Hirça serê Satê: Kararsızlığın ve plansızlığın hikâyesi

Alican Tuncay Çelik

Bir hikâye vardır; yıllardır Gever’de büyüklerimizin dilinden düşmeyen, nesilden nesile aktarılan bir hikâye… Çocukluğumuzdan beri kulaklarımızda yer etmiş, her anlatıldığında insana başka bir ders veren o hikâye “Hirça Serê Satê.”

Rahmetli babam da özellikle benim kararsız kaldığım zamanlarda bu hikâyeyi hatırlatırdı bana. Bazen uzun uzun düşünür, ne yapacağıma bir türlü karar veremezdim. O zaman bana dönüp “Hirça Serê Satê gibi olma” derdi. Sonra da eklerdi. “Kararsızlık kötü bir şeydir Elîqo. Bir karar ver ve onu uygula.” Çocukken sadece bir öğüt gibi gelen bu sözlerin aslında hayatın kendisine dair ne kadar derin bir anlam taşıdığını bugün daha iyi anlıyorum.

“Hirça Serê Satê”, yani “Sat’ın başındaki ayı” hikâyesi aslında yalnızca bir ayının hikâyesi değildir. Bu hikâye kararsızlığın, plansızlığın ve doğru zamanda doğru adımı atmamanın insanı nasıl yavaş yavaş tükettiğini anlatan güçlü bir metafordur aslında.

Hikâye, Sat buzul göllerinin bulunduğu o eşsiz coğrafyada geçer. Gever tarafında bulunan Veregoz ile Oremar (Dağlıca) arasında yükselen Sat Dağı’nın zirvesinde başlar her şey. Günün birinde bir ayı çıkar o dağın tepesine. Bir yanında Oremar’ın üzüm bağları vardır, diğer yanında ise Veregoz’un mısır tarlaları bulunurmuş.

Ayı oturur ve düşünmeye başlar “Önce üzüm yemeye mi gideyim, yoksa önce mısıra mı?”

İşte tam o anda kendisini içinden çıkamadığı bir ikilemin ortasında bulur. Oremar tarafındaki üzümlere gitse, bu kez Veregoz tarafındaki mısırların kuruyacağını düşünür. Veregoz tarafındaki mısırlara gitse, bu sefer de Oremar’daki üzümlerin ziyan olacağını…

Bir türlü karar veremez. Sürekli bir Oremar’a bakar, bir Veregoz’a döner. Zaman geçer ama ayı hâlâ dağın zirvesinde durmaktadır. Ne Oremar’daki üzümlere ulaşabilir ne de Veregoz tarafındaki mısırlara… Düşünmekten, tereddüt etmekten ve karar verememekten tükenir. Sonunda ise tam da o zirvede, kendi kararsızlığının ve gecikmiş kararlarının içinde açlıktan ölür.

Belki mutlu sonla biten bir hikâye değildir ama verdiği toplumsal mesaj son derece güçlüdür. Çünkü insanı çoğu zaman dibe çeken şey yetersizlik değil, kararsızlık ve ihtiyaç karşısında harekete geçme cesaretini gösterememesidir. Hayatta bazen yanlış bir karar bile insanı bir yere götürür fakat sürekli beklemek, sürekli tereddüt etmek insanı olduğu yere hapseder ne yazık ki. Bu yüzden büyüklerimizin yıllardır söylediği “En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir” sözü aslında boşuna söylenmiş bir söz değildir. Çünkü insanı tüketen şey çoğu zaman hata yapmak değil, bir türlü adım atamamaktır.

Bu hikâyeyi öylesine seçmedim. Uzun yıllardan sonra yeniden Gever’de bulunmanın verdiği duyguyla şehrin genel durumunu büyük bir üzüntü içerisinde her gün gözlemliyorum. Önceki yazılarımda da halkın dile getirdiği eleştirileri ve sitemleri sade ve anlaşılır bir dille yazmaya çalıştım.

Amacım hiçbir zaman birilerini hedef göstermek ya da kurumlarımızı itibarsızlaştırmak olmadı. Çünkü ben de bu dağların ve bu ovanın çocuğuyum. Elbette isterim ki burada yaşayan insanlar daha temiz, daha düzenli, daha huzurlu ve daha yaşanabilir bir şehirde yaşasın. Ki tek gayem de budur arkadaşlar.

Bizim jenerasyon eleştiri kültürüyle büyümüş insanlardır. Öz eleştiri ve eleştiriyle insanın da, toplumun da daha iyi bir noktaya ulaşabileceğine inanarak yetiştik. Çünkü doğru okunan bir eleştiri; kurumların, toplumların ve insanların kendi eksiklerini görmesi için aslında büyük bir nimettir. Bizim yaptığımız şey saldırmak değil, eksikleri dile getirmektir. Bu yüzden hiçbir eleştiri peşinen bir düşmanlık diliyle okunmamalıdır. Tam aksine; gelişmenin, değişmenin ve daha iyisini aramanın doğal bir parçası olarak görülmelidir.

Geçen gün belediye eş başkanlarımızın, belediyenin araç filosunu güçlendirmek amacıyla halkın hizmetine sunulacak yeni iş makinelerini tanıttıkları haberi izledim. Gerçekten bütün samimiyetimle kendilerini tebrik ediyorum. Yıllardır borç yükü altında kalan ve birçok önceliği sürekli ertelenen bir kurumun böyle bir adım atması oldukça kıymetlidir.

Umarım bu gelişmeler bununla sınırlı kalmaz; daha da ileriye taşınır ve modern, güçlü bir araç filosu Yüksekova halkı için kalıcı bir kazanıma dönüşür.

Belediye eş başkanlarının konuşmasında dikkat çektiği önemli konulardan biri de kar temizleme ve çöp toplama gibi belediyelerin asli görevlerinin artık ihale usulüyle başka firmalara bırakılmamasıydı. Açıkçası bunu daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim; bana göre bu tür hizmetlerin tamamen dışarıya devredilmesi doğru bir uygulama değildir. Bu nedenle belediyenin ortaya koyduğu bu yaklaşımı yerinde ve değerli buluyorum.

Çünkü bu hizmetlerin başka kişi ya da firmaların insafına bırakılması zamanla ciddi suistimallere, denetim zafiyetlerine ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmasına yol açabilir. Bu yüzden belediyenin bu konudaki yaklaşımını önemli ve uzun vadede kurumsal yapı adına olumlu bir adım olarak görüyorum.

Bir diğer önemli mesele ise kurumlar arası koordinasyonun kalıcı ve güçlü bir yapıya kavuşmasıdır. Çünkü şehir dediğimiz şey, birbirinden bağımsız parçaların değil ortak aklın ve uyumun oluşturduğu bir bütündür. Kaymakamlık, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İlçe Müdürlüğü, Valilik, İl Özel İdaresi, Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri ve diğer ilgili kurumlar kendi görev alanlarında eşgüdüm içinde çalıştığında şehirler daha güvenli, daha planlı ve daha yaşanabilir hale gelir. Bu, bir tercih ya da çıkar meselesi değil, modern şehirleşmenin temel bir zorunluluğudur.

Evet arkadaşlar, beni bu yazıyı yazmaya sevk eden asıl mesele ise kaldırımlarımızın ve yollarımızın içinde bulunduğu vahim durumdur. Aslında kurumlar arası koordinasyon eksikliği ve kararsızlık şehirlerde en çok burada hissediliyor. Çünkü plansızlık ve ortak hareket edememe hali; savaş alanına dönmüş kaldırımlarda ve adeta köstebek yuvasına çevrilmiş yollarda karşımıza çıkıyor.

Neredeyse her yıl aynı sokaklar tekrar tekrar kazılıyor. Elektrik altyapısı için ayrı, su şebekesi için ayrı, doğalgaz hattı için ayrı, internet ve fiber altyapısı için ayrı çalışmalar yapılıyor. Bir kurum yolu kapatıp çalışma yapıyor, kısa süre sonra başka bir kurum gelip aynı yeri yeniden kazıyor.

İş bitiyor ama geride çukur, toz ve yarım kalmış yollar kalıyor. Üstelik çalışmalar çoğu zaman tamamlanmadan başka kazılar başladığı için açılan yerler de hemen kapatılamıyor. Ve çalışmaların bitmesi bekleniliyor.

Burada belediyenin de haklı olduğu bir nokta var elbette. Çünkü belediye açısından bakıldığında şu soru ortaya çıkıyor “Kazılan yer hemen kapatılsın mı, yoksa diğer altyapı çalışmaları da bitsin, hepsi birlikte mi tamamlansın?” Sonuçta her kazı ve onarım çalışması kamu için ciddi bir ekonomik yük anlamına geliyor.

Oysa mesele aslında çok basit, beklemekten vaz geçip, vizyon sahibi olmak ve geleceği planlamak. Eğer ilgili kurumlar aynı masa etrafında toplanıp ortak bir altyapı planlaması yaparsa; bir cadde ya da sokak kazılmadan önce elektrik, su, kanalizasyon, doğalgaz, internet ve yağmur suyu altyapısı birlikte planlanabilir. Böylece aynı yer yıllarca tekrar tekrar kazılmaz, hem kamu kaynakları korunur hem de şehir daha modern ve düzenli bir görünüme kavuşur.

Bir haber okumuştum bundan yıllar önce; aklımın bir köşesinde kalmıştı. Ta ki bugün burada kazılmış yolları ve parçalanmış kaldırımları yeniden görene kadar… Belki birilerine fikir olur diye paylaşmakta fayda görüyorum.

Geçtiğimiz yıllarda Çin’in Xiong’an şehrinde trafik yoğunluğunu, çevre kirliliğini ve altyapı karmaşasını önlemek amacıyla su, elektrik, internet ve lojistik altyapıları tek seferde yer altına entegre edilerek inşa edildi. Hatta o gün aktif olarak kullanılmayacak bazı sistemler bile gelecekte ihtiyaç duyulacağı düşünülerek bugünden planlandı.

Elbette biz Çin değiliz. Ancak şehirlerin temel ihtiyaçları dünyanın her yerinde benzerdir. İnsanlar düzenli yollar, sağlam kaldırımlar, planlı altyapı ve yaşanabilir kentler ister. Eğer bugün aynı yollar her yıl tekrar tekrar kazılıyorsa, bu bize aslında uzun vadeli planlamanın yeterince yapılmadığını gösterir. Oysa doğru bir koordinasyon ve güçlü bir şehir vizyonuyla hem kamu kaynakları korunabilir hem de vatandaş sürekli aynı mağduriyeti yaşamak zorunda kalmaz.

“Hirça Serê Satê” hikâyesi tam da burada anlam kazanıyor. Çünkü biz de çoğu zaman şehirleri yönetirken hangi işi önce yapacağımızı net bir şekilde planlayamıyoruz ve kararsız kalabiliyoruz. Her şey biraz aceleye geliyor, biraz da birbirinden kopuk ilerliyor burada...

Bir mahalleyi düşünelim gelîyê gundî û cîranan. Önce doğalgaz hattı için yollar kazılıyor. Aradan kısa bir süre geçiyor, bu kez su hattı için aynı yer tekrar kazılıyor. Sonra elektrik kabloları ya da internet hatları için yeniden kazı yapılıyor. En sonunda da kaldırımlar ve yollar yapılıyor ama bu sefer de önceki kazılardan dolayı bozuluyor. Yani aynı sokak defalarca kazılıyor, tekrar tekrar yapılıyor ve her seferinde yeniden bozuluyor.

Bu durum sadece görüntü kirliliği yaratmıyor, aynı zamanda büyük bir emek ve para israfına da neden oluyor. En önemlisi de insanların günlük yaşamını zorlaştırıyor. Toz, çamur, gürültü ve sürekli bozulan yollar şehirde yaşayanlar için ciddi bir sorun haline geliyor.

Doğalgazın yeni gelmesi elbette normal ve gerekli bir süreçtir. Buna kimse karşı çıkamaz. Ancak asıl mesele doğalgazın gelmesi değil, bu tür altyapı çalışmalarının nasıl planlandığıdır.

Halktan biri olarak sorulması gereken temel soruyu bütün ilgili kurumlara sormak istiyorum:

"Su, elektrik, doğalgaz ve internet gibi tüm altyapı hizmetleri en baştan birlikte planlanamaz mı?"

Evet, serê Resulü Ekrem planlanabilir gelîyê Geverê. Yeter ki kurumlar ortak bir irade ortaya koysun.

Yani bir mahallede doğalgaz için kazı yapılıyorsa, o sırada su, elektrik ve internet ihtiyacı da zaten bellidir. Madem sokak bir kez kazılacak, bu işlemler neden aynı anda yapılmıyor? Neden her kurum ayrı ayrı zamanda gelip tekrar tekrar kazı yapıyor?

Oysa bu hatlar ileride mutlaka gerekli olacak. Bu yüzden en baştan birlikte planlanıp tek seferde yapılması hem daha doğru hem de daha kalıcı bir çözüm olur. Böylece aynı yer defalarca kazılmaz ve işler sürekli tekrar etmek zorunda kalmaz.

Aslında bir ev inşa edilirken bu sistemlerin hepsi en baştan düşünülür. Su tesisatı, elektrik kabloları, doğalgaz hattı ve internet altyapısı aynı anda planlanır ve ona göre yapılır. Çünkü aksi durumda ev bittikten sonra tekrar tekrar kırıp dökmek gerekir. Peki aynı mantık neden şehirler için uygulanmıyor?

Bizde ise çoğu zaman kurumlar kendi programına göre hareket ediyor. Biri işi bitiriyor, diğeri geliyor aynı yeri tekrar kazıyor. Bu da hem zaman kaybına hem de büyük bir karmaşaya yol açıyor. Vatandaş açısından bakıldığında ise ortaya sürekli bozulup duran, hiçbir zaman tam olarak bitmeyen bir şehir görüntüsü çıkıyor.

Burada yapılması gereken aslında çok net ve basit bir şeydir. Belediyeler ve ilgili tüm birimler bir araya gelerek ortak bir plan hazırlamalıdır. Hangi sokakta ne yapılacaksa hepsi tek seferde, koordineli bir şekilde yapılmalıdır. Gerekirse bu süreç merkezi düzeyde denetlenmeli ve planlanmalıdır.

Böyle bir sistem kurulduğunda aynı sokak defalarca kazılmaz, kamu kaynakları boşa harcanmaz, yollar sürekli bozulmaz ve insanlar da günlük hayatlarında bu kadar zorluk yaşamaz.

Ama bugün bunun tersi yaşanıyor. Herkes kendi işini yapmaya çalışıyor ama ortaya bütünlüklü bir sonuç çıkmıyor. Şehir sürekli yarım kalmış bir şantiye alanı gibi görünüyor.

Sonuçta ortaya çıkan tablo ise bitmeyen kazılar, sürekli bozulan yollar ve düzenli görünmeyen bir şehir. Bu durum sadece fiziksel bir sorun değil, aynı zamanda insanların kurumlara ve yönetime olan güvenini de zamanla zayıflatıyor.

Ayrıca esnaf zaten ağır ekonomik koşullarla mücadele ediyorken, bunun üzerine her yıl tekrar eden kazılar, bozuk yollar, parçalanmış kaldırımlar ve bitmek bilmeyen altyapı çalışmaları eklenince insanlar artık gerçekten yorulmuş durumda. Halk ise tozun, çamurun, gürültünün ve buna bağlı gelişen üst solunum yolu rahatsızlıklarının içinde yaşamaya çalışıyor ne yazık ki. Ben de bu halkın içinden biri olarak yalnızca gördüğümü, duyduğumu ve insanların günlük yaşamda yaşadığı sorunları görünür kılmaya çalışıyorum.

Yine de umudumu kaybetmiş değilim. Her ne kadar insanlar artık “buralarda böyle” düşüncesine alışmış ve beklemekten yorulmuş olsa da, bu şehir için hâlâ umut vardır gelîyê Gever’ê. Çünkü insanların içine yerleşen bu kabullenilmiş çaresizliğin temel sebebi; yıllardır aynı sorunların çözülmeden tekrar edip durmasıdır. Öncelikle bunu görmek ve kabul etmek gerekir.

Daha yaşanabilir bir Yüksekova için hepimizin sorumluluğu vardır arkadaşlar. Kurumların da, halkın da… Her birey kendi görevini yerine getirmeli ve evrensel bir sorumluluk ahlakıyla hareket etmelidir. Eleştiri elbette yapılmalıdır ancak hakarete, düşmanlığa ve nefret diline dönüşmeden yapılmalıdır. Çünkü bugün görmezden gelinen her sorun, yarın büyüyerek yeniden hepimizin karşısına çıkacaktır. Önleyici tedbir almak ise bir tercih ya da öneri değil, asli bir sorumluluktur.

Ve belki de artık en büyük ihtiyacımız şudur arkadaşlar; Hirça Serê Satê gibi dağın zirvesinde kararsızca beklemek yerine, doğru planlama ve ortak akılla tek bir yolda kararlı şekilde yürümeyi öğrenip hemen harekete geçmek…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.