Hakkâri’nin Folkloru?

Enver Özkahraman

Hakkâri’deki okullar arası Halk oyunları (diğer bir ismi ile folklor yarışması) yarışmaları öncesinde 12 Eylül darbesinden hemen sonra Hakkâri’de okullar arası bir yarışma neticesinde başımdan geçenleri yazmıştım ki; birkaç gün önce Yüksekova Haber’de okullar arası Halk dansları (folklor) yarışmaları haberinin fotoğraflarına bakınca ellerimle gözlerimi kapattım.

Adeta, parmak aralarından baktım o fotoğraflara…

Çok üzüldüm, Hakkâri’ye, Hakkâri folklorunun sonradan görme, özentili bir paralının oğlunun düğününe dönüştürülmesine çok üzüldüm doğrusu.

Oysa Hakkari, Hakkari folkloru halen merkezdeki mahallelerden tutun köy ve mezralarına kadar hala dimdik ayakta duran bir kültüre sahiptir. Hakkâri folkloruna bilinçsizlikten mi desem, özenti den mi desem, belki biraz sisteme yağcılıktan desem, hep dürbünün ters tarafından bakıldı duruldu bu güne kadar. Hâlbuki bu işle uğraşanlar iyi niyetle, biraz etrafına bakınma ile, biraz görebilme ile folklorda en şanslı insanlar olabilirler. Gerçek Hakkâri folkloru çerçevesinde Hakkâri halk danslarını düzenlemeleri halinde ülke genelinde dereceye girmemeleri için bir sebep yoktur.

Buradan duyar gibi oluyorum, birileri; “Gerçek Hakkâri folklorunu uygulasak, bırakırlar mı?” diye mazeret uydurmaya çalışır. Ben de şu cevabı veriyorum içimden; “Bunlar alışılagelmiş mazeretler. Bırakırlar, bırakırlar. Sen fotoğraflarını, belgelerini tezinle birlikte bilinçlice sunduktan sonra, niçin engel olunsun?Yeter ki sen bilinçli bir sunum yap.” diyorum.

Diğer illerde unutulmuş kayıp olmuş değerleri (folklorik) araştırıp tekrar gün yüzüne çıkarmak için insanlar yıllarını ve servetlerini harcayarak bu değerleri gün yüzüne çıkarma çaba ve gayreti içinde iken, Hakkârili ise bu değerlerini yok etmek, unutturmak ya da yozlaştırmak için gayret sarf ediyor adeta. Gençlik de bu kıyıma sessiz kalıyor gibime geliyor. Halkçı geçinenler ise bunları ne görmek istiyor ne de duymak. Hâlbuki bu değiştirilen, yozlaştırılan şey bir halkın ortak malı, ortak kültürüdür. Hani, kalkıp bu saf temiz ve bakir halkın ortak malını, kültürünü sayfalara sığdıramam zaten.

Hâlbuki Hakkârili, Yüksekovalı, Şemdinlili, Beytüşşebaplı, Çukurcalı, Başkaleli hatta Vanlı bir gencin evinde, dedesi, ninesi, halası veya teyzesi muhakkak vardır. Böyle canlı bir değere sahip olan bu gençler hem folklor, hem halk dansları konusunda çok şanslıdırlar. Hadi bizim zamanımızda bir ses kaydedici edinmek çok zordu (veya olana bu ajandır, gözü ile bakılırdı) ama bu gün neredeyse herkesin cebinde ses alan, ses kaydeden, görüntü alan bir aygıt (telefon) var.

Yapılacak çok basit bir şey vardır. Dedeye, nineye, teyzeye dayıya, “Sizin anneniz ve babanız veya siz geçliğinizde nasıl giyiniyordunuz?” diye sormanız yeterlidir. Aslında otuz yıl önce yani 12 Eylül’den hemen sonraki, korkak mı desem, yağcı mı desem birkaç idareci ve bilinçsiz çalıştırıcıların kırmızı (Fistan) ve beyaz (Kıras) ile değişim başladı Hakkâri(Folklor) halk danslarında. Kız oyuncuların gerdanlarında dizi dizi Reşat ve Cumhuriyet altınlarını sahnelere çıkardılar. Bırakın bunların Hakkâri folklor ekibindeki yerini Türkiye’de ki bir folklor ekibinde bile görmek abestir. Yine aynı yıllarda bir yarışmaya katılmak için Ankara’ya giden folklor ekibindeki dizi dizi Reşat ve Cumhuriyet altınlarını korumak için folklor ekibi ile birlikte polislerin bile Ankara’ya görevlendirildiğini biliyorum. Aynı yıl biz bunlara itiraz edince, folklor bilen bir arkadaşımız ısrarla, “Ben, annemin boynunda bir adet altın olduğunu hatırlıyorum.”demişti.

Ona kültürün bir parçası olan folklorun oyunları ve giysileri ile 40–50 yıl öncesine değil Şeyhin, Ağanın, Beyin, Kedhudanın değil ama halkın, çoğunluktaki üretici, çoban, çiftçi, amele, rençber ve işçi halkın yüzyıllardır doğası içinde uyduğu veya kendisine uydurduğu yakıştırdığı benimsediğini yaşayarak bu güne kadar getirdiğini söylemiştim. “Siz o günlerin o zamanın günlük yaşam biçiminin gençliğini simgeleyerek yine o günlerin söz, müzik, figür ve ritimleri ile gösterinizle (folklor) yapabildiğiniz kadar puan alma durumundasınızdır.”demiştim.

Hani üzüldüm dediğimde üzüntümü belirtmem gerektiğine inanarak diyorum ki; yarışmalara katılan tüm Hakkâri halk oyunları (folklor) ekiplerine baktım hiç birinde Blue jean -Kot pantolon giyen bir ekip gözüme ilişmedi. Hem de şöyle poposu ve dizleri taşlanarak eskitilmiş hatta birkaç yeri yırtılmış kot pantolonlarla Şêxani oynayan bir Hakkâri folklor ekibi görmediğim için üzüldüm… Kızmayın hemen… Ben de haksız değilim bu söylemimle öyle ya gecelik mi, sabahlık kumaşı mı, desem, dantelli fileli ve de tamamı açık eflatun veya yine dantel fileli parlak simli alttan tenin görülebilecek incelikteki açık mavi renkli Güney Kore veya Japon menşeli kumaş ile kendi ilini temsil eden bir okul ekibi, kız ekibi ne kadar normal karşılanıyorsa ben de taşlanması vücuda zararlı olduğu için o işi fakir Kürt gençlerine yaptırılan, Eminönü, Mahmut Paşa mamulü yerli malı kot pantolonlu bir Hakkâri folklorunu da görmeyi artık o kadar normal karşılamak konumunda hissediyorum kendimi.

Devamı bir sonraki yazımda…

Bizi derin üzüntülere boğan İyi insan Evrim Alataş için Allah’tan Rahmet, değerli eşi Dr. Fikri Kutlay Bey’e de sabırlar diliyorum.


İnsanı karakterinden zevkine kadar etkileyen coğrafyasıdır. Coğrafyasındaki insan çevresinde ne varsa ondan etkilenir. Ova (çöl) coğrafyasında daima sıcak renkler vardır. Hakkari gibi dağlık coğrafyalarda hem sıcak hem soğuk renkler vardır ve bu renkleri bir arada, bir karede görmek mümkündür. Bu fotoğrafı Sümbül dağının güneyindeki bir vadide bir sonbahar günü çekmiştim.

Bu çocuk fotoğraflarını ve diğerlerini 70’li ve 80’li yılların ortalarına kadar Hakkari köylerinde çekmiştim.

Misk ve anber misali, Hakkari kokarlar Şemdinli’den Uludere’ye Çatak’a kadar ayıramazsınız, kokuları.

Ayıramazsınız sıcak ve soğuk renkleri bu insanların coğrafyasından ve folklorundan. Çünkü bu coğrafyada bir günde birkaç rengi bir arada bulabileceğiniz gibi folklorundaki çok çok güzellikleri buradan başka bir yerde de bulamazsınız.

Gever ovasının minnacık bir köşesindeki bu renkler nasıl olur da folkloruna yansımaz şaşıyorum…

Bakın bu güzelliğe Gever’den uzak bir köyde Gever’in özlemi ile ovadaki renklerle toprak damlı evinin bir köşesinde kızının çeyizi için Gulgever kilimini dokuyan yaşlı bir kadının üstünde bile tek düz renkli bir FİSTAN görmeniz mümkün değildi bu coğrafyada.

Görüyorsunuz çalışırken, hem de harman (coxîn) yeri çamuru ile uğraşırken bile kıras fistanlar renksiz ve çiçeksiz değildir, doğası ve coğrafyası gibi…

1971’de Hakkari’den siyah beyaz bir fotoğraf. Destar çeviren kadın neredeyse çiçeklerin içinde kaybolacak.

Daha dün Hakkari’nin bir köy düğününde folklorunun tüm renklerini şekilleriyle canlı canlı görmek mümkündü ve belki bu canlı renkler okullardaki Halk oyunları (folklor) çalıştırıcısı kardeşlerimizin yakınlarının düğünlerinde hatta kendi düğünlerinde de görmek mümkünken…

Bir toplumun gelenek, görenek, örf, adet, folklor ve renklerini oluşturan beşik, coğrafyasıdır.

Coğrafyasında oluşan milli giysileri içinde çocuk yaştaki damat ve onun yaşıtı zavallı gelin folklorik renklerin içinde kaybolmuş adeta. Haa birileri çıkıp çocuktan damat-gelin olur mu diye eleştirebilir, ama ona da verilecek cevabımız var. Bu güne kadarki yaşam şartları içinde yaş ortalaması ve haşin doğa şartlarını göz önüne getirdiğinizde töreye hak vermek zorunda kalıyorsunuz.

Bebeğinden ninesine, çok güzel antik bir tablo gibi değiller mi? Bu güzelim fotoğraflardan birer tane büyütsem hangi okurum bunu seve seve evinin baş köşesine asmaz? Budur işte güzel Hakkari’nin güzel folklorik renkleri. Bunları mercekle aramamıza gerek yok, hangi tarafa dönsek gözlerimize batıyor adeta.

Alın size adeta Hakkari coğrafyasından bir parça. Biyadır’dan veya Rubarok’tan Çarçelan’a, Cilo’ya kadar tüm renkleri ŞAMARİ kiliminin bir diliminde toplamıyor mu? Bunu göremeyenlere veya görmek istemeyenlere bir sözüm olmalı. Değil mi?

 Erkek çocuğunun başındaki okul şapkasından da anlaşıldığı gibi,1970’li yıllarda MARİNÜS köyünün Zomasındaki bir çadırda çektiğim fotoğrafta anne ve kızının fistanları gül ve çiçek tarlası değimli?(Şapkalı öğrenciyi bilen varsa bana yazar mı lütfen)

Folklorumuzun bir dilimini oluşturan ve 1970’li yılların ortalarında Sat dağlarında bana doğal fotomodellik yapan cici kızlarımla böyle poz vermiştim rahmetli Yahya Özbilge’nin objektifine.

Bundan önce verdiğim fotoğrafların tamamı Hakkari coğrafyasından ve folklorundan kareler. Bunlar ise Hakkari’de ilim ve irfan yuvası olan okullar arası halk oyunları sırasında çekilen kareler. Bu karelerde Hakkari folkloruna uyum sağlayan bir renk, bir desen bir şekil, bir ima bulabiliyor musunuz acaba? Merak ediyorum. Ben bu görüntüleri Hakkari folklorundan ziyade bir zenginin, bir sonradan görmenin düğününden kareler diye algıladım. Kimse bana alınmasın!

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (25)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.