M. Latif Yıldız

M. Latif Yıldız

AHMET ve UĞUR

16 Kasım’da Ahmet Kaya’yı, 21 Kasım’da Uğur Kaymazı ölüme gönderen zihniyet aynı. Bu cinayetleri belki birileri unutturmaya ya da Özkök gibi geçen onca yıla, belgeye ve gerçeklere rağmen hala çarpıtmaya çabalasalar da gerçeklerin üstünü kimse örtemez.

Biri çocuk, diğeri hayatının en verimli çağında aramızdan alındılar. Biri güvenliğinizi sağlıyorum diyen bir güç, diğeri ırkçı şoven ve militarist insanların ve medyanın kışkırtmaları sonucu gerçekleri araştırmadan karar veren, belge, bulgu ve kanıta dayanmadan ceza veren yargının kararları sonucu bizden kopartıldılar.

Ahmet Kaya’yı Ortaçağ engizisyon mahkemelerinin ağa babası sayılan kilise papazları yerine işlev gören Hürriyet gazetesi ve Özkök mahkûm etti. Çarpık zihniyetin farklı sürümü sözde bazı İslami ve ulusalcı mahallenin sapkın medyası da linç girişimine katkı sundu. Adalet dağıtmakla yükümlü yargıçlarda manşetlerin yalan, iftira ve kin dolu haberlerini delil sayarak karar verdikleri için kahrından öldürdüler.

Aradan geçen onca yıla rağmen şoven, ırkçı, militarist partinin elemanları aldatmaca, yalan ve riya kokan “ Bismillah Allah’ü Ekber” inancı ile hiç bağdaşmayan, mübarek Kurban Bayramı’nda barış ve kardeşlik olgusuna nifak tohumu eken beyanatlar veriyorlar. Tam da bu sırada sapkın gazeteler Yılmaz Güney ile bir caniyi aynı kefeye koyarak haber yapıyorlardı. Bayramlar barış mı, yoksa düşmanlık tohumlarının ekildiği günler mi diye sormak lazım.

CHP liderinin Paris’te Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’nın mezarlarını ziyaret ederek çiçek bırakıp Fatiha okudu diye nefret ve kinlerini bastıramayanlar kutsal günde bile sanatçıya “terörist” diyecek kadar pespaye beyanat verebiliyorlar. Ölülere bile kutsal günde saygısızlık gösterebiliyorlar. Bu zihniyetin egemen olduğu çevrelerin ele geçirdiği devlet, polis, adalet, eğitim ve medya kadrolarından nasıl iyi bir sonuç, barış ve kardeşlik oluşabilir ki? 

Özellikle medyanın tavrı ve tutumu bu ülkenin geleceğine dinamit koymaktan asla vazgeçmiyor. Siz bu medyayı benim kadar tanımazsınız. Onlarla 36 yıl fiil çalıştığım için çok iyi bilirim. Kılcal damarlarında akan kanın nasıl dolaştığını bilirim. Yürekleri kaç gram eder çok iyi bilirim. Ertuğrul Özkök’ün tam da Ahmet Kaya’nın ölüm yıl dönümünde yinelediği iftira ve yalanlarını da çok iyi bilirim.

Arkasına aldığı patron ve gazetenin gücüyle Özkök, hala olayları kelime oyunları ile çarpıtarak sahnede yerini alabiliyor. En azından o gece orada en radikalinden, en hafif eylemcisine kadar herkes kerhen de olsa yıllar sonra özür dilemesini bilmişlerdi. Ancak bunca yıla rağmen Özkök küçücük bir pişmanlık duyup özür dileyeceğine kendini haklı çıkarmak için başkalarının yazdığı yazıların, kelimelerin ve cümlelerin arkasına saklanarak iftiralarını sürdürüyor.

Rasim Ozan Kütahyalı “ Kurtulamazsın Özkök, yalanlarını hem de Ahmet Kaya’yı el birliği ile öldürmenizin yıldönümünde yazmışsın bunu, hiç utanmadan..” diyerek ne güzel yazmış. Evet, Özkök bu cinayete ortak olduğunu bildiği için suçluluk duygusu ile dolu vicdanını temize çıkarma telaşı, manevi cezadan sıyrılarak kendi haklı çıkarmak adına çırpınıyor. Ne yazık ki çırpındıkça da batıyor.

Artık çok iyi biliyoruz ki Özkök ve şurekası Ahmet Kaya ile ilgili olarak yazdıkları baştan sona yalan, iftiradır. Çünkü Ahmet Kaya 1993’te Almanya’da hiç konser vermedi ki o resim çekilsin. Ama Hürriyet ve Özkök cinayete azmettiren o haberi ve manşeti atarak Ahmet Kaya’yı ölüme götüren yolculuğu başlatmışlardı.

Dünya alem gerçekleri bilirken Özkök ve Hürriyet hala okuyucusunu göz göre göre yalan makale yazarak aldatmaktadır. Kendi gazetesinin hukuk bürosunun basın bürosuna verdiği yazıya rağmen hala Ahmet Kaya’ya iftira atmaktan geri kalmayan bir Özkök ve bu iftirayı yayanlatan Hürriyet gazetesi var karşımızda. Herkes onları iyi tanımalıdır.

Evet, bir Kasım günü sayısını bilmediğimiz çok Kürd’ün yanısıra sembol olan biri çocuk, biri yaşamın baharında ünlü bir sanatçı iki Kürdü ölüme gönderdiler.

20 Kasım Dünya Çocuk Haklarından bir gün sonra21 Kasım’da 12 yaşında bedenine sıkılan 13 kurşun ile Uğur’u öldürmekle kalmadılar. Uğur’un ölümünden sonra gıyabında ona yapılanlar ile bir değil üç kez öldürdüler.

Birinci ölümü evinin önünde babasıyla gerçekleşti. İkincisi mahkemenin görüleceği yerin bölgenin dışına taşıyarak mahkeme süresince zanlıların tutuksuz yargılayarak beraat etmeleri oldu. Uğur’un üçüncü ve son ölümüde babası Ahmet Kaymaz ile herhangi bir çatışma olmadığı kanıtlanmasına rağmen yargı kararıyla “terörist” ilan edilmeleriydi.

Ve iki sembol cinayetin yıldönümü bu sene Kurban Bayram’ını yaşadığımız günlere denk geldi. Kutsal günlerde ölülerin arkasından iyi söz ve temennide bulunulması gerekirken bazıları kinlerini kusarak Kürtleri ve insanım diyen herkesi derinden üzdüler.

Ahmet Kaya sürgündeki bir konserinde “Yaz da olsa, kışta olsa fark etmez, ben gerçekten çok üşüyorum. Sorun kalorifer sorunu değil. Sorun yorgansız oluşum sorunu da değil. Beni üşüten tek bir şey var, ben vatansızlıktan üşüyorum” dedi.

 O mahkemelerin “bilinmeyen dil” dedikleri ana diliyle sadece bir klip çekmek istemişti. Ama utanmaz ırkçı ve şovenler bu cümle yüzünden onu terörist ilan etmişlerdi.

Irkçı, şoven ve kin kusan beyanatlar verenler gibi bir tavır takınmayacağım. Kimsenin vatansızlıktan üşümemesi; kin kusanların bile ruhlarına, vicdanlarına, insaflarına merhamet gelmesi için dua edeceğim. Uğurların vatanında maruz kaldığı zulümün bir daha olmaması; Ahmetlere çektirilen eziyet yüzünden gurbet ellerinde vatan özlemi ile yananların vatanlarına kavuşmaları için dua edeceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum