Gelenekçi Kürtler ve Sol

Kürtler tanrı ve töre otoritesinden etkilenen ve biçimlenen gelenekçi bir toplumdur.

Gelenekçi ve inançlarına bağlı olan bir toplumu tepeden inme planlarla alışılagelmiş yaşam tarzı, inanç ve alışkanlıklarından değişime zorlamak haksızlıktır.

Gelenekçi toplumun insanı; Doğası gereği önceki nesilden görerek ve taklit ederek yaşamını sürdürür. Atalarından öğrenip uyguladığı alışkanlıklarından vazgeçmeyen ve sürdürmekte kararlı olan bu kesim muhafazakardır. Bu yüzdendir ki, gelenekçi Kürtler ümmetçiliği hala milliyetçiliklerine tercih ederler. Ve yine bu yüzdedir ki Kürtler kendi yurtlarında hala başka milletlere uşaklık yapmaktadırlar.

Babam askerlik anılarını anlatırken, er olarak yapmış olduğu hizmeti sanki devlete değil de Allah’a ve beytülmale yapmış gibi anlatırdı. Ve derdi ki: “Oğlum, devlet beytülmaldir, sakın ha bir gün bu görevi yaparsan hıyanete bulunma!”

Ancak seksenli yıllarda Diyarbakır’a gidip dönenlerin anlattığı işkence hikayeleri ve sonrasında benim de Diyarbakır zindanlarının diskosundan geçmem onun da fikirlerini değiştirdi. Daha önce, “Allah devlete zeval vermesin,” diyen babam, yine de olumluluğunu elden bırakmadan: “Allah bu ateşi söndürsün” derdi.

Gelenekçi olan Kürtlerin çoğunluğu  hala devleti beytülmal gibi düşünüyor olmalılar ki suni Kürtler AKP ve SP’ye, Aleviler de CHP’ye sadakat göstermektedirler. Bu kesimler sol söylemlerle yola çıkan ve Türk soluyla ittifaklar kuran DTP ve öncesindeki Kürt partilerine politik önyargılarla bakarak, yani inançsız ve komünisttir yaklaşımı sergileyerek, biraz da sistemin propagandası ile tavır koydular/koyuyorlar.

Haksız da değiller, çünkü bizler 1975’lerde henüz tanıştığımız sol aidiyetle kendimizi ifade etmeye çalışırken, toplum değerlerine ters düşüyor ve sistemin propagandasına alet oluyorduk.

Van Atatürk lisesinde okurken bir arkadaşım şunu anlatmıştı: “Atatürk ölüm döşeğinde iken İnönü’yü çağırır ve derki, Kürtler bir gün uyanacak ve hak talebinde bulunacaklar, siz onları komünistlikle suçlarsanız, halk onlara sırtını döner…” Ne kadar doğrudur bilemem ama, ne kadar da bize uydurulduğunu hepimiz gördük.

Halkımıza, solu ve neden solcu olduğumuzu anlatamadık!

Gerçekten, solun ve sosyalizmin özdeş kavramlar gibi gözükse de aslında karşıt özellikler de barındırdığını anlatamadık, çünkü biz de solcu olduğumuz halde bu ayrıntıyı bilmiyorduk. Sol ve sosyalizmin bize eş anlamlı gelmesinin temel sebebi ihtiyaç duyduğumuz toplumsal değişimin bu kavramlarda işleniyor olmasıydı. Sol’un ve sosyalizmin halklara özgürlük, eşitlik ve adalet getireceğine, sosyalizasyon hizmetlerinin bu sistem içinde gerçekleştirilip tüm halka refah sağlayacağına inanıyorduk.

Neticede bizler solun sosyalizmden farklı olduğunu ve halktan koparıldığımızı geç anladık, ama, Kemalistler hala sol’u bildikleri gibi Kürtlere karşı kullanmaktadırlar.

Oysa solun en önemli özelliği, sosyalizm ve gelenekçilikten farklı olup, insanın doğuştan sahip olabileceği bir düşünce biçimi olmamasıdır.

Sol; Sonradan edinilen ve eğitimle beraber sorgulama becerisi arttıkça kazanılabilecek bir düşünce ve bakış biçimidir.

Bu ideolojinin gelişmiş toplumlarda ortaya çıkış sebebi de eğitim sürecinden geçip birikim sağlayan kişinin toplumu sorguluyor olmasıdır. Her toplum dipten gelen yeni dalgalara karşı eskileri korumak adına bir tepki gösterir. Bu tepki genellikle yenilikçi ve muhalif olan genç kuşaklardan gelir.

Hakkari’de Mir’ler zamanında Baska rastê(sağ), baska çepê (sol) diye iki grup vardı. Mirin divanhanesinde sol tarafta oturanlar sol kanat, yani baska çepê, sağda oturanlar da baska rastê, yani sağ kanadı temsil ediyorlardı. Sağ kanatta olanlar daha çok ağalar beylerdi, solda oturanlar ise onların muhalifi ve daha alt sınıflara ait olanlardı. Yani toplumsal muhalefetin sağ sol gibi ifadelerle varlığı eskilere dayanır. Ama o zaman kimse muhalifleri dinsizlikle suçlamazdı. Ancak 20.YY’da sosyalizm ve komünizm ile özdeşleştirilen sol kesim gelenekçi toplumlarda inançsızlıkla aynı kefeye kondu. Çünkü bu çerçeveye kendini sığdıran inançsız kesimler de peyda olmuştu. 

Bu nedenle, bizde de sol denince akla ilk gelen şey, inançların sorgulanması ve reddidir.

Geldiğimiz bilgi çağında artık insanların kendilerini sağ veya sol gibi dar çerçevelerde ifade etmeye çalışmaları çağcıl bir davranış değildir. Bunu devam ettirmek de muhafazakarlıktır. Bu yüzdendir ki, sol faşistler sol milliyetçiler gibi kavramlar türedi. Gelişen bilgi ve teknoloji dünyasında klasik sağ ve sol aidiyetlerle uğraşmak aklı selim işi değildir.

Bu değişim süreç içinde egemenlerin elinde değişime uğrayan dinde de kendisini gösterecektir.

Dinin birey ve toplum yaşamını düzenlemek ve insanı kemale erdirmek amacı güttüğü  bilinmektedir. Ancak Egemenler iktidarlarını -günümüze kadar- devam ettirmek için, dini kendilerine göre yorumlayarak toplumu gruplara ayırmış ve her gruba göre de inanç değerleri belirlemişlerdir. Hakem olaylarında Müslümanların bölünerek (imam Hasan ve Hüseyin dahil) binlerce Müslüman’ın katledilmesi bu iktidar hırsı yüzünden değil miydi?

İran’a bakın! İslam cumhuriyeti, ancak insani haklarını talep eden Kürtleri idam ederek İslami kuralları mı uygulamaktadır? Türkiye Cumhuriyeti de İslam devleti olarak bilinir, ama Müslüman Kürtleri 100 yıldır öldürmekten vazgeçmedi. İran ve Türkiye Filistin’deki katliamlara “one minute” diyebiliyorken, iktidar uğruna Kürtlere ölümü reva görmektedirler. 

Buna rağmen İran, Türkiye ve Irak’ta Kürtler din kardeşliğine olan inançlarından dolayı sisteme karşı elpençe durmaktadırlar. Osmanlı’ya karşı isyanda bulunan Kürt beylerini başarısızlığa uğratan esas sebebin, yine Kürt şeyhlerinin kendi müritlerine halk arasında propaganda yaptırarak, “halifeye karşı gelenlerin nikahları/imanları boştur…” girişimi ve din otoritesine olan bağlılıktır.

Halk hala şeyh/molalara ve cemaatlere bağlı iken Kürt özgürlük hareketini sosyalizmle özdeşleşen sol ile yürütmek ve sitem aktörleri ile ittifak kurmak fayda vermez.

Ya solculuğunuzun gerçek sebebini izah edeceksiniz, ya da değişen dünyada –artık- sağcılık ve solculukla değil, toplumun temel değerleriyle hareket edip özgün bir siyaset yürütmenin bir yolunu bulacaksınız. Aksi taktirde sistemin yalanlarıyla değer yargılarına ters düştüğünüz halkla bağınız kopuk olacak ve adınız da terörist kalacaktır.

Halbuki, toplumsal değerlerle yola çıkan özgün halk hareketleri terörle özdeşleştirilemez. Ancak Kürt halkının özgürlük mücadelesi -siyasetteki acemiliklerinden- terör gibi gösterilerek Kürtlere hakaret edilmiş/mektedir.

Sistem özellikle kontrgerillaları, korucu ve PKK içindeki ajanlarını kullanarak, sivillere karşı  eylemler yaptırarak ve -basının da abartı desteğini alarak- dünya kamuoyuna bu hareketin terör amaçlı olduğunu göstermeye çalıştı.

Bir yandan dünya kamuoyuna “bunlar terörist” derken, bir yandan da iç kamuoyuna “bunlar Ermeni, Komünist” vb. gibi karalamalarla halktan koparmaya çalıştı.

Atatürk’ün dediği gibi, Kürt milliyetçilerine “komünist” suçlaması Müslüman Kürtlerde büyük bir etki yaratmış, gerek sistemin yarattığı korku ve gerekse inanç zedelenmesi sonucunda Kürt halkı belli bir süre gerillasına sahip çıkamamıştı.

Hal böyle iken yeniden yapılanmaya çalışan Kürt siyasetinin artık eski alışkanlıklarından vazgeçip halkın sevdiği bir siyaset dili ve yeni bir strateji ile yola koyulması zorunlu hale gelmiştir.

Örneğin: Osman Baydemir’in Kur’an ayetiyle demeç vermesi Kürt halkında olumlu bir etki yapmışken, buna alışık olmayan sistemin borazancılarında da şaşkınlığa neden olmuştu! Çünkü onlara göre Kürtler dinsiz ve imansızdır, bu yüzden milliyetçi kitle hareketlerinde “ya Allah, Bismillah, Allahüekber” gibi dini sloganlar kullanılarak halka, muhataplarının dinsiz imansız ve katli helal kimseler olduğu mesajı veriliyor.

Bu silahı onların elinden almak ve onlara karşı kullanmak zamanı gelmiştir.

Birkaç Kemalist solcunun paçasına yapışıp Kürt çoğunluğu dışlamanın alemi yoktur.

Kemalist Türk solu sisteme karşı ne yapıyorsa yapsın ama bize gölge etmesin.

Militer ruhlu devlet ideolojisinden beslenen dinci, solcu, demokrat ve bilumum kesimlerden Kürtlere zere kadar fayda gelmez.

Sol gösterip sağdan vururlar.

Askeri akılla kurulan bir devlette sivil aklın yeri olmaz.

Devlet ideolojisi değişmeden ne askeri akıl, ne de sivil akıldan değişim beklenemez.

Bu da açılımla olmayacağına göre, Kürtler kendi yolunu kendileri belirlemelidir.

Son göz altılarla da devletin açılım anlayışı deşifre olmuş ve Kürtlerin buna karşılık topyekün çok güçlü bir yapılanmaya girmesi mecburiyet kesbetmiştir.

Bir halifemiz yok, ama yurtsever din adamlarımız çoktur.

Bu savaşın Kürtler için bir cihad olduğu vaaz edilmelidir…

Çünkü, Allah tarafından verilen bir hakkın korunması söz konusu ve bu haklı savaşa karşı duranların nikahlarının boş olacağını Kürt melaları ve dedeleri ileri sürebilmelidir.

Toprağı, dili, kimliği ve özgürlüğü elinden alınan Müslüman, eğer, bu uğurda mücadele etmiyorsa, hakkını istemekten acizse eğer, gerçekten de nikahı ve imanı boştur.

Ya zalimlere hizmet edip imanından olacaksın,

Ya da mazlumun yanında hakka hizmet edeceksin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
31 Yorum