Kaybetmeye devam

İrfan Sarı

Dağların ardı ardına bombalandığı günler bayram günleriydi. Ve bayramın manevi doyumu sınırsız kucaklamayı besliyordu içinde. Kurbanlar adanırken ruhun silsilesindeki devamlılığa bir yandan da coğrafyayı saran kan atmosferinin kendini huzura ve mutluluğa terk etmesi dileniyordu. Ancak bütün dileklere rağmen ateş topları dağlarda yankılandı ve yandı.

 

Bu yangın yolu elbette bayramın da anlamına uygun olarak sönmeliydi.

 

Herşey bir kenara uzaktaki yakınlarımız telefonun diğer ucundan kaygılı/telaşlı bir vaziyette sorarken halimizi diyecek çok şeyimiz yoktu. Çünkü o yalan haberler bize ait olmayan yaşamın uzağından ülkeye yalan dolan haberler yayıyorlardı.

 

Ülkenin içinde olduğu bu keşmekeşte birilerinin bu yangına körükle gitmesine abiyane tabirle talihsizlik denirdi. Bu ülke o kadar talihsizdir ki burnunun ucunu göremeyecek kadar kör insanların uzaktan haber vermesine seviniyordu.

 

Bir yandan katlanarak büyüyen işsizlik, bir yandan geçim sıkıntısında olan memur ve işçi, diğer yandan sendikaların yalancı pazarlıkları, o şahşaha yaratan medyanın küçük puntolu yazılarında kaybolup giderken.

 

Öte yandan alakası olmayan görüntülerle insanların milliyetçilik damarlarına adrenali pompalayan basının IMF'den haberi yok davranması da düşündürücü.

 

Kendi çocuğunu okutamama kaygısı taşıyan anne ve babaların genç yaşta baston eğriği kamburlara dönen bedenlerinin yaşam öyküsünden habersiz davranan ve gazetelerin üçüncü sayfalarına düşürdükleri cinnetlerini anlatanlara diyecek bir şeye bulamıyorum. Ülkede dolu dolu yayın yapan bu haber kanallarının sabah proğramlarına çıkardıkları profillerin ağlatan dramlarını kendilerine rantiye yapması bana bu asparagas haberlerin kökünü anımsatıyor.

 

Alıp eline çantasını okula gider gibi davranan çocukların okul yolunda ve okulda neler yaptığını evlere taşırken "vah vah" çekmelerine ne demeli onu bilmiyorum. O çocukları elindeki çantayla bırakan ve çocuğun içini dışını şiddet yapan kendileri değilmişler gibi.

 

Denilebilinir ki bu kangrenli hayat maratonunda okuyup bilim adamı olmanın ne faydası var ki?

 

Evet, belkide öyle demek hakkını bize veren etkenler vardır. Akademisyenlerin hayat çarmıhında gerilişine her gün şahit olabiliyoruz ve hatta bilim adamı olup toplu olarak araştırmalar safhasındayken yaşama veda etmek bir bize mahsusken, niye okumak?

 

Ve pohpohlanan megaşehir yönetimleriyle küçük yerleşim birimlerinin yönetim anlayışlarının aslında biribirinden çok farksız olmadığını bilmek bu ülkenin insanlarının hakkı, onu bir yerlerde avazı çıkabilecek kadar yüksek haykırmak da tabii ki basının işi.

 

Şimdi bayram boyunca doğanın dondurucu sovuğunu asla hisetmeyen Türkiye insanının dağlara dökülen bombaların süni sıcağıyla neden ısındığını anlamak artık mümkündür. Basın gücünün nasıl kullanlıdığını anlamak kadar mümkündür.

 

Öyleyse büyük patron IMF"in ara ara Ankara seyahatlerinin arkasında böyle bir gündemin Türkiye"ye reva görüldüğünü kestirmekte kolaylaşıyor.

 

Bu böyle devam ederse şayet:

 

İşçi-emekçi ve memur aynen devam.

 

Trafik kazalarında hem malı hem canı yitenler haber aralarına drama edilmeye devam.

 

Bayramlarda hüznün egemenliğine devam.

 

Dağlara bombalar yağdırılarak yorum almaya devam.

 

Bilim adamlarına hüzünlü ve kimsesizce veda etmeye devam.

 

İyi çocuklara bayramlık vermeye devam.

 

Kötü çocuklar mendil satmaya devam.

 

(O) gün'lere kulak kapamaya devam.

 

Malatya"da adam katletmeye devam.

 

Kaybetmeye devam...

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (12)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.