2006’da kaleme almıştım “Yüksekova Lisesi” başlıklı yazımı. O satırları bugün yeniden okuyorum.
“Babil’in asma bahçelerine benzetip” ve duygularımı şahlandırmıştım. “Dünyanın sekizinci harikası olurdu bence lisemiz” diyen o yazıyı.
Yirmi yıl geçmiş o yazının üstünden.
Pusulamız hâlâ aynı dağların gölgesinde. Kan revan Ortadoğu aritmetiği değişmedi. Dünya buz parçası kırılacak ve her şey değişecek deyip duruyor ekosistem için ama daha değişmedi.
Ama bir şey değişti: O okulun adı.
Yüksekova Lisesi…
1964’te Eski Gümrük binasında ortaokul olarak doğmuş, 1973’te lise kimliğini kazanmış, 1974’te kendi binasına yerleşmişti. İlçenin tek klasik lisesi olduğu için adı “Yüksekova Lisesi” olmuştu. İlk mezunlarını veren, bir kuşağın belini doğrultan, duvarlarını yüreklerimizle genişlettiğimiz, “hırsızın, talancının inadına ayakta duran” o okul…
Şimdi “Farabi Anadolu Lisesi” olmuş.
Farabi’yi saygıyla anarım. Bilgeydi. Doğu’nun aklı, Batı’nın yöntemi onda buluşmuştu. Ama bu toprakların ilk lisesinin adını değiştirmek, Farabi’ye de ihanettir, o duvarlara sinmiş çığlıklara da.
2006’da yazmıştım:
“Ömrümüzün sebebi çocuklarımız sığmıyor şimdi bu okula.
Anılarımız yetimi, düşlerimiz öksüz şimdi.”
Bugün durum daha vahim.
Bina yıkıldı. 2022’de depreme dayanıksız tek binaymış gibi. Haklıydılar. Muhtemelen o okuldan mezun ihale komisyonu, ihaleci ekibi yeniden yaptılar ihaleyi. Eskiden iki bitişik nizamlı ve yanında küçük bölümden oluşan farklı tek yapının yerine bitişik bir mimari örnek çıktı. Bu güzel.
Yani 2026’da yeni bina ayağa kalktı. Ama tabelaya yazılan isim “Yüksekova Lisesi” olmalıyken yerine başka bir isim asıldı.
Yüksekova Lisesi’ni Yüksekova Lisesi yapan, Farabi’nin felsefesi değil; karnı doymadan sıraya oturan çocukların inadıydı, sıvası dökülmüş duvarlara yaslanan öğretmenlerin direnciydi.
“Karnımızdaki sözümüz”ü üniversitelere taşıyan o inançtı.
İsim değiştirmek, hafızayı silmek demektir.
Bu coğrafyada isim değiştirmek, bir tür softa-modernliktir.
Bir yerde “Atatürk”, bir yerde “Farabi”, bir yerde “Şemsettin Onay”… İsimlere alerjimiz yok. Ama hafızaya oturmuş isimlerin değiştirilmesini de alkışlamamızı beklememeli kimse.
Tarih bize isim değiştirmeyi “normal” diye sunmuyor. Milyon yıl geçse orijinal ismi çıkarıyor. Belgeliyor ve önümüze bırakıyor.
Mesela Kürtçe “Gever” isminin Türkçe “Yüksekova” olması gibi. Tarih önümüze bıraktı.
O okulun adı “Yüksekova Lisesi” idi. Ve hafızalara böyle yerleşti. Anılarıyla, hayalleriyle, hayal kırıklıklarıyla, gülmeleriyle, acılarıyla, buluşmalarıyla, arkadaşlıklarıyla birçok kuşak geçti o okuldan. Matematiği, edebiyatı, felsefeyi, biyolojiyi, resim yapmayı, spor yapmayı öğrendiler o okulda bu jenerasyonlar.
Şimdi eğitimin başarısının anahtarı “isim değiştirmek” şeklinde o okuldan mezun olanlara anlatamazsınız velev ki doğru bile olsa.
Çünkü Yüksekova’ydı adı
Çünkü bizdik.
Bugünün konjonktüründe söyleyeceğim şey net:
Yeni bina yükselsin, depreme dayanıklı olsun, çocuklar ferah sınıflarda okusun.
Ama tabelaya “Yüksekova Lisesi” yazılsın.
Çünkü o isim, sadece bir okulun adı değil; Bir kuşağın direnişinin, bir ilçenin onurunun, “sesimiz duyulmadı biz uyumadık” diyenlerin ortak mirasıdır.
Penceresinden, kapısından, çalınmış sıvasından hâlâ bizi gözleyen o okul…
Adını geri istiyor.