Fon’dan fona fark var!​

İrfan Sarı

Bu kavga; gün boyu terleyen, yorulan, bitap düşenlerin, ay sonuna borçla girenlerin ve çalışmadan balya balya götürenlerin kavgasıdır.

Sabahın köründe kalkıp fabrika kapısına dayananın, inşaat iskelesinde rüzgârla boğuşanın, tezgâh başında belini bükenin kavgasıdır.

Terini silmeden mesaiye devam edenin, yorgunluğunu eve götürüp çocuklarına “yarın daha iyi olacak” diye yalan söyleyenin kavgasıdır.

Sanayide üstü başı yağ içinde evine giderken ekmek alabilme telaşında olanların kavgasıdır.

Ayın yirmisinde mutfak masasında hesap tutan, faturayı erteleyen, kredi kartı ekstrasını görünce midesinden vurulan insanın kavgasıdır.

Karşı tarafta ise ter dökmeden, yorulmadan, bitap düşmeden “balya balya” götürenler vardır. Sistemin çatlaklarından sızan, emeğin üzerine konan, riski başkasına yükleyip kârı cebine atanlar. Çalışmadan zenginleşen, alın teri olmadan “kazanan”, toplumu borç batağına sürüklerken kendi havuzunu dolduranların kavgasıdır.

Bu bir sınıf kavgası değildir yalnızca; bir adalet kavgasıdır.

Çünkü bir yanda “ne kadar çalışırsan o kadar kazanırsın” yalanı dolaşır, diğer yanda ise gerçek: Ne kadar çalışırsan o kadar borçlanırsın. Ücretler erir, faturalar şişer, hayat pahalılığı boğazımızı sıkar. Çalışan, üreten, değer katan insan ay sonunda “nasıl geçineceğim” diye düşünürken; çalışmadan götüren, “nasıl daha fazla götürürüm” diye hesap yapar.

Bu bir diploma meselesinden çok büyük meseledir.

Bizden geçti; bizim oğlumuzun ve kızımızın ve hatta torunlarımızın meselesidir.

Manav dükkânının duvarına asılan üniversite diploması ya da balıkçı tezgahınaasılan diploma meselesiyle, sınıf görmeden, masa görmeden, sıra görmeden, kampüs görmeden diploma alanların meseledir.

Bu kavga, sessizce büyüyen bir öfkenin adıdır.

Metrobüste ayakta gidenin, gece vardiyasında uykusuz kalanın, emekli olduktan sonra bile çalışmak zorunda kalanın öfkesidir. Çünkü sistem, alın terini ucuz, spekülasyonu, vurgunu, rantı, komisyonu ise değerli kılar. Emeği küçültür, emeksiz kazancı yüceltir.

Kapitalizmin canavarlığından çok daha büyük bir canavarın dişlileri arasında un ufak olanların bile şaşırdığı bir kocaman “yalanın” meselesidir.

Yalan söylemede seviye atlayanların meselesidir.

Tahıl ambarına dadanan farenin meselesinden katbekat büyük bir hırsızın meselesidir. Hırsızların bile gördüğü karşısında donup kaldığı bir meseledir.

Ve bu kavga bitmez.

Çünkü her ayın sonu yeniden başlar. Her sabah yeniden ter dökülür, her akşam yeniden yorgunluk birikir. Borç büyür, umut küçülür. Ta ki bir gün, “yeter” denilene kadar.

Bu kavga, sadece ekmek kavgası değildir.

İnsan onuru kavgasıdır. Alın terinin, emeğin, dürüstlüğün hâlâ bir değeri olduğuna inananların kavgasıdır. Çalışmadan balya balya götürenlere karşı, gün boyu terleyenlerin, yorulanların, bitap düşenlerin ve ay sonuna borçla girenlerin kavgasıdır.

Ve bu kavga, karmaşık, karmaşık olduğu gibi kafa karıştıran, karışık kafayla çözülmesi zor bir kavgadır. henüz nasıl tepki verileceği bilinmeyen, yüz lirayı aşan akaryakıt zammına rağmen “50 liralık” yakıt alanların kavgasıdır.

Bitti mi? Bitmedi! Daha bu işin sonunda “suskunluğun” soluğunun duyulmayacağı aşama var.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.