Hemîd Dilbihar

Hemîd Dilbihar

Hüsnü Cemalimde
Cihan-ı Âlemi Gördüm

    İki can (aziz) yoldaşa

 

 

***

İnsanların soluksuz kaldığını sanabilirsiniz. Ama ruhlarının çığlıklarının asla soluksuz kalmadığını, soluğunuzu hissettiğiniz her an görebilirsiniz… İnsanlık vicdanının sesidir yürekten yükselen her bir çığlık!.. Vicdanınızın sesine kulak verin ve azad eyleyin çığlıklarınızı; ki, CİHAN-i alem-i göresiniz HÜSNÜ cemalinizde, HÜSNÜ-CİHAN"ınızda cemali âlemi (âlemin güzelliğini) göresiniz..

 

***

 

Ruhlarını onur ve sadakat suyu ile yıkayan, yüreklerinde tün zamanların çığlıklarını ve haykırışlarını barındıran ve her adımında bu dünya kendi özünde yeşersin diye insanlık tohumunu tüm yüreklere serpiştirmesini bilenler, insan ve toplum üzerinde derin ve büyük bir etki bırakırlar. Öyle ki bu etki asla sözcüklerle anlatıl(a)maz.

 

Onlar, kendi "istemleri" dışında bile olsa –kendilerini öyle görmek istemezlerse de- içinde bulundukları toplum ve parçası oldukları insanlığın derin ve yüksek sözlüklerinde "yiğittirler, kahramandırlar, önderdirler."

 

Yaşama sonuna kadar bağlı oldukları gibi ölümden asla korkmazlar. Onlar ölümü çoktan öldürmüşlerdir soluklarında. Çünkü fedailiğin ölümsüz şarabını daha yola koyulurken içmişlerdir. Onların ruh, yürek ve bilinç sözlüğünde YAŞAM vardır. Ve yaşam için ölümü öldüre öldüre ölümsüzleşmek.

 

Yüreklerinin sesine kulak vermesini bildikleri gibi, hayatın her karesinde bedenlerini özgürleştiren bir ruh çarpar her an yüreklerinde. Zira onlar, hiçbir beklentileri olmaksızın, kaygısız ve korkusuz, çocukların hayalleri "karanlık çağların bakışları"na ve "tüm zamanların yüksek değerleri"ni, alçaltan "modern (!) ve post-modern fırtına"ya kapılmasın diye, bahar tomurcukları zamansız ve vakitsiz düşmesin diye toprağın rahmine, sevda sevdalıların bağrında bir sevda cellâdına dönüşmesin diye " hayatın en önemli işi" i olarak; bildikleri özgürlük mücadelesinde hep bir "serüvenci" gibi koşarlar. Ama mutlaka koşarlar.

 

Konakları bol olan bu "serüven"de, menzile ulaşmanın inanç, umut ve özlemi bile onlara asla durmamak için yeterlidir.

 

Onlar için en büyük zafer koşmasını bilmektir, koşmaktır. Koşanların yürek atışlarının bedenlerine ruh ve can verdiğini çok iyi bilir onlar. Bundan daha güzel zafer ve başarı olabilir mi yaşamın sözlüğünde?!.. Hem koşarken zafei  ulaşmak, hem zafere ulaşmak için koşmak. Gülüşleri, bakışları ve duruşları neyin eseri sanırsınız?!..  

 

Onlar, her zaman yaşama tutkundurlar. O kadar sevdalıdırlar ki yaşama, herkesin, her an, yaşamın özü olan özgürlük için durmadan ve usanmadan mücadele etmesini isterler, arzularlar. Bunun için hep en önde yürürler. Yürüyüşleri gülüşlerine, duruşları bakışlarına asla ihanet etmez onların. Onlar tüm zorluklara zaman ve mekâna kulak asmadan sonuna kadar direnirler. Direnmenin yaşamın ta kendisi olduğuna herkesten daha çok inanırlar. Onlar yaşamla birlikte doğdukları gibi yaşamla birlikte "ölürler" ancak. Ki yaşamın asla ölmeyeceğini iyi bilir onlar. Ondandır hep yaşarlar. Ve hep yaşayacaklar.

 

Onlar en sevdalı sevdakardırlar. Yaşama o kadar bağlıdırlar ki, en kutsal ve değerli sevdanın, özgür bir yaşam uğrunda derin bir erdem ve sevgi ile mücadele etmenin ta kendisi olduğunu iyi bilirler.

 

Onlar "konuş(a)mayaınların dili" "gör(e)meyenlerim gözü" duy(a)mayanların kulağı" olmasını becerenlerdir. Ve onlar yürüyerek yürütmesini bilenleredir. Onlar, fedakârlıklarıyla, coşkularıyla, hal ve hareketleriyle, azimli çalışmalarıyla, her bir adımlarıyla, gülüşleri ve bakışlarıyla, soluk alış-verişleriyle binlerce çığlık ve haykırışı olanların "çığlık ve haykırışı" olmasını bilenlerdir!..

 

"Onlar" "istese de istemese de" kendi içinde yaşadıkları toplumun ve insanlığın ruhunda ve yüreğinde çarpıyorlar, çarpacaklar. Yalnızca beyin değildirler onlar. Eller, kulaklar, gözler, ayaklar!.. Onlar her şeyden önce yürek ve ruhlar. Bir bedendirler aslında onlar. Ve o bedenlerde cana can, hayata hayat katandırlar, canlarını "canları"na adayarak, hayatlarını "hayat"a adayarak.

 

"Onlar"  yaşamlarını "yaşama" adayan özgür yaşam arayışçılarıdırlar. Yalnız arayışçı değil, savaşçısıdırlar. Özgür yaşamın somutlaşmış biçimidir onlar.

 

"Onlar" "içimizde gizlenen bizlerdirler"

Ve hep öyle kalacaklar!..

 

Ve onlara ne kadar "methiye" dizersek azdır. Ki yoktur ihtiyaçları "methiye"ye o ölümsüzlerin. Aslolan, insanlığın özgürlük serüveninde bir damla terin-kanın ve bir zerrecik mücadelenin tüm yazdıklarımızdan ve söylediklerimizden daha değerli olduğunun bilincinde olarak, kendimizde gizli olan "onlar"ı keşfedip "onlar"a ulaşabilmektir. Çünkü "onlar" yaşamlarını bizim için adadılar…

 

"Adanmışlar"ın umut, özlem, hayal ve düşlerine sahip çıkmak, derin insanlık vicdanı, yüksek toplumsal sorumluluk ve gerçek yoldaşlık-dostluk gereğidir.

 

Onlar

             "Onlar" "siz"siniz

"Biz" de saklı olan!..

 

Geceydi

Her yer karanlık

Kaybolmuştu yıldızlar

Görünmüyordu ay

Semaların kucağında!..

 

            Mezarlıklar da korkuyordu artık

Zamanın bakışlarından

Ve onlar yola koyuldu yavaş yavaş

Sabrın metanetini kuşanarak!..

 

            Kimileri onlara

"Yüreklerin aydınlığı" dedi

Kimileri "umudun ışığı"

Kimileri de "özgürlük kıvılcımı";

Mevsimler "gecikmiş baharın

Bahar yürekli çiçekleri" dedi onlara

"Kızıl güller" dedi sevdalılar

"Şairlerin yüreğinde açan"

Ve aşkın imgeleri onlara "can-ı canan" derken

Annenin biri onlara; "aziz(e)" dedi…

 

Kulak asmadılar ne ada ne nişana

Adresleri belli değildi

Zira onlar "her yerli" ve "hiçbir yerli"ydiler

Ve yürüdüler

Yürüdüler

Hep yürüdüler…

 

Bir tan vakti açtıkları zaman gözlerini hayata

Öğrenmişlerdi annelerinin bakışlarından

"Durmak ölümün ta kendisidir bu topraklarda"

Vurdular-vuruldular

Ama asla durmadılar

Asla yılmadılar;

Onların düşüp

Soluksuz kaldıklarını sananlar

Çıksınlar dağ başlarına

Baksınlar Amed"in sokaklarına

Dicle"nin akışına

Ve analarının bakışlarına

Gün ışıkları öperken dudaklarından toprağın!..

 

Yürüyor onlar

Daha dün yürüdüğümüz gibi

Omuz omuza Newroz"un Azadi meydanlarında,

Yürüyor daha onlar

Yaralı bir alacakaranlıktan

Gözleri ışıldayan bir şafak vaktine;

Yürüyor daha onlar

Gözleri ışıldayan bir şafak vaktine,

Yürüyor daha onlar, gözleri ışıldayan

Yürüyor daha onlar

Yürüyorlar daha

Yürüyorlar

Onlar!..

 

 

*

Ve onlar: HÜSNÜ. CİHAN. Biri cemal-imiz, biri âlem-imiz. HÜSNÜ CİHAN-ımız.

 

Birlikte güldük. Birlikte coştuk. Birlikte vuruştuk. Hayallere dalıp birlikte düş kurduk yaşamın gerçek karelerine nakşederek. Zulme karşı sözcüklerle savaşırken, elimizdeki taşları birlikte attık zalim panzerlere. Ve çocukların gözlerine birlikte baktık kendi gülüşlerimizi yarınlara taşıyabilmek için bakışlarımızın aydınlığında.

 

 "Onlar"dan bize geriye yalnızca "ONLAR"kaldı.

 

"Onlar"dan bize geriye HÜSNÜ CEMALİM VE CİHAN-İ ÂLEM kaldı. Daha ne istiyoruz ki onlardan, "ONLAR"dan başka!?..

 

*

HÜSNÜ cemalimdir CİHAN-ı âleme sevdalandıran ruhumu. CİHAN-ı âlemimdir ruhumu sevdalandıran HÜSNÜ cemalime… Ve HÜSNÜ cemalimde CİHAN-ı âlemi gördüm; bir daha, bir daha… CİHAN-ı alemimde HÜSNÜ cemalimi gördüm; bir daha, bir daha!.. Ve yüreklerinden öptüm, yüreklerinden öptüm, yüreklerinden öptüm… Ah bir bilseniz ne yürekti onlar!..

 

Ve ey HÜSNÜ cemalim, ey CİHAN-i âlemim, bilesiniz ki siz hep vardınız ve var olacaksınız… Ve var oluşunuz nedenidir var oluşumuzun.

 

* Not: Yazının orjinali Kürtçe'dir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
12 Yorum