerinin en parlak dönemini ilkçağda yaşadılar. Sümer ve Akadların İNNANA’sı; Babil, Asur ve Hititlerin EŞDARI; Kenanlı ve İbranilerin ASTARTE’si; Yunanlıların AFRODİT’i ve Romalıların VENÜS’ü ilkçağ toplumlarının kadınlara olan saygılarının birer simgesi konumundaydılar. Bunların içinde kendisinden en çok bahsedilen, güzel olduğu kadar hiddetiyle de tanınan savaş ve aşk Tanrıçası İŞTAR’dır. Sümer Tanrılar Meclisinde söz sahibiydi. Uruk kenti Kralı GILGAMEŞ’e yaptığı evlenme teklifi ret edilince; Tanrılar Meclisinden çıkarttığı kararla GILGAMEŞ’i öldürmek üzere Gök Boğası’nı Uruk’a göndermiş ve boğanın Gılgameş’in dostu ENKİDU tarafından öldürülmesiyle; erkeğin kadına karşı ilk öldürücü darbenin de hayata geçmesine neden olmuştu. Mezopotamya’da kadının kırılmasının da bu eylemle başladığı söylenebilir. Ancak dağlık coğrafyada kadın saygınlığını bu olaydan yüzyıllar sonra da sürdürdü.

Biz bugünkü yazımızda HURRİ kökenli Zagros boyları içinde Tanrıça düzeyinde saygı duyulan kadınlardan birkaçına yer vereceğiz. Bu makaleyi son yıllarda kadının özgürleşmesi adına mücadele veren, yaşamlarını yitiren ve acı çeken Kürt kadınlarının anısını yaşatmak için kaleme aldığımı ayrıca belirtmek istiyorum.

Kürtlerin ilk sallandıkları beşik olan Zagros Dağları’nın derin vadileri, yüksek platoları ve onları çevreleyen Mezopotamya düzlükleridir. Bu kadim ve verimli coğrafya neolitik dönem öncesinde insanoğluna kucak açmış, tarihi süreç içinde bölgede kurulan uygarlıklara önemli katkı sunmuştur. Bu bereketli coğrafyada da Tanrıçalara inanma geleneği vardı. Yerleşik hayat öncesinde zengin bitki örtüsü, av hayvanları ve mağaralarıyla insanları barındıran, emziren Zagros Dağları’nın verimliliği mitolojide de öncülük yaptı. Böylece dağlıların efsaneleri ovalılar için de esin kaynağı oldu.

İ.Ö. 2300 yıllarında merkezi Zagroslarda yerleşik LULULAR’ın kralı ANUBANİNİ’nin Sami boylarına karşı yaptığı bir savaşı Tanrıça’nın yardımıyla kazandığına inanılmış ve bu başarısından dolayı Tanrıça kendisine başarı nişanesi olan bir halka sunarak kutlamıştır. Tablette kralların dahi önünde saygıyla eğildiği Zagros’lu Tanrıça tüm ihtişamıyla, omuz seviyesine kadar açık olan koluyla görülüyor.

38426

(Etem Xemgin’in İslamiyet Öncesinde Kürdistan’da Dini İnançlar adlı kitabından)

1998 yılında tarihi Hakkari Kalesi’nin kuzey eteklerinde belirli bir kaide üzerinde oturtulmuş 13 adet stel bulundu. Tamamen yerli sanatçıların eseri olan stellerin Hurri kökenli HUBİŞKİYA Krallarına ait olduğu saptandı. Şu anda Van Müzesi’nin avlusunda sergilenen bu dikili taşlardan ikisi kadın kahramanlara aittir. Bu da Zagrosların tamamında olduğu gibi 19. yy birinci yarısının sonlarına dek yabancı kültürlerin giremediği Hakkari’de de; günümüzden 3500 yıl öncesinde bölgede egemen olan daha sonra da Urartu aşiret konfederasyonu içinde yer alan Hubişkiya krallığı döneminde erkek ataların yanında, kadın büyüklere de anıtsal değeri olan stellerde yer alacak kadar saygı duyulduğu belgelenmiştir.

38427

(Prf. Veli Sevin, Hakkari Taşları, 2006)

İ.Ö. 9. yy da Van Gölü havasında devletleşen Ararati ve Nairi aşiretler birliğinden oluşa Urartu Aşiret Konfedere Devleti’nin 79 kişilik Tanrılar listesinde 16 Tanrıça’nın adları da yer almıştır. Tuşba’nın (Van) bugün Akköprü Mahallesi olarak bilinen yerleşim alanının yakınında yöre halkı tarafından “TAŞ KAPI” olarak bilinen, gerçek adı HALDİ KAPISI veya MEHER KAPI olan kitabede 64. sıradan itibaren Urartu Tanrıçalarının adları işlenmiştir. Tanrıçaların ilk 38428sırasında yer alan ARUBANİ’nin baş ve ulusal Tanrı HALDİ’nin zevcesi olduğu biliniyor. Keçi ile betimlenen Arubani, tabletlerde saygın yüzü, dirseklere kadar açık olan bilezikli kolları ve dirayetli duruşuyla izleyenleri adeta büyülüyor. Aradan 1400 yıl geçmesine rağmen Lulubi Kralı Anubanini ile Urartu Tanrıçası ARUBANİ’nin isimleri arasındaki yakın benzerlik; Urartu hanedanının Zagros kökenli olduklarına kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tanıklık ediyor. Zaten Urartular konusunda uzman olan bazı bilim adamları eserlerinde bu yakınlığa vurgu yapmışlardır.

Tanrı Haldi ile Tanrıça Arubani

Prf. Dr. Atlan Çilingiroğlu

Urartu Krallığı Tarihi ve Sanatı

S:157

Resim 4’te ölü yemeği sunan Urartulu kadınların da bakımlı saçları ve şal desenli giyimlerinin yanında bellerinde kuşak vardır.

38429

Ölü yemeği sunan Urartu kadınları

Prof. Dr. Atlan Çilingiroğlu

Urartu Krallığı Tarihi ve Sanatı

S:102

Yine Urartu tabletlerinde kadınların zamanın yöresel çalgılarını çaldıkları, dans ettikleri, akrobatlı gösterilere katıldıkları görülmektedir. 5 nolu resimde soldan sağa doğru şarap sunan, Obua (Flüt), Lir, Tef ve Saz çalan kadınlar işlenmiştir. Bunların arasında günümüzde de Van caddelerinde rastladığımız yüksek tahta ayaklar üzerindeki akrobat görülmektedir. Urartular konusunda uzman bilim adamlarının başında gelen Prof. Dr. Oktay Belli “III. Uluslararası Van Gölü Havzası Sempozyumu” isimli çalışmanın 132 ve 136. sayfalarında özellikle flütün günümüzde de kullanıldığına dikkat çekmiştir: “Bu ilginç müzik aleti günümüzde Hakkari bölgesinde yapılan düğünlerde halen kullanılmaktadır. Büyük bir zevk ile çalınan OBUA’ya (flüt) yöresel olarak “PİK” denilmektedir. Hakkari bölgesinde 2800 yıldan beri kullanılan bu ilginç müzik aleti Urartular’da kadın sanatçılar çalarken, günümüzde yalnızca erkekler tarafından çalınmaktadır.”

38430

İlkçağda Zagros’lu kadınların toplumda çok rahat olmalarının diğer bir canlı kanıtı da Muşaşir Tapınağı’nı günümüze taşıyan tablettir. İ.Ö. 714 yılında Asur krallarından II. Sargon tarafından işgal edilerek yağmalanan ve antik çağın en zengin perestgahı olarak bilinen; Yüksekova veya Güney Kürdistan’ın Sidekan Ovası’nda olduğu sanılan beşik çatılı Haldi Tapınağı’nın yanında resmedilen üç katlı muhteşem sarayın terasında biri oturarak, ikisi de ayakta görünen üç kadın figürü; günümüz modern kadınını aratmayacak görünüme sahiptirler. Bu görüntüler, ilkçağ Zagros’lu kadınların gücü hakkında yeterli bilgi sunmaktadırlar.

38431

Ord.Prf.Dr. Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, S:182

İ.Ö. 660-630 yılları arasında inançlarını yaydığı sanılan Zerdüşt Peygamber; Sokrates, Buda, Konfüçyüs ile birlikte ilkçağın dört büyük ahlakçılarından biri olarak anılıyor. Babasının adı Poruşaspa, annesinin adı ise DOGHDOVA’dır. Dedesi Patiragtaraspaya Urmiye Gölü yakınında yerleşik Spitama aşiretindendi. Annesi Doghdova MED dilinde şirdoş-berivan, yani süt sağımı yapandı. Henüz 20 yaşlarında genç bir kız iken ve günlük uğraşısı olan süt sağmaya giderken, yolu rengarenk çiçeklerden oluşan bir çimenliğin içinden geçer. Kokuları ve renkleriyle göz kamaştıran çiçeklerden bir deste yaparken; kendisine ismen hitap eden bir ses duyar. Etrafına bakınır kimseyi görmez. Tekrar edilen çağrının yukarıdan geldiğini fark eder ve yönünü o tarafa çevirir. Gökteki bulutların içinde gelen sesin kendisine: “Doghdova korkma, ben büyük Tanrı Ahuramazda’nın meleğiyim. Sana bir müjde vermek istiyorum: senin bir erkek çocuğun olacak. Bilgisiyle dünyayı gökteki güneş gibi aydınlatacak. Halklara önderlik yapıp onları doğru yola çağıracak. Senin için özel yeşil otlardan bir demet ile sihirli bir tas hazırladık. Güçlenmeniz ve cesaretlenmeniz için o demet otu süte katıp birlikte içmeniz gerekir. Bu çağrıdan sonra ak bulutların içinden süzülen güneş ışınları DOGHDOVA’yı kutsarcasına kucaklar. Doghdova korku ve heyecan içinde yakınındaki Ceylanlar Pınarı’nın başına gider. Bakar ki, meleğin müjdelediği bir demet ot ile süt dolu kase soğuk ve berrak kaynağın kenarına bırakılmış. Meleğin buyruğu doğrultusunda ot demetini yedikten sonra tasın içindeki sütün de bir kısmını içer ve arta kalanı da üzerine döker. Tası yıkamak için kaynağa eğilirken güneş gibi parlak bir ışığın arkasında durduğunu ve yüzünün sabah yeni doğan güneşin ışınlarına benzediğini fark eder. Artık o saçtığı ışıkla içine girdiği karanlık odaları aydınlatan biri olmuştur. Işık saçan yüzü kendisine oturduğu köyde çok sayıda düşman kazandırır. Komşularının ateşte yakma, yırtıcı hayvanlara yedirme biçimindeki cezalandırma yöntemleri sonuçsuz kalınca; babasının önerisi üzerine Salaban Dağı yakınlarında oturan aile dostları Patiragtaraspaya’nın yanına gitmek zorunda kalır. Bu mecburi göç sonunda Patiragtaraspaya’nın oğlu Poruşaspa ile evlenecek ve bu evlilikte tarihe Zoroastre veya Zaratustra olarak da geçen ZERDÜŞT dünyaya gelecektir. (Bu özel alıntı https://www.amidakurd.com dan alınmıştır.) bu mitolojik anlatımda da; doğacak Peygamberden önce Zagros’lu bir kadının günümüzden 2650 yıl öncesinde Tanrı tarafından kutsanmış olması oldukça anlamlıdır.

İ.Ö. 401 yılında Karduklar Ülkesinde 7 gün serüvenli bir yolculuk yapan ANABASİS’in yazarı KSENOPHON da Med kızlarının güzelliğinden övgüyle bahseder. Onların etkisinde kalıp bölgede kalmak isteyen Yunanlı askerleri ölümsüz eserinin 93. sayfasında şu sözlerle uyarır: “Ama bu kez aylakça bir ömür sürmeye, bolluk içinde yaşayıp Medlerin ve Perslerin uzun boylu güzel kızlarıyla ilişki kurmaya çalıştık mı, lotus yiyenler gibi dönüş yolunu unutmanızdan korkarım.”

Kürt mitolojisinde de kadına önemli değerler biçilmiştir. MEMÊ ALAN DESTANI’nın halk anlatımında periler padişahının üç kızı vardır. Bunlardan birinin adı ROJBANU (güneş prenses), diğerinin adı (HEYVBANU) (ay prenses), üçüncüsünün adı da STÊRBANU (yıldız prenses) imiş. Bu üç kardeş birer kuzu postunu üzerlerine alarak birer keklik kılığına giriyorlar. Cinlerin de yardımıyla CİZRE’ye gidip odasında uyuyan destanın kadın kahramanı ZİNE’yi havada taşıyarak; yüzlerce kilometre uzakta olan Magribiyan kentindeki erkek kahraman MEMO’nun odasına bırakılıp tanışmalarını sağladıktan sonra tekrar ayırıyorlar. Bu anlatımda Kürt kadınına iki önemli rol biçilmiştir. Birincisi varlıkları veya herhangi bir nesneyi semalarda taşıma gibi olağanüstü bir güce sahip olma; diğeri ise kadın güneş, ay, yıldız gibi aydınlatıcı özelliği olan yaşam kaynaklarına benzetilmiştir. (Bu anlatıma Celadet Bedirhan’ın Memê Alan Destanı’nın 28-29. sayfalarında daha geniş biçimde yer verilmiştir.)

Bu birkaç kısa anlatımın dışında; Kürt halkının çağlar boyunca kadına verdiği değer şarkıların dizelerinde saklıdır. Bu canlı kaynakların irdelenmesiyle dağlıların kadına bakışı daha iyi anlaşılacaktır. Bu hazinenin kapısının aralanması umuduyla 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününü kutluyorum.

Sağlık ve ailevi sorumlarım nedeniyle bundan böyle Yüksekova Haber Sitesi’ndeki yazılarıma ara veriyorum. Tüm okuyuculara duyurulur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
46 Yorum