M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

HDP'ye borç oy

7 Haziran seçimleri yaklaştıkça ortalık kızışıyor. İktidar partisi AKP, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, susturulmuş, sindirilmiş ve de yandaş medyayı arkasına alarak ortalığı manipüle ederek, bilgi ve açıklamaları çarpıtarak seçimlere doludizgin tam gaz gidiyor.

Karşılığında muhalefet CHP, MHP ve HDP 12 yıllık rüşveti, yolsuzluğu, hırsızlığı, Gezi’yi, Roboski’de 34 çocuğun katilini, kömür ocakları cinayetlerini ve bozulan ekonomi üzerinden seçime gerçekleri yansıtmayan medya, gazete ve TV lere rağmen çabalıyorlar.

Onlar çalışıp, çatışa dururken bir ses “HDP baraj altında kalırsa AKP Türkiye’yi felakete götüreceği için CHP ve MHP’ye oy veren seçmen HDP’ye ‘borç’ oy vermeli” dedi.

Kim bu onurlu ve şahsiyetli sıfat derseniz; Antikapitalist Müslüman çıkışı ile İslam- politik oluşumunun mimarlarından yazar ve müfessir ihsan Eliaçık’ın ta kendisiydi. Taraf’ta Tunca Öğreten’e verdiği demeçte önemli bulduğum bölümlerini okumayan okuyucular için köşeme almayı görev bildim.

“Erdoğan’ın yaptığı Muaviye taktiğidir. Hz. Ali’ye karşı verdiği savaşta işin yenilgiye doğru gittiğini görünce Muaviye, askerlerine “Mızraklarınızın ucuna Kur’an ayetleri takıp, havaya kaldırın” dedi. Hz. Ali’nin ordusundaysa hafızlar vardı “Kur’an’a karşı savaşmayız” dediler. Hz. Ali’nin ordusunda bu yüzden bir bölünme yaşandı ve savaş kaybedildi. Şimdi bu taktik savaş meydanlarından seçim meydanlarına inmiş durumda. 

70’li yıllarda bunu Demirel de yapardı. Kur’an’ı Türk bayrağına sarar, meydanlarda öperdi. Şimdiyse “Bu, din düşmanları Kürtçe Kur’an’ı hazırlayan Diyanet ile birlikte Kur’an’ı da kaldırmak istiyor” diyor Erdoğan. Yapılan haksız, adaletsiz, gerçek dışı ve çirkin bir iddia. 

Erdoğan bu hareketiyle, sokaktaki insanda “CHP Diyanet’i, HDP de Kur’an’ı kaldıracak. Ortada din, min kalmayınca da camiye gidip, namaz kılamayacağız. Aman AKP’ye oy verelim ki din elden gitmesin. Kur’an’ı yaşatacak ve yüceltecek tek kişi Erdoğan ve AKP’dir” algısı yaratmak istiyor. Bu propaganda dört dörtlük din istismarıdır. İslam ile bağdaşmaz. Seçim meydanlarında Erdoğan’ın, Kur’an’ı sallamasına gerek yok ayrıca.

Sosyal medyayı takip etmeyen, eğitim seviyesi düşük, zihnen mahalle duvarları içerisine hapsolmuş bir kitle üzerinde bu hareket etkili olur. Örneğin bu tanıma uyan Şafi Kürt seçmeninin eli seçimde HDP’ye gitmez. Hâlbuki HDP’nin seçim bildirgesinde, din işlerinin devlet tekelinden çıkarılacağı yazıyordu. 

Bunun iki sebebi var, birincisi; İslam’ı savunanın sadece AKP olduğunu zannediyorlar. CHP ve HDP’nin din düşmanları olduğu telkinlerine maruz kalıyorlar. Örneğin CHP’nin camileri ahır yaptığını, Kürt gerillaların da dağlarda Zerdüşt eğitimi aldığını falan düşünüyorlar. Erdoğan, seçim meydanlarında böyle bağırdığı için Müslüman seçmen de; bu iki partinin  İslam’a hizmet edemeyeceğini düşünüyor.

Diyanetin kaldırılması aslında dinin, devletin tekelinden çıkarılıp, halka teslim edilmesidir. Bu, aynı zamanda bizim gençlik yıllarımızda İslam teşkilatlarında savunduğumuz bir anlayıştı. İşin ilginç tarafı şimdi “Bu Diyanetten ne istiyorsunuz” diye bağıran Davutoğlu ve Erdoğan’la biz aynı kökten geliyoruz. Gençlik yıllarında onlar da Diyanet’in kaldırılmasını istiyorlardı. Çünkü biz bu grupların içerisindeyken Diyanet ile “Diyanet İşleri İslam’ı”, “Hıyanet İşleri” ve “Namaz kıldırma memurluğu” diye dalga geçerdik. HDP, Diyanet’i kaldıracağım deyince hepsi itiraz eder oldu. Kardeşim, ne oldu size? 80 ve 90’larda, sizin söylediklerinizin aynısını söylüyor şimdi HDP. Devleti ele geçirince, Diyanet’i propaganda aracı olarak kullanmaya başladılar. Güç ellerine geçince “Diyanet kalsın” demeye başladılar. 

Bana göre AKP’ye oy veren yüzde 50’nin en az yarısı “O paradan bana da verin”  diyor. “Rüşvet ya da rant, adı ne olursa olsun, ben de alacağım” diyen bir kitle bu. Dolayısıyla o çalınanları hırsızlık olarak görmüyor. Problem de burada başlıyor. Bu ülkede Müslümanlık dejenerasyonu yaşanıyor. 

Gerçek Müslümanlar azınlıkta… Ebu Zerr El Gifari’yle aynı fikirleri savunan, yani “İhtiyaçtan fazlasını vereceksiniz” diyen kaç Müslüman var bugün Türkiye’de? Hepsi lafta Müslümanı. Necip Fazıl’ın deyimiyle; “kafa kâğıdı Müslümanı” bunlar. Müslüman, barıştan yana, adaletli, güzel ahlâklı, eşitlikçi insan demektir. Bunların İslamiyet’ten anladığı bu değil. 

AKP’ye oy verenlerin Müslümanlıktan anladığı; göstere göstere namaz kılmak, oruç tutmak, saçının tek telini göstermemek, alkolden bir damla dahi almamak, kurban kesmek ve bir de hacca gitmek. Her gün namaz kılarsan; günlük, cuma namazına gidersen; haftalık, her yıl hacca gidersen; yıllık, Arafat’a da çıkarsan en büyük günah olan kul hakkı siliniyor…

Böyle bir Müslümanlık anlayışı var. Yani her türlü haltı yiyorsun ama bunları yerine getirince bütün günahların af oluyor. Bu, Emevi İslam’ıdır. Bunlar, Kerbela’da Peygamber’in torununu öldüren Yezid’in, kendini aklamak için uydurduğu şeyler. Yezid, kendini aklamak için İstanbul ile ilgili bir hadis bile uydurmuştu “İstanbul’u fetheden komutan; ne güzel komutan, İstanbul’u fetheden asker; ne güzel askerdir” diye. Hz. Muhammed’in hiçbir zaman bir yeri işgal etmek gibi bir amacı olmamıştı oysa.

Mezhepçi bir politika yürütmek doğru değil. Hele hele Ortadoğu gibi bir yerde herhangi bir mezhebi tutmak, diğerini ise tasfiye etmeye çalışmak kabul edilemez. Suudi Arabistan, Katar ile birlikte ittifak yaparak Esad’ı devirmeye kalkmak; yanlıştır. Erdoğan bu noktada hem Yüce Divan’a, hem de uluslararası arenada Lahey Adalet Divanı’na gidecek suçlar işledi. AKP, tek başına iktidar olarak çıkamazsa bu defterlerin hepsi açılacak.

Erdoğan geri dönüşü mümkün olmayan bir yola girdi ve bu yüzden canhıraş bir şekilde iktidarı kaybetmemek için uğraşıyor. Erdoğan da hayatının geri kalanının mahkeme salonları ve cezaevlerinde geçeceğini iyi biliyor. Bu yüzden ne pahasına olursa olsun iktidarı kaybetmemeye çalışıyor.

Belediye Başkanı olmadan önce kendisine, önemli yerlere gelmemesi için bazı güçlerin engel olduğunu söylüyordu. Buna rağmen sırasıyla Belediye Başkanı, milletvekili, Başbakan ve Cumhurbaşkanı oldu. Şimdi de “Beni Başkan yaptırmıyorlar” diyor.

Erdoğan’ın kariyeri hep bu hikâye üzerine kurulu… Bu, düpedüz bir sahtekârlık… Halk da buna her seferinde inanıyor. Hatırlarsınız, Belediye Başkanı olmadan önce ‘Tayyip Erdoğan’ın zengin olduğunu duyarsanız, kesin haram yemiştir’ demişti kendisi için. Şimdi o dediği gerçekleşti işte: Paranın, saltanatın, sarayın içerisine gömülmüş, tek başına iktidar olmanın getirmiş olduğu bir azmışlık içinde. Onun iyiliği için seçimlerde halkın, barajı yıkıp geçmesi ve bir tokat vurması gerekiyor. Bu tokat ancak barajı geçmesi gereken partinin Meclis’e girmesiyle vurulabilir. CHP ile MHP ne kadar oy alırsa alsın HDP, barajı geçmezse bu seçimden bir tokat çıkmaz. Gerekirse halk HDP’ye borç oy verecek.

Siyaset ateşten gömlektir. Öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan konuşmayacaksın. Türkiye’deki partiler bu üç kurala riayet edebilseydi İslami olabilirlerdi. Roboski’de 33, Gezi olaylarında 9 insan öldürüldü. Yolsuzluklar, ayakkabı kutuları ve tapelerle ayyuka çıktı. Delilleri yok ettiler, soruşturmayı yürüten savcıları görevden aldılar. Kabataş’ta ve Dolmabahçe’deki cami olayında da yalan söylediler. Baktığımızda Erdoğan’ın, dört büyük kitabın, en büyük üç günahını işlediğini görüyoruz. Bizdeki Müslümanlar adalet ve haktan değil, güçten yana. Para ve makam sahibi olmayı, Müslüman olmaya tercih ettiler. Şu anda biz güce tapan bir kitleyle karşı karşıyayız. 

Bunu düzeltmek biraz zaman alacak. Eskiden ‘Müslüman dindar’ dendiğinde, ‘Haram yemeyen, sade yaşayan, mütevazı ve güvenilir’ insanlar akla gelirdi: ‘Bunlar namaz kılar, Allah’tan korkar. Çalmaz, çırpmaz, adam öldürmez, zulmetmez’ denilirdi. Bunu mahvettiler. 

Bu ülkede 6,2 milyon işsiz var. Böyle bir durumda Kürtçe Kur’an bastırmanın, İslamiyet’e göre hiçbir karşılığı ve önemi yoktur. Kur’an’ın dili değil, içinde yazan önemlidir. Kur’an’da, ‘Zekâtların, fakirlere, borçlulara, ihtiyaç sahiplerine, işçilere, boyunduruk altında olanlara, kimsesiz çocuklara dağıtılması gerekir’ der. Bunun adı sosyal adalet politikasıdır. Sosyal adalet politikasını ister CHP, MHP isterse de HDP hayata geçirsin… Bu, Kur’an’a uygundur. AKP’ye baktığımızda bunların hiçbirinin hayata geçirilmediğini görüyoruz.

Türkiye’nin yarısından fazlası yoksulluk sınırı altında. Böyle bir zamanda sarayda yaşayamaz, bin liralık bardakla su içemezsin. Bu hem İslam’ın ruhuna, hem de Hz. Muhammed’in hayatına ters. Bu saydıklarımı yapan birinin, seçim meydanlarında Kur’an’ı havaya kaldırıp, oy istemesi mümkün değil, çarpılır o adam. Kur’an’da benim gördüğüm, büyük suçların tümünün insan haklarıyla alakalı olduğudur.”

Söyler misiniz Allah aşkına daha ne desin. Tek kelime yanlışı var mı? O perdenin arkasına gidip mührü eline alan vicdanlı her seçmen en az bu seçimde oyunu HDP’ye vermeli.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.