Kadir İnanır, 2013-2015 yılları arasında Türkiye’de yürütülen Çözüm Süreci bağlamında, Akil İnsanlar Heyeti’nin Akdeniz Bölgesi üyesi olarak görev almıştı. Bu katılım, onun sanatçı kimliğinin ötesinde, toplumsal ve siyasal meselelerdeki kamusal rolünü yansıtan bir örnek olarak değerlendirilebilir. Heyet, hükümet tarafından Kürt meselesine ilişkin demokratik açılım ve diyalog sürecine toplumsal destek sağlamak amacıyla oluşturulmuş, çeşitli kesimlerden 63 üyeden oluşan bir yapıydı.
İnanır, heyete “özgür çalışabilirsem” şartıyla katıldığını belirtmiş ve bu özgürlüğü kullanarak süreç hakkındaki görüşlerini kamuoyuyla paylaşmıştır. “Bu ülkenin en büyük sorunu Kürt sorunudur”ifadesiyle, konuyu eşit yurttaşlık, demokratik çözüm ve birlikte yaşama ilkeleri çerçevesinde ele almıştır. Heyetin adlandırılmasını “Akil İnsanlar”dan “barış akademisi” veya “barış elçileri”ne çevirme önerisinde bulunarak, sürecin daha kapsayıcı ve eğitici bir niteliğe büründürülmesini savunmuştu.
Temel görüşleri ve kamusal faaliyetleri:
Liderlik ve süreç dinamikleri: Sayın Abdullah Öcalan’ın çözüm süreci sırasında aldığı tutumu “halkının gerçek lideri” olarak nitelendirmiş ve sürecin şekillenmesinde Öcalan’ın rolüne dikkat çekmiştir. Bu değerlendirme, dönemin siyasal tartışmalarında öne çıkan bir perspektif sunmuştu.
Kürt halkı ve bölgesel dayanışma: Batman’da düzenlenen Yılmaz Güney Kürt Kısa Film Festivali’ne katılarak kültürel alandaki dayanışmayı vurgulamış, “Kobanê direnişini desteklememek mümkün mü?” sorusuyla Rojava’daki gelişmelere ilişkin görüş bildirmiştir. Roboski katliamı ve Hasankeyf gibi konuları, filmleri üzerinden toplumsal hafızaya bağlamıştır. “Demokratik özerkliğin topluma sade bir dille anlatılması gerektiği” yönündeki ifadeleri, konunun geniş kitlelerce anlaşılabilir kılınmasına yönelik bir yaklaşımı yansıtmaktaydı.
Pratik tutum ve uyarılar: “Kürtleri yok sayarsanız onlar da sizi yok sayar” ve “3 milyon Kürt İstanbul Boğazı’nı bırakıp dağlara gitmez” gibi açıklamalarıyla, ortak yaşamın zorunluluğunu ve olası riskleri vurgulamıştır. Sürecin tıkanması durumunda da barışın “kaçınılmaz” olduğu görüşünü sürdürmüş, 2024 yılında benzer bir sürecin yeniden başlatılması halinde “en önde” yer alabileceğini belirtmişti.
İnanır’ın duruşu, sinemasındaki toplumsal temaları (“İsyan”, “Katırcılar”) toplumsal alana taşıyan bir pratiği arz eder. Kürt meselesini, Türkiye’nin iç dinamiklerinin yanı sıra, Ortadoğu’daki daha geniş siyasal ve etnik çatışmalar bağlamında değerlendirmiş; emperyalizm, ulusal baskı ve halkların kendi kaderini tayin hakkı gibi kavramlara referans vermiştir. Bu yaklaşım, meseleyi dar ulusal sınırların ötesinde, bölgesel ve uluslararası boyutlarıyla ele alan bir çerçeve sunar.
Akademik açıdan bakıldığında, İnanır’ın rolü, sanatçıların barış süreçlerindeki aracılık fonksiyonuna örnek teşkil eder. Eleştirilere ve hedef göstermelere rağmen tutarlı bir çizgi izlemesi, dönemin siyasal kutuplaşması içinde dikkat çeken bir unsurdur. Ancak, sürecin genel başarısızlığı ve sonrasında yaşanan gelişmeler, bu tür bireysel katkıların yapısal sınırlılıklarını da ortaya koymaktadır.
Kadir İnanır’ın mirası, Kürt meselesi ve barış arayışları üzerine yapılacak çalışmalarda, entelektüel ve sanatsal müdahalenin toplumsal etkisini inceleyen bir referans noktası olarak kalacaktır. Bu rol, hem Türkiye siyasetinin dinamiklerini hem de sanat-siyaset ilişkisini anlamak açısından anlamlı bir vaka sunmaktadır.
Türkiye’de sanatçıların toplumsal meselelere yaklaşımı önemlidir. Ölçüdür bir bakıma, bu noktada barışa dair; “O büyük barışı mutlaka biz halklar kuracağız” demesi cesaret doludur ve gelecek kuşaklara bir miras niteliği taşır. Keza bu ifadeyi Hayat arkadaşı Sanatçı Jülide Kural cenaze töreninde teyit ediyor.
İçinden geçtiğimiz günlerde İnanır’ın dünyadayken kurduğu halklar arasındaki “köprü” bir umut köprüsü görevini görür temennisi ile yazıma nokta koymak istiyorum.
Ve konforu, ayrıcalığı halkların birlikte eşit yaşamına tercih etmediği için onu yürekten uğurluyorum sonsuzluğa…