M. Şerif Sevmiş

M. Şerif Sevmiş

AKP ve Demokrasi

Son zamanlarda Türk kamuoyundaki tartışmaları izliyor musunuz?

İzlemeyenler için bir özet çıkarayım:

Kanuni’nin hayatını konu alan bir diziyi eleştirirken Estergon kalesini savunurcasına canhıraş karşı duruşlar,

Kars’ta yapılan bir heykele Recep Tayyip Erdoğan’ın “ucube” tanımı üzerinden inanılmaz polemikler vs. vs.

Düşünsenize;

Seçim sathı mailine giren, kamu çalışanının yoksullukla açlık arasında bir ücretle çalıştığı, 3 milyon gibi dev bir işsiz ordusuna sahip, yatırım ve üretimin olmadığı sıcak para cenneti, Kürt sorunu gibi adalet ve özgürlük sorunu sarmalında debelenen bir ülkede siyasi iktidarın hassasiyetine bakar mısınız? Kanuni Sultan Süleyman’ın uçkur meselesi yoksulun, ezilenin, Kürtlerin çok da umurunda.

Bu aralar “yetmez ama evet”çilerin homurdanmaları boşuna değil. Bir yerde heykel, alkol, film yasaklamaları konuşuluyorsa  orası ya İran’dır ya da İran olmaya adaydır.

Bütün bunların dışında biz Kürtleri ilgilendiren asıl mesele nedir?

Tabii ki sivil ve demokratik bir anayasa.

İktidar partisi olarak AKP bunu yapabilir mi?

Hayır.

AKP sivil ve demokratik bir anayasa yapamaz.

Neden yapamaz?

Çünkü eşyanın doğası diye bir şey vardır. Ataerkil ve otoriter bir zihniyet özgürlükçü bir anayasa yapamaz. AKP özünde otoriterdir, erkek egemendir. Ali Bayramoğlu’nun “AKP vermeyi sever ama talepten hoşlanmaz” mealindeki tahlili nereden geliyor sanıyorsunuz? Kanuni’yi bu kadar yırtınırcasına savunmaları sadece tarihi hassasiyetlerinden olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Osmanlı padişahları da vermeyi severlerdi ama tebanın taleplerinden nefret ederlerdi. Çünkü onlara göre ülke sultanındı ve sultan bir şey veriyorsa teba bunu öpüp başına koymalı ve sultana duacı olmalıydı, daha fazlasını istememeliydi, gerekirse sultan zaten verirdi. Sultanın harem ve gece hayatı onun kerametindendi.

Padişahın hikmetinden sual olunmazdı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi ve çevresinin Osmanlı padişahlarına olan özel ilgileri ve hürmetleri bilinen bir gerçek. Kanuni’nin hayatını konu alan bir dizi film karşısında kendilerini toplum önünde çırılçıplak hissettiklerini düşündürten bir paniğe kapıldılar. Sanki konu olan Kanuni değil de kendileriydi. (Atatürk’ün tabulaştırılmasını eleştirirler ya ben ona yanarım)

İşin özü şudur: muhafazakarlık anlaşılır bir şeydir ama iktidar olunca gericileşir ve beraberinde bütün toplumu da gericileştirir.

Kürtlere sol gösterip sağ vuran AKP’den, açılımından hayır gelmeyeceğini hala göremeyenin aklından, basiretinden şüphe ederim.

AKP demokrasi değil teokrasi peşindedir.

Öte yandan,

Recep Tayyip Erdoğan’ın iki gün önce HAMAS için söyledikleri özetle şudur: HAMAS bir terörist örgüt değildir, halkın oylarını alarak seçilmiş bir partidir. HAMAS’a siyaset yapma olanağı tanınmadığı için silah seçeneğini kullandı, HAMAS kendi topraklarını savunan meşru bir örgüttür.

Şimdi sormak lazım: Kürtler’e siyaset alanı açıldı, Kürt hakları tanındı, Kürtlerin seçtiği vekiller her yerde kabul gördü ama Kürtler sırf hobi olsun diye mi silaha sarıldı?

Recep Tayyip Erdoğan her vesile ile Kürtlerin seçtiği vekillerin Kürtleri temsil etmedikleri yönünde fetva veriyor.

Son bir not: Öcalan, Kürt siyasetini geriletmek için İslam’ı kullanıyorlar ve bir Kürt HAMAS’ı yaratmaya çalışıyorlar dedi son avukat görüşmesinde.

Filistin davasının kültü haline gelen Ebu Ammar (Yaser ARAFAT)’ın örgütü FKÖ karşısında AKP’nin HAMAS seviciliği zaten tesadüf değil ki…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum