VAN’dan SANTA FE’ye (3)

Enver Özkahraman

En son; Hani bizde bir deyim var ‘Dışı kalaylı içi vayvaylı’ diyoruz ya, Santa Fe ve binaları bu deyimin tam tersi. Yani bu durumda ‘dışı vayvaylı içi kalaylı’ demek daha doğru olur demiştik.

Şimdi size Santa Fe’de hatırladığım bir anımdan bahsederek Van’dan Santa fe’ye konulu yazımı sonlandırmak istiyorum.

Hani dedim ya;  Kızılderili köylerini, evlerini, atlarını ve Kızılderilileri görünce Özgür Amed kardeşime özenerek biraz iğneli, çuvaldızlı anılarla sosyolojik ve antropolojik engin (!) bilgilerimi aktarayım dedim. Malum, hani toplum olarak çok okuyoruz, biliyoruz, üretiyoruz ya… Pııfflemeden..

Yıllar önce İstanbul “Emitt” Fuarındayız. Bu fuar birçok ülke ile birlikte Türkiye’den de hemen hemen tüm vilayetlerin, belediyelerin katılmış olduğu bir organizasyon.

Fuarı gezerken Karadeniz bölgesi içinde bulunan bir ilimizin özel idaresinin Standında, kocaman bir Kızılderili çadırı önünde yine Kızılderili kıyafetleriyle oturan bir bey ve bir bayan Kızılderili vardı. Erkeğin elinde abartı büyüklükte bir ateş çubuğu, önünde ise (oturan boğa) yazılı bir döviz bulunuyordu. 

Merakla bu ne diye sorduk;

Çünkü “Emitt” turizm fuarında Türkiye Vilayetindeki bir stantta “Oturan  Boğa” ile Vilayeti bağdaştıramamıştık.

Stanttaki görevliler;

 — Kızılderililerin kökeni de Türk olduğu için arkadaşlar öncülük ederek böyle giyiniyorlar, demişlerdi.

— İyi de dedik, eğer öyle olsaydı, Kızılderili’nin bir Türk gibi giyinmesi gerekmez miydi? Bir Türk’ün, hem de kendi ülkesinde bir Kızılderili gibi giyinip gezmesi Türklerin, Kızılderili olduğu anlamına gelmiyor mu, dedik.

Görevliler bunu kabullenmediler tabii ki. Biz gezimize devam ettik...

Aynı gün öğleden sonra aynı standa baktık ki bir telaş.

Merak ettik ve oraya yöneldik. Birileri (Oturan Boğa) yazılı kartondaki “T” harfinin üstüne beyaz Kâğıda yazdıkları “S” harfini yapıştırmış.

Gülüşenler mi dersiniz kahkaha atanlar mı… Öğleden sonra ne Kızılderili kaldı, ne çadır…

* * *

Ben de bu Santa FE gezisinde Kızılderililerle Kürtlerin birbirlerine çok yakın akraba olduklarını anladım (!) Bakın inanmıyorsanız anlatayım; Hem de Özgür Amed kardeşime özenerek.

Birinci kanıt her iki halkın da ismi “K” harfi ile başlıyor, tıpkı kaderlerinin de “k” harfi ile başladığı gibi.

Yıllarca şalvarımızın içinde kuyruğumuzu merak eden kardeşlerimden ibretli olduğum için Kızılderililerin kuyruklarını merak etmediğim gibi ortada bi kuyruk olmadığını da her zaman size ispatlayabilirim.

Vallahi billahi Kızılderililerin de iki gözü vardı, gözlerinin üstünde de kaşları, koca koca burunları ve tıştıkleri vardı. Ayakkabı numaraları 46–47 numaradan aşağı kimse yoktu. Eee Kürtlerde de öyle değil mi?  Yetmez mi bunlar Kürtlerle Kızılderililerin akrabalıklarını ispatlamak için (!) soruyorum size?

Ama bana yakışmaz bağnazlık, şövenlik. Ben Kızılderililer Kürttür diyemem, tıpkı Kürtler de Kızılderilidir diyemeyeceğim gibi. Ama malum, akrabalık belirtileri ortada. Zaten ömrüm Doğu Anadolu’da geçti. Hele hele Hakkâri bölgesindeki Kürtler tütünü çok sevdikleri gibi kanlı bıçaklı kan davalarında bile birbirlerine attıkları Tütün (Kîsikê xwe Avêtin)keseleri barışın ciddiyeti ve garantisi idi Kürt halkı için. Kızılderililer için de barış vesilesi tütün değil midir?

Hani diyorsun içinden şefkat ve merhametin sembolü olan bu mübarek günlerde, tütün mü bulamıyor bizimkiler? Halbuki Şemdinli ve Bitlis tütününün ünü Samsun Bafra veya Trakya tütününden aşağı kalır değil. Vallahi birini Santa Fe’de şal u şepikime iliştirdiğim iki adet çok güzel tütün (Kîsikê Tutinê) kesesi var bende…  Biliyorsunuz bizde kese de çok tütün de ama bunu atıp barışı sağlayacak yüzü nurlu(!) merhametli ve şefkatli siyasetçiler pek yok gibi.

Siz ne dersiniz? 
















Amerika deyince akla dik dik binalar gelir. Ben de Santa Fe’yi görmeden önce öyle düşünmüştüm.. Ama ilk günden hayal kırıklığına uğradım. Amerika kültürel değerlerini önemsiyor ki bölgelerdeki eski, küçük bir dokuya dahi dokunmuyor ve koruyup yaşatıyor… İnanın Santa Fe bana eski Van’ı, Muş’u, Iğdır’ı, Elazığ’ı ve Orta Anadolu kentlerini hatırlattı.


Dünyaca ünlü bu sanat merkezini ve bu yıl 90 standla Dünya’nın dört bir yanından gelen misafirlerini barındıran Santa Fe’de, yüksek ve modern binalar beklerken fotoğrafta görülen yüksek bina kentteki en yüksek binalardan biriymiş…


İnanır mısınız bilmem ama bu binanın içinde son model  araçların bulunduğu çok katlı bir otopark bulunuyor...


Biz Urfa, Antep ve Maraş biberleri ile övünürüz ya. Santa Fe’nin de biberleri ünlüymüş, hem de keskin acılıkları ile. Paketlerinin üzerinde 10 adet biber resmi var, eğer bu resimlerden ikisi kırmızı ise az acı, 5-6 biber kırmızı ise orta acı, 9-10 biber kırmızı ise çok keskin acı olduğunu anlayabilirsiniz.


Amerika’daki Kızılderililerin diyarında FİRUZE taşları ve bu taşlarla süslenen takılar  çok revaçta






















Santa Fe’de evinden vitrinine, sokağından bahçesine kadar baktığınız her yerde bir sanat eseri karşınıza çıkabiliyor. İster bildiğimiz basit küreklerden oluşan bir eser, ister  tunçtan bir hayvan heykeli..


Uçakla 16 saatte gittiğiniz Amerika’nın küçük bir kasabasının müzesinde Hakkari-Van kilimlerini görmek, hele hele kilim ile CACİM i biribirinden ayırabilen bir bilgi ile ve yine kırmızı mermerden yontulmuş bir at yavrusunun yanındaki etikette (Anadolu mermerinden yapılmıştır)yazısı nı okumak onurlandırmaz mı insanı ?




Bundan bir müddet önce peynirli yumuşak taştan elektrikli testere ile yontulmuş kocaman bir taşı  Van müzesinin bahçesinde  İsa'dan önce 2000 (!)  yılına ait diye sergilendiğini görmüş ve sonrasında da bu yöneticinin daha  iyi bir ile atandığını öğrenmiştik.. O müzeci kardeşim Santa Fe’deki çeşitli heykelleri, hele hele burnundaki bal arısı ile yontulmuş ayı heykelini görse  NEOLiTİK ÇAĞ diye o heykel ile birlikte kenti de Müzelemez miydi ?


Alice MacGraw, ABD’li ünlü bir model ve sinema oyuncusu. 1970 li yıllarda “LOVE STORY” filmindeki rolü ile Amerika’da akademi ödülü adaylığına layık görülmüş. Steve McQueen ile evlenen ve 1991'de de Dünya’nın en güzel 50 insanından biri seçilen  MacGraw, TİME dergisine de kapak olmuş bir sanatçı.


Van veya Hakari’de bir kültür ve sanat festivali düzenlendiğini düşünün, bizim Türkan Şoray veya Hülya Avşar’da çekmiş iş elbiselerini üstüne ve festival alanında oradan oraya koşturarak teşrifatçılıktan temizliğe, pasta dağıtımından meşrubat dağıtımına kadar bi çok konuda festival çalışanları gibi canı gönülden çalıştığını görseniz şaşırmaz mısınız?

İşte O ABD’li ünlü Alice MacGraw’ı (Fotoğrafta ortada) Şerife hanım gösterdi bana. O da herkes gibi sanat alanında bir hizmetliydi.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (9)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.