M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

Ayrılmak üzerine

Son iki aylık süre içinde ne yazık ki büyük ümitler bağlandığımız “Açılım” yerini yeniden şiddet, savaş, silah ve gençlerin toprağa verildiği bir ortama terk ettiğini görüyor, yaşıyor ve kahroluyoruz.

Savaş yetmiyormuş gibi şimdi de “Ayrılık” üzerine tek taraflı tehdit, şantaj ve çirkin emellerini gerçekleştirmek isteyen samimiyetsiz, ırkçı, şoven, militarist kesimler belli adresten sinyal alarak yeni bir tezgâh peşinde oldukça saldırgan yazılar yazmaya başladılar. Salt ilkeler ve gerçekler yüzünden karşı çıktığım bu görüşe radikal gruplarından tepki alacağım bilerek böyle bir yazı yazma gereğini duydum.

Aslında Taraf’ta Ahmet Altan konuyu samimi ve art düşüncesiz birkaç sefer  “ Kürtler dilerlerse ayrılacağız da diyebilirler” demişti. Ancak bu kargaşada ayrılma söylemini fırsat bilenler ve Kürtlere yıllardır yapılan inkâr ve imhanın bir başka zorbalık versiyonu uygulamaya koyuyorlar. Önce Cumhuriyet gazetesi yazarı konuyu dile getirerek “Ayrılma kozunu, Türkler ve Kürtlerin önüne koyalım” diyerek sayfayı açıyordu. 

Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök Cumhuriyet gazetesinin önerilene dört elle sarıldı. Hayatı boyunca Kürtlerin çıkarlarına muhalefet eden Özkök güya ayrılık referandumu ile isteyen serbestçe tercihini yapsın mealinde çözüme masumiyet kılıf giydirerek yapıyordu. Güneri Cıvaoğlu ise “Ne versen yetinmiyorlar”, “İsteyen istediği yere gitsin” gibi edep ve adap dışı çirkinlikleri karalıyordu. Ruşen Çakır daha insaflı bir yaklaşımla “Beyaz Türklerin şantajı” diye teşhisi koyuyordu.

Gerçekten ayrılma önerisinde bulunan beyaz Türkler yazdıkları gibi çözüme yönelik masumane bir dilekte mi bulunuyorlar?

İSTEYEN AYRILSIN

Bu konudaki samimiyetsizliklerini irdelemek istiyorum:

“İsteyen ayrılsın” ilk bakışta çözüm için söylenen masum bir söylem gibi duruyorsa da aslında söz konusu beyaz yazarların beyinlerinin arkasında yatan gizli planları var.

87 yıllık Şark Islahat Planı çerçevesinde zorla Kürtleri batıya, Türkleri doğu ve güneydoğu’ya göç ettirdiler. 1984’ten sonra şiddeti bahane ederek 4 bin köy boşaltıp Kürtleri batı şehirlerinin varoşlarına sürdüler. 87 yıllık zorunlu eğitim, Kürtçenin yasaklanması ile yeterince Kürtleri asimile ettikleri kanaatine varıldıkları için şimdi ayrılmayı teklif ediyorlar. Ancak bütün zorbalıklarına rağmen Kürtleri asimile edememe ve egemen olamamanın hırsı, kini ve nefreti ile masum öneri olarak “ayrılık” adıyla yeni ve kurnaz bir proje üretiyorlar.

NASIL MI?

Nasıl olsa Kürtler Türkiye’nin her tarafına yeterince serpiştirildi. Önemli sayıda Kürt eğitim, yasak yoluyla asimile edilmeye çalışıldı. Batıya gidenler ayrılma gibi bir seçenekleri yok hesabı inceden inceye yapılarak projeyi tamda bu günlerde gündeme getiriyorlardı.

87 yıllık inkâr, imhaya ve demir yumruğa rağmen huzursuzluk çözülmeyince, Kürtler ile eşit vatandaşlık formülü yerine nasıl olsa gidemezleri savıyla ayrılma tehdidini tıpkı meclisteki BDP’li Kürt vekillere dağa çıkın denildiği gibi önlerine konması, on bin yıllık toprağını bırakıp git anlamından başka bir şey ifade etmiyor. Kim söylüyor bunu 1071’de Kürtler sayesinde Anadolu’yu vatan edenlerin torunları.

Ulusalcı, militarist, ırkçı, şovenist yazarlarımız yıllarca Kürtleri “Bölücü, ayrılıkçı” hatta ayrılma sözcüğünü farklı anlamda kullananları “şerefsiz”, “hain”  diye itham etmediler mi? Bu yüzden milyonlarca kürdü sorgulamadı mı? Binlercesi yıllarca süren cezalara çarptırılmadı mı? Şimdi bölücülük yapan Türk yazarlar için savcılar ne düşünür doğrusu çok merak ediliyoruz?

Ahmet Türk’e yumruk atmayı köşesinde öven Hürriyet’in büyük yazarı Yılmaz Özdil’in kışkırtmasını bile savcı düşünce özgürlüğü diye soruşturmaya gerek duymadığı gibi Özkök gibilerin bölücü görüşlerine de düşünce özgürlüğü dedikleri için oralı bile olmadılar. Zaten Özkök ve fikirdaşları önlemlerini önceden almışlardı. Buldukları formül ayrılma kozunu Kürtlerin önüne koyarlarken kendilerine bölücü denmemesi için “Türkler ve Kürtlerin önüne koyalım” diyerek işi kitabına uyduruyorlardı. Nasıl olsa “Beyaz Türklere” bu ülkede her şey serbesttir.

AYRILMAYI KÜRTLER YERİNE BEYAZ TÜRKLER NEDEN DİLE GETİRİYOR?

Siz hiç kahır Kürtlerin ırkçı milliyetçilik anlamına Kürtlüğü yücelttiklerini gördünüz mü? Osmanlı’dan Kurtuluş savaşına, oradan günümüze kadar gasp edilen hakları uğruna amansız mücadele verdiklerinde bile halkların ayrılmasını, bölünmesini, düşmanlaşmasını savunduklarını gördünüz mü? Her fraksiyonda Kürt, BDP ve hatta PKK’dan böyle bir söylemi duydunuz mu?

Kürtler tarafından ayrılmaya şiddetle karşı çıktıklarını bilmiyor musunuz? Ve yine en uç söylemin çatışmanın şiddetlendiği bu günlerde bile “Demokratik özerklik” söylemi dışında ayrılalım diyen 1 tek Kürt var mı?

Peki, Kürtler bunu dile getirmezken öneriyi Kürtler adına ulusalcı yazarlar neden gündeme taşıyarak peş peşe yazılar yazıyorlar?

Kanaatime göre gerekçeleri şu:

a) Ya 87 yıllık zorba yönetim anlayışımıza boyun eğersiniz, ya da çeker gidersiniz. Nereye mi, adres yok nereyi dilerseniz oraya.

b) Bakın sizi son kez uyarıyoruz. Ya bize boyun eğersiniz, ya da biz ayrılmayı size dayatır ve gücümüzle bunu da gerçekleştiririz. O yüzden sesinizi soluğunuzu çıkarmayın. Oturun oturduğunuz yerde. Dünya ve demokratik ülkelerin baskısıyla size vereceğimiz kırıntı bazı haklar ile yetininiz.

c) Yıllarca Kürtleri silah zoruyla isteklerinden vazgeçiremeyince bu sefer ayrılma tehdidiyle toplumsal değil, bireysel olarak da size zarar verebiliriz. Zulüm yapmak için yöntemlerimiz çok bunu bilin. Generalimiz daha dün “sözün bittiği yerdeyiz” demedi mi?

d) Irkçı Beyaz Türklerin nefret dolu sözcüklerinin altında yatan PKK’ya tepkiden çok “Kürt” gerçeğinin gündeme oturması; gelecekte muhtemel eşit vatandaşlık ihtimali üzerine kapıldıkları korku ve endişeleri yüzünden Kürtsüz Türkiye için suyu bulandırmak pahasına  “ayrılma” olgusunu işliyorlar.

e) Cıvaoğlu ve Özkök gibiler; “ Kürt kimliği tanınmış, Kürtçe müzik, Kürtçe insan ve köy isimleri serbest, Kürtçe televizyon kurulmuş, Üniversiteler Kürt dili bölümleri açılmış.” O zaman bu Kürtler daha ne istiyorlar yalanları ile Türk halkının kafasını karıştırmak Kürtlere gözdağı vermek için “ayrılma” projesini gündeme taşıyorlar.

Evet, ulusalcı yazarlar açıkça Kürtlerin çaresizliğinden yararlanarak Türk

Egemenlere yeni bir öneri getiriyorlardı. Sahte çözümle zalimliklerine yeni bir halka eklemek için insafsız ve vicdansız önerilerde bulunuyorlar.

Sahte ve adil olmayan öneri yerine Kürtlerin de bir millet olduğunu, TC

sınırları içinde vatandaş olarak ırkı, kültürü, dili ile var olan bir halkın hakları olduğunu kabul ederek kurnazlık ve hinlikler yerine gerçekçi çözümler üzerinde kafa yorarlarsa olmaz mı?

87 yıldır inkâr, imha ve zulüm üzerine bina edilen kötü niyetli politikalar ve “Ya sev ya terk et” dayatmaları yerine eşit vatandaşlık statüsünde anayasal düzenlemeler ile 26 yıldır süren bu ateşi söndürmek daha akıllıca, daha vicdanlı, daha insaflı olmaz mı?  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
32 Yorum