Necip’e…

İrfan Sarı

Zamana anlam vererek birlikte geçirdiğimiz onlarca yıl… Koca elli dokuz yıl! Halkın şarkısını okuduk.

Boğuk boğazlarımızdan çıkan nağmeler, işkencehanelerin duvarlarını deldi, zindanların karanlığını yırttı. Zorbaya direndik. Direndik çünkü susmak, ölmekten beterdi. Direndik çünkü şarkı, yalnızca bir melodi değil; bir yemin, bir isyan, bir vasiyetti.

Ve bugün… Bırakıp bizi gittin.

Hani o son fotoğrafımız vardı ya! Saatin üzerindeki 3 ile 6 arasında asılı kalan o boşluk gibi, kalbimizde de bir boşluk açıldı. Baktığımız yerde zamana anlam vererek seni uğurluyorum sevgili dostum. Saatler döner, günler geçer; ama senin durdurduğun o anlar, bizim için hâlâ taze. Çünkü sen zamana boyun eğmedin. Zamanı kendi ellerinle eğip büktün; halkın öfkesine, emeğin onuruna, direnişin ısrarına çevirdin.

Ne güzel güldün o son karede. Sanki hâlâ “daha var” diyordun. Hatta halkın şarkısında bizim sesimize ayrılan yere taht kuracaktık.

Yani dostum; yılların yükünü omuzlarında taşıyan, saçları ağarmış ama yüreği hâlâ kıpkırmızı iki adam. Biri gidiyor, diğeri kalıyor. Ama ikisi de biliyor ki: Asıl yolculuk bitmedi.

Zorba hâlâ orada. Maskesi değişiyor, dili inceliyor, ama eli aynı. Halkın şarkısı da hâlâ yarım. O şarkıyı biz tamamlayacağız. Senin bıraktığın yerden, senin sesinin kesildiği noktadan. Çünkü sen gittin ama şarkı gitmedi. Direniş gitmedi. O boşluk, yeni bir çığlıkla dolacak.

Hani bazen yavaşlamak… Hayattan geri kalmak değil; kendine yetişmektir. Ama sen dosdoğru bırakıp gittin. Yavaşlamanı anlarım ama gitmenin kıyametini hangi felsefi sözle tamamlarım şimdi.

Kendine yetişmek, hepimizi anın dolu Gever’de bırakmak mıydı?

Her gidiş geride bir iz bırakır sevgili Necip; senden geriye Deniz kaldı, Pervin kaldı, Çimen kaldı ve Fırat kaldı.

Her koşunun sonuna nefesine yetişen Suna’yı söylemiyorum bile.

Ama senden yani direngen senden en çok hüzün kaldı. Birbirimizi teselli ettik: “güçlü olma zamanı” dedik. Dedik ve ağladık. Birbirimizden gözlerimizi kaçırdık. Göz çukurlarımızdan dışarıya taşmak için bahane arayan yaşlar tetikteydi çünkü…

Evet, biz karıncayı ezip arkasına bakmadan ilerleyenlere sevgiyi anlattığımız için sevildik. Görseydin ardından sevginin izdüşümünü, ne dediğimi anlardın.

Yine de sen bir inat dönüp bakmışsındır bize, biliyorum.

Ama içim acıyarak itiraf ediyorum; senin bu gidişin, okula gitmek değil, tatile gitmek, bırakıp her şeyi bir kafa dinlemeye gitmek hiç değil. Çekilip bir kenara, Cilo dağının sivri ufkuna bakıp bir dal sigara tüttürmek gibi de değil.

Gittin işte. Üzerek herkesi gittin!

Çeyrek yüzyıla tanıklık etmiş Yüksekova Haberi, Ömer’i, Erkan’ı ve diğerlerini ve beni, Sibel’i bırakıp gittin.

Ama olsun sevgili dostum…

Baktığımız yerde zamana anlam vererek seni uğurluyoruz.

Ama unutma:

Zaman, bize karşı değil, bizimle birlikte akar.

Ve biz, senin bıraktığın o şarkıyı,

zorbanın boğazına düğüm olana kadar

söylemeye devam edeceğiz.

Halkın şarkısı bitmez.

Direniş ölmez.

Sen de…

Asla unutulmazsın.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.