Yoksulluk

İrfan Sarı

Bu gün için toplum bir dizi siyasal değişim ve dönüşümü eğitim kuramıyla tamamlayabilir. Ne var ki eğitimin geldiği nokta bu değişime ve dönüşüme zemin olmaktan uzak görünüyor.

Bu yönüyle olduğu gibi ekonomik alanda da toplumun yoksullaşması giderek bariz bir şekilde kendini gösteriyor. Göstergeler, toplumun gelinen bu yoksulluk biçimini, sadece seyrederek ve biraz da kabullenmiş şekliyle izler pozisyonda olduğunu gösteriyor.

Tarımda, sanayide, teknolojide dışa bağımlı ithal Pazar olan ülkelerde, gidişata razı olmayan kesimler maalesef ki azınlık gibi görünüyor. Çünkü yoksulluğu “kader” gibi gören önemli bir emek sınıfı da var. Ve bu azımsanmayacak derecede çokturlar.

Esasen yazıya konu olan “yoksulluk” sadece ekonomik parametrede değil eğitimden, demokrasiye, temel insan haklarına kadar uzanan topyekûn bir yoksulluk içerir.

Geldiğimiz aşama temel insan haklarının da düne göre ihlal konusunda artış gösteriyor. Yoksulluğun bir başka aşamaya geldiği, gelinen bu aşamaya da, gidişata da itiraz çok kısıtlı görünüyor. İtirazın ise meselenin farkında olan aydın kesimden geldiği gözden kaçmıyor. Bire bir insan hakları ihlaline uğrayan kesimlerin de sadece bir kısmı sesini yükseltip direnç gösterdiğini söyleyebiliriz. Bir kesim de uğradığı hak ihlali konusunda “razı” olma gibi bir yoksulluğun içindedir.

“Başıma bela gelmesin” diyerek aslında başına gelen belaların artış göstereceğinin farkında bile olmayan kesim oldukça düşündürücü bir yerdedir. Adalet arama, adaletin başına gelen belayı bertaraf etme eğilimi adeta yok olmuş görünüyor. İşte bu durum ürkütücüdür.

Kendinin ve toplumun uğradığı hak ihlali konusunda düşünmekten ürperiyor adeta, sanki düşünürsem dünyanın bütün belaları beni bulur iklimindedir. Hatta bir adım ötesine gidip mevcut gidişata sessiz kalarak çözümün olabileceğini düşünüp, gidişatı övme emareleri gösterir.

Sağlık konusunda da alacağı hizmete ulaşmakta zorluk çekerken aynı yoksulluk içindedir. Tedavi için, randevu almak için, ilaç almak için sıraya girer. Sağlık siteminin ön gördüğü her türlü politikaya razı olmak, örneğin ikamet ettiği yerin kilometrelerce ötesine sevk edilip, alacağı tedaviye kavuşmuş olduğuna inanmak. “Hasta hakkı” idarenin belirlediği şekildedir. Ya razı olursun ya da sağlık konusunda mustarip olduğun hastalığın insafına terk edilirsin.

O kadar çok algı yönetimi vardır ki; bu algıların birey üzerinde etki etme biçimi farklı farklı sonuçlar yaratır, doğurur. Sonuçta üzerinde çalışılan kriz boyutu kendini şekillendirmiş olur. Süreklileştirilen kriz aynı zamanda korku yaratır. Korku kol gezmeye başladığında sinmek, köşeye çekilmek, olup bitene kulak kapatmak, görmemek hakim olgu olur.

Sistem, düzeneğini kurmuş olur ve mecrasında yol almayı sürdürür böylece.

Sağlıklı gıdaya, temel besin maddelerine ulaşmakta artık kurulan düzeneğin öngördüğü şekilde olur. Enflasyon nihai tüketici tarafından pek görülür bir parametre olmaz. Zamlar canını yaksa da itirazı sadece kendi ekseninde dolaşır. Komşusuna, etrafındakilere kısık bir sesle söyler rahatsızlığını. Oysa bu cendere hem onun canını yakıyor hem de hayata olan bağlılığını kesintiye uğratır. Yaşamdan kendine düşen heyecanını kaybettiği gibi etrafına da negatif bir yansıma ulaştırır.

Yoksulluk sınır tanımaz. Ne varsa önüne katar ve sürükler. Bozguna uğratır. Kabul ettirir.

Geldiğimiz çağın zaman dilimi bu noktada profesyoneldir.

O halde faşizmin sahasında yaşamı koşturmak için direnç şart. Ve algılardan sıyrılıp gerçekliğin etrafında toparlanmak gerekiyor. Güçlü bireyler olarak, emeği yükseltmeliyiz. Sahiplenmeliyiz. Öğrenmeliyiz. Az değil çok olmalıyız. Onların yoksulu, yoksunu değil kendimiz olmak için şimdi toparlanmalıyız. Tam şimdi zamanıdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.