Çökük kalkınma

İrfan Sarı

Hakkari’nin dağlarında, o sert, mağrur topraklarda bir yol çöktüğünde, sadece asfalt değil, bir halkın sabrı da yarılıyor.

Yeni yapılmış, “açılış töreniyle” kurdele kesilen sınır yolu… Çukurca’nın Üzümlü köyünden Irak sınır kapısına uzanan o “gurur projesi”, daha müteahhitlerin cebi ısınmadan, daha ilk ağır kış ve sağanakla birlikte derin yarıklar vermeye başladı. Sanki yol değil, aceleyle dikilmiş bir yalan gibi çöküyor. Asfaltın altında kalan, sadece zemin değil; yıllardır “bölgeye yatırım” diye pompalanan o boş vaatler de.

Van-Hakkari arası, Akçalı köyü mevkiinde yine aynı hikâye: Yağmur yağıyor, zemin yumuşuyor, yol bir anda kayıyor. Ulaşım kontrollü hale getiriliyor, ekipler “hasar tespiti” yapıyor, fotoğraflar çekiliyor, manşetler atılıyor.

Sonra?

Sonra aynı yol tekrar çöküyor.

Çünkü sorun yağmur değil. Sorun, kalitesiz malzeme, yetersiz zemin etüdü, aceleyle verilen ihaleler ve denetimsiz müteahhitlik. Dağlık, heyelanlı, sismik bir coğrafyada yol yapmak çocuk oyuncağı değil. Ama belli ki bazıları için “ihale almak” oyundan da kolay.

Daha 2024 yılında faaliyete başlayan entegre katı atık tesisi bir heyelanla devre dışı kaldı.

Çöp oldu argo tabirle!

Bundan sonra yer altı sularını, toprağı ve havayı kirleten ekolojik yıkıma yol açan kontrölsüz çöplüklerde yeniden girecek hayatımıza...

Halk ne diyor?

Köylüler çocuklarını sırtlarında taşıyor, ağır tonajlı tırlar risk alarak geçmeye çalışıyor, hastalar saatlerce ambulans bekliyor. Sınır ticareti aksıyor, esnaf zarar ediyor, gençler “burada yaşanmaz” diye göç ediyor.

Hakkari zaten coğrafyanın ve tarihin en ağır yükünü taşıyor; bir de üzerine bu tür “çökük kalkınma” modeli eklenince, insan sormadan edemiyor: Bu yollar kimin için yapılıyor? Halk için mi, yoksa “proje bitti, foto çektirip Ankara’ya yolladık” diye puan toplayanlar için mi?

Hakkari yolu kaymış, yüz yıldır kayıyordu zaten! Oradan binlerce kez Karayolları geçti. Yol kazdı daha derine indi ama yol göçtü yine.

Doğa ile inatlaşır gibi ihale üstüne ihale.

Her sene aynı terane! Yol kesildi şimdi karşı yakaya yani kuzeye doğru yamaca "geçici" bir geçit verilecek.

Sorun çözüldü, geçmişin üzerine sünger çekildi.

Hesap veren yok.

Hiç birşey olmamış gibi halkın vergileri yutulmaya devam edilecek!

Muhalif olmak burada “devlete düşman olmak” değil; tam tersine, devletin asli görevini hatırlatmak. Vatandaşın can güvenliğini, günlük hayatını, geleceğini korumak.

Eğer bir yol yapılıyorsa, orada depreme, yağışa, kara, heyelana dayanıklı olması gerekir. Denetim sıkı olmalı, müteahhit sorumlu tutulmalı, cezalar caydırıcı olmalı. “Olur böyle şeyler, doğa olayı” demek, sorumluluğu doğaya atmak kolaycılığıdır.

Doğanın şartları belliyken, o şartlara göre mühendislik yapmamak ise ihmaldir.

Hakkari’nin yolları çökerken, asıl çöken şey güven oluyor. İnsanların devlete, yönetime, “bizim için çalışıyorlar” inancına olan güveni.

Her çöküşte bir kez daha soruyorlar: Bizim vergilerimizle yapılan bu yollar neden bu kadar dayanıksız?

Neden aynı hatalar yıllardır tekrarlanıyor?

Neden her seferinde “geçici çözüm”le idare ediliyor, kalıcı önlem alınmıyor?

Bu ülkede her bölge eşit değerde yatırımı hak eder.

Hakkari’nin dağları da, ovaları da, insanları da. Ama hak, sadece lafta kalmamalı. Betonda, asfaltta, köprüde, tünelde somutlaşmalı. Kaliteli malzemeyle, doğru mühendislikle, şeffaf denetimle.

Yoksa her bahar ve her kış, aynı manzaraya uyanmaya devam edeceğiz: Çöken yollar, çaresiz köylüler, şehirliler ve “çalışıyoruz” demeçleri.

Çöken, göçen, yarılan yollara rağmen "çalışıyoruz" demeçleri.

"Huzurun kenti" teknoloji ve bilişim çağında yolsuz, çökük, çöp!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.