Hakkâri yolu meselesi

İrfan Sarı

“Medeniyete giden yol”

 

Yukarıda ki söylem bana ait değil.

 

Ancak sitemize düşen haberlerden birine yapılan yorumun bir parçasıdır. Kim olduğu ya da ne amaçla yazdığı hiç mi hiç önemli değil.

 

Ama kısaca hatırlatmakta bulunayım. Hakkâri halkı bin yıllardır medeniyetle buluştu ve halada medenidir. Herkes! Ama bütün yağcılar ve bütün yalakalar bunu böyle bilsin.

 

Bu topraklara iş makinelerinin bıçağı değmezden önce de Hakkâri halkı medeniydi şimdi de medenidir yarında medeni olacaktır şüphesiz.

 

Gönül ister ki: Hakkâri kalesi yapıldığı asrın medeniyeti anımsansın ve bu medeniyet üzerinde insanlar geleceği nasıl modern dünyaya kavuştururları tartışsın. Doğal olarak bu yorumları yapanlarda bu medeniyet beşiğinin nişanesi kale ve kaleye gidebilmenin yoluna sahip çıksın.

 

Mesela Türkiye"de her ilin simgesi olan kalesi bizde askerin kapalı alanı olmuş durumda. Yorumcular birde bu değerine sahip çıksa.

 

Hala şehir içine gelen yolun yapımını mevsim sonuna iliştiren ihmalin sorumlularına ezilmeden büzülmeden derdini diyebilse.

 

Adı geçen yol güzergâhında, Berçelan"da, Ninovalılar, Asurlar, Urartular, Babiller ve Sümerler yüzyıllar evvel vardı.

 

Medeniyet dedikleri buysa tabi onlar için.

 

Ancak lazım gelir ki şunu diyelim: her halkın içinde başkalaşma ve başkalarına kendi şahsi menfaatleri için boyun eğme örneği sergileyen kişi ya da kişiler olacaktır. Bu insanlar “medeniyeti” ceplerine dolduracakları para ve üstlerine alacakları üst-baş ile yaşamlarına katacakları yozlaşmışlığa yoracaklardır elbette ki, medeniyeti anlamak zordur. anladıklarında işin gerçek simasıyla tanışacaklardır, umarım geç kalmazlar.

 

Eğer bir yol yapılıyorsa ve bu yol 2008 yılına denk gelmişse durup geriye bakma gereği vardır.

 

1923-2008 Bu güne kadar neden yapılmadı diye.

 

Ancak buna rağmen bir yol yapılacaksa ve giderek globalleşen dünya için zaman ve hız önemliyse Hakkârililer içinde bu önemlidir. Bu bağlamda katkı değil görevini yapan bir yetkili varsa bu iyidir pek tabi.

 

Şunu söylemeden duramıyor insan, 100 yaşına girecek olan cumhuriyetin hala Zap vadisine tırmanan yolu ilkel tuttuğu bütün zamanlarda bu kişiler neden “yolum yok, beni medeniyete taşıyın” demedi?

 

“Şükran borcu” iklim koşullarına göre hazırlanmış artık kan ve gözyaşının üzerinde yaşanmadığı yol hayata geçti zaman ödenir. Bunun bilinmesi lazım.

 

“Şükran borcu” her sene yapboz tahtasına dönen üzerine çocuk oyuncağı gibi bir perde mucur taşı serpilen ve bahara çakıl taşı sahasına dönen yolların ihalecileri sorgulandığı zaman ödenir.

 

“Şükran borcu” yamaçtan düşen kayalardan kaçışmayan ve can telaşı yaşanmayan ve yamaç üstüne tel örgülerle ağ gerilen yollar yapıldığı zaman ödenir.

 

“Şükran borcu” sonbaharda dökülen zifte, baharın yama yetiştiren yetkilinin yumruğunu masaya vurduğu ve bu zifti dökenden hesap sorduğu zaman ödenir. Taşeronu deşifre ettiği zaman verilir.

 

Eğer halkın çoğunluğu istiyorsa ve buna rağmen azınlık dinleniliyorsa o zaman yorumcular gibi minnettarlıktan “şükran borcu” ödenir.

 

Bu da sahici olmayan bir şükran borcu olur.

 

Zamana ve çıkara göre şükran borcu olur.

 

Yalancıktandır bu şükran borcu.

 

Halkı ve halkın yaşadığı coğrafyayı kirleten şükran borcu olur.

 

Yöneticiler kendi görevlerini yaparken bu halkın onlara önceden verdiği görevle onurlandırılmışlardır bilmeliyiz.

 

Onurlandırılanlara şükran borcu ödenmez.

 

Onurlandırılanlar şükran borçlu olurlar.

 

Biz böyle öğrendik büyüklerimizden.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (21)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.