1. YAZARLAR

  2. İrfan Sarı

  3. Deprem Gerçekliği
İrfan Sarı

İrfan Sarı

Yazarın Tüm Yazıları >

Deprem Gerçekliği

A+A-

Az değil, 6,8 şiddetinde bir depremle karşı karşıya kalmışız. Doğu Anadolu fay hattının harekete geçmesiyle bu acı gerçeğin hayatımızda müdavim olduğu bir kez daha anlaşılmış oldu. Madem böylesi bir gerçeğin, yani olası depremlerle yaşayacaksak o halde söylenip durmak yerine oturup etraflıca düşünmemiz kaçınılmaz oluyor. Hele memleketimiz Hakkâri gibi, karasal bir iklime sahip bir yer için iki defa düşünmemiz gerekiyor. Özellikle kışları kar yağışlı olması, üstüne üstlük sert – dondurucu soğukların yaşanılıyor olması iki kez düşünmemiz için nedendir.

Evet, depremin oluşunu durdurmak mümkün değil diyor bu konu otoriteleri, ayrıca tarih vermek de namümkün. O halde depremle yaşamak zorunluluğunu düşünüp, kenti bir bütün olarak gözden geçirmek lazım. Olası bir depremi en az maddi zayiatla atlatmak ile birlikte can kaybını sıfıra indirmek için bütün yerel hükümet ile belediyeler, STK’lar bir araya gelip, konuyu masaya yatırmalıdır. Dünyada ilk aklıma gelen Japonya, bu konuda neler yapmış diye bir araştırma kurulu oluşturup, derli toplu sonuçları tartışmaya açarak, sonuca odaklamak üzere yola revan olmalıdır. Her ne kadar yerelin önerisini yapıyorsak da bu konunun, genel için ciddi olarak gündemleştirilmesi lazım geliyor. Yani, Türkiye yönetimi bu meseleyi hafife alıp, onu kulak ardı ederek sadece kaybeder. Deprem gerçeğini, okumak geleceği kurmakla eşdeğerdir. Fay hatları Türkiye yerkabuğunda her yönden döşenmiş yüksek gerilim tellerinin iç içe geçmiş halini andırıyor. İletken, birbirine temas etmeye dursun. Kim sağ kim selamet bilinmezine götürür. Götürdü de. Gölcük’te, İstanbul’da, Van’da, Bingöl’de, Erzincan’da yoksul halkın canına ve malına kondu. Daha da yaralarını saramamış bu kentler gibi unuttuğumuz kentler de var. Bu kadar yaşanmışlıktan payımıza düşen önlemleri alamamışsak, önümüze koyacağımız bir şapkanızın olmayışındandır. Bu hesabı sarı çizmeli Mehmet Ağa ödemeyecek bu da bilinmelidir. Bugüne kadar ödeyen ödedi hesabı ama bundan böyle bu hesap ödenemez faturalar koyacaktır yöneticilerin önüne. Yazıyı okurken “Vur abalıya!” diyenler olacaktır elbette ama bunu hafife almayıp ‘doğru’ diyenler çoğunlukta olacaktır. Olması gereken de budur. Depremin olmasından hemen sonra çarçabuk unutup, yaşamımıza odaklanmak için sürüyle meselemiz var nasıl olsa! Yoksulluk, hayat pahalılığı, taciz – tecavüz, kadın katliamları, hukuk, sağlık, eğitim… Ama hendekten atlar gibi, bu meseleyi atlayamayacağımı sapasağlam aklımızda olmalıdır. Depremle alakalı yorum yapanlara kızılmaz, kızılacaksa depremli ilgili kentlerin yapı envanteri çıkarılıp, olasılıklara karşı hazır ve nazır olmak şeklinde olunmalıdır.

Yeniden yerele, yani Hakkâri ve coğrafyasına dönecek olursak söylenecek ve yapılacak değer taşıdığını bilmeliyiz. En son 1930larda yıkıcı etkisi olan depremler yaşadığımızı hatırlamamız lazım. Fay hatlarının üstündeki Hakkâri yerleşkesi olmasını istemesek de, depremin gelebileceği bir yerleşkedir. Arada bir hafif sarsıntılarla kendini gösterdiğini de hatırlamamız lazım. En son Elazığ depremi sonra Urumiye üslü bir deprem kendini Yüksekova’da hissettirmiş.

Demek ki hem deprem fayı üstündeyiz hem de komşu fayların etki alanındayız. O halde, yereldeki tüm bileşenler bir araya gelip, öncelikle yapı envanterinin depreme dayanıklılığını tespit etmeli. İmar içindeki ve dışındaki tüm yerlerde, fay hatlarının geçiş güzergâhlarında iyileştirme veya imara kapatma üzerine, konu uzmanlarından (Mühendis, Mimar, Jeolog, vs.) görüş alınmalıdır. Hakkâri’de yaşayıp kent yapısı üzerinde uzmanlığı olan tüm bileşenler gönüllü olarak görev almalıdır ayrıca. Yaptıkları istatistikleri, ilgili mercilere sunarak tarihi görevlerinin hazzına erişmelidirler. Israrcı takipçiler olmalıdırlar.

Valilik Afet Koordinasyon Merkezi olası deprem öncesi yapacağı kapsamlı çalışmalar için görevli olsun olmasın, tüm uzmanların görüşüne başvurup, başta Hakkâri; Yüksekova, Çukurca, Şemdinli, Derecik ilçeleri; Durankaya, Esendere, Büyükçiftlik beldeleri ile tüm köy ve mezralardaki konut sahaları içinde eksiksiz planlamasını harita üzerine çıkarmalıdır. Deprem sonrası hemen koordine olabilme yönünde, olası kapanmış yollara alternatif geçitleri tespit edebilmelidir.

Özel idare bünyesindeki köy evleri, yapıları konusunda saha araştırması ile arşivine deprem yönetmeliğine uygun bir envanter kazandırmalı. İnce eleyip sık dokumalı bu konuda çünkü köylerin tamamında yapılan konutlar, hemen hemen bir mühendisin olurundan geçmemiş, tamamen duvar ustaları ya da konuyla ilgilenen müteahhitlerin inisiyatifi ile yapılmıştır. Eski taş evler ve kerpiç evler yorgunluk hallerini aşıp, artık yaşlılık dönemini de geçmiştir.

Belediyelere çok önemli görevler düştüğünü “haddim olmadan” belirtmeliyim. Hakikaten belediyecilik konusunda profesyonel olduğumuz söylenemez. İmkânlar dâhilinde deyip yapılanlar, yığma beton – betonarme yapılardan teşekküldür. Hâlihazırda deprem sonrası için kapsamlı bir ekipmandan dahi yoksundur belediyeler. İtfaiye araçları, iş makinaları, kazma – kürek pek tabii önemlidir ama deprem için yetersizdir. Isıya duyarlı, sese ulaşabilen dedektörler ve bu anlamda dünyada kullanılan teknolojik aygıtlar mutlaka bulundurulmalıdır. Ayrıca depremde uzmanlaşmış kadro tahsisi yapılı, mevcut çalışanlardan eğitim seminerleri ile uzman personel oluşturulmalıdır. Bünyesinde bölgenin iklim koşullarını kaldırabilecek çadır – konteyner hazır edilmeli, ayrıca çadır – konteyner kent için alan belirlenmelidir. Hem uzak hem de zor iklim koşullarından dolayı saydığımız envanterler hazır olmazsa, gelecek yardımlara değin çok geç kalınmış olunur. Tüm ilçeler ve beldeler ve hatta ilin yardım gelecek yönlere tek girişli yolu vardır, buna dair alternatifler – imar yolları gerekecektir. Yüksek katlı binalar ile müstakil yapıların sağlamlığı konusu hızlıca kontrol edilip, çabucak kanalize olacak ekipler (uzmanlar) mobilize edilmelidir. İmara açılmış olmakla birlikte, olmaması lazım gelen yapıların kentsel dönüşüm programları içine alınıp, bu konuda projelere sahip olunmalıdır. Her ne kadar pahalı yani paralı bir program da olsa, kentsel dönüşüm mutlaka belediyelerin çalışmaları arasında olmalıdır.

“Deprem” denince şaşkınlık, korku, endişe geçirmemek için konuya vakıf, depremde nasıl davranacağını bilen halk gerçeğini de yaratmak pek tabii ki yerel hükümetin işidir. Okullarda çocuklara verilen eğitimlerin yanı sıra, yetişkinlere de konu uzmanlarınca eğitimler verilmelidir. Ancak belediyeler de bu eğitimleri sağlamakla mükellef hissetmeli kendini.

Kanımca Hakkâri genelinde yapıların ezici bir çoğunluğu deprem yönetmeliklerine uygun yapılmamıştır. En azından yaşadığım ilçe, Yüksekova, bu konuda başarısızdır. Olan olmuş dememeliyiz. Bundan öte, tüm konutlar liyakatiyle ve marifetiyle araştırılmalı; ya güçlendirilmeli ya da olmuyorsa eğer yıkılmalıdır. Hiçbir şey insan hayatından, candan önemli değil; tutup bu yakadan ayağa kaldırılmalı kent. Sorumluluk alma zamanı gelip geçmiştir. Zaman içinde yine buna yönelik yazı – lar – yazmıştım. Ama bu benim sorumluluğumu kaldırdığım anlamına gelmiyor. Bu şehir bizden, biz de bu şehirden sorumluyuz.

Kentimizde Kızılay şubesi var mıdır bilmiyorum ama varsa, elinde, olası bir depremde ilk yardım olarak çadır, konteyner, battaniye, vs. hayati öneme değer malzeme için belki kamuoyu ile paylaşacaktır. Seyyar çadır hastane, mobil hastane vazifesi yapacak araç – araçları da hayatidir. AFAD ha keza vazgeçilmez önemdedir. AFAD’ın yapacakları elbette marifetler içermelidir. Donanım, hem yeterli personel hem de alet – edevat bakımından verili olmalıdır. Kuşkusuz, kuşkuya yer bırakmamalıdır. Belki yakın zamanda Bahçesaray’da vuku bulan çığ felaketinin hazırlıksızlığını hatırlatmak gereği vardır burada. Kısacası yerel hükümet, belediye, STK ve sorumluluk sahibi herkes bu konuda uyanık ve duyarlı olmalıdır. Halk da kaçınılmaz olarak, bu gerçekten itibarla davranış geliştirmelidir. Birimiz eksik kalırsa, diğerleri devrilir deyip, yerel bir söylence ile kapatalım bu yazıyı.

Aynı hande yaşayan ev halkı ile birlikte evcil hayvanlar, tavuk, horoz, koyun – keçi, inek ve boğa da varmış. Ancak evcil olmamakla birlikte, hanede yaşayan fareler de varmış. Bir gün evin hanımı fare deliğine kapan kurmuş onu avlamak ve yok etmek için. Bunu gören fare, kapana kısılıp öleceğini bildiği için telaşla düşünmeye, çareler aramaya çalışmış. Çünkü kapanın konduğu yerden başka çıkış yolu yokmuş. İçeride kalırsa hem kendisi hem de yavruları açlıktan ölebilirmiş. Deli deli düşündükçe, kahrolacak duruma gelince bir yolunu bulup evdekilerden yardım alma kararına varmış. Sıyrılıp, kapandan horoza gitmiş ve yardım dilemiş, “Bak” demiş “evin içinden, yuvamın önüne kapılmam için bir kapan konulmuş. Sen irisin, gelip şu kapanın mandalını düşürsen ben ve yavrularım ölümden kurtulup, yaşamımızı sürdürebiliriz.” Ancak bunu dinleyen horoz razı gelmemiş. Oradan bir koşu koyuna gitmiş. Hal meseleyi horoza anlattığını ama yardım talebini geri çevirdiğini, bunun üzerine kendisinden bu yardımı dilemiş. Fakat horoz gibi, koyun da yardıma yanaşmamış. Çaresizce ve umutsuzca boğaya gitmiş, “Boğa kardeş, hal meselem budur. Eğer şu kapanın mandalını düşürmezsem kapılıp öleceğim ve içerideki yavrularım da açlıktan ölürseler ne olur! Gelip bir toynak vursan da kapandan kurtulsam” demiş. Horoz ve koyun gibi, boğa da bu isteğini geri çevirmiş. Bunun üzerine olacaklara razı bir şekilde gerisin geri dönüp, yuvasına gitmiş. Dalgınlığına gelip, kapana kısılacağı günü beklerken, kokusuna duyan kara bir yılan onun deliğine yönelmiş. Sessizce sürünüp, deliğe girecekken kapana kısılmış. Kapanın mandalı üstüne kapanınca, acıyla bir o yana bir bu yana kıvranmış. Gürültüye uyanan evin hanımı, fare kapana kısıldı sevinciyle koşup, elini kapana uzatınca yılan onu sokmuş. Avı ve feryatla bağırınca evin hanımı, onu kurtarmaya gelen ev halkı, evin hanımının yılan tarafından sokulduğunu anlar ve yılanı öldürüp, evin hanımını oradan alırlar. Olanakların olmadığı kötü zamanlarmış. Etraftan derman bulma arayışına başlamışlar. Ancak bir türlü çare bulamayınca, evin hanımı an be an kötüleşiyormuş. Günlerden sonra, bir yaşlı horoz etinin suyunun iyi geleceğini söylemiş. Hemen horozu yakalayıp haşlamışlar ve suyunu evin hanımına içirmişler. Bir zaman iyi olma belirtileri gösterince, ev halkı koyunu adak olarak kesip komşulara dağıtmışlar. Gelgelelim ki evin hanımı zehrin etkisinden kurtulamamış ve çok geçmeden ölmüş. Matem içinde defin edip, evin hanımı için taziye kurmuşlar.

Anlaşılacağı üzere, hepimiz aynı hanenin içindeyiz. Bu deprem belasını savuşturmak için birbirimize kenetlenip, önlemlerimizi almalıyız. Aksi halde olacakların önüne geçmek oldukça zor olacak. Telafisi imkânsız acılar içinde matemlere bürüneceğiz. Bugünden tez yok işe koyulmalıyız. Herkes üzerine düşeni yapmalı, dayanışmayı ve bilinçli davranmayı geliştirmeliyiz. Küçük çabalar çok şeyi değiştirebilir. Bana bir şey olmaz deyip, sorumluluktan kaçarak, gelebilecek tehlikelere kapı açmış olabiliriz.

09 Şubat 2020, ELAZIĞ

Bu yazı toplam 4578 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.