Ağzına biber sürerim

İrfan Sarı

Şu sıralar, ikili ya da grup sohbetlerde en çok öne çıkan ezber söylem “önemli (hassas) bir süreçten geçiyoruz” şeklinde geçiyor. Bunu milliyetçisinden demokratına hatta liberaline dek her kes dillendiriyor.

Evet, şüphesiz ki önemli bir süreçten geçiyoruz.

Hatta o kadar önemli bir süreçten geçiyoruz ki önümüze geleni dövüyoruz.

Dünya ticaretinde önemli bir yeri olan tütün ürünleri gelirleri bu gün itibarı ile büyük patron ABD"nin elinde, yetmemiş gibi bir de diğer ülkelerin tütün ürünleri üretim ve pazarlama merkezlerini de kendi vatandaşlarının şirketlerine aldırmakta. Bu yöntemle mekanizmasının manevra alanlarını hem genişletip hem de uzun vadede elinde tutmaya plan koyuyor.

Malumunuz üzere Türkiye"de de TEKEL diye bir kurum vardı.

Tekel, çaktırılmadan böyle bir şirkete kısmen de olsa satılmış oldu. Ve bilindiği üzere ülkenin önemli bir gelir kaynağı olan tütünün Türkiye"de birçok yerde yetiştiricisi yıllar önceden kotayla karşı karşıya bırakılmış ve bu günün planının temeli atılmıştı.

İnsan sağlığı üzerinde zararlı etkisi uzmanlarca da tespit edilmiş bu bitkinin gerek Türkiye"de ve gerekse dünya üzerindeki aktif ve pasif içicisi çoktur. Dolayısıyla ekonomik pazarı da büyüktür. Bu büyüklükteki bir pastayı birileri yapacaksa Türkiye vatandaşlarının bundan zararı varsa faydalarının da onlarca elde edilmesi gerektiğine dair görüş birliği çıkar ortaya.

Ancak tekel işçilerinin bu husustaki hak talepleri polis barikatına takılıp coplanmaya götürülmüştür. Oysa o bir kamu kuruluşu çalışan grubuydu ve poliste bu anlamda kamu kuruluşu çalışanları konumundaydı.

İnsan tabiatındaki suçluluk psikolojisi gereği kaba güç gösterimi burada ve başka yerlerde hemen önümüze çıkıyor.

Üniversitelerdeki öğrencilerin yani ülkenin beyin takımının yetişeceği yerdeki genç kuşağın talepleri de her seferinde ya jandarma ya da polis engeline takılmaktadır. Bu engele takılan çocuklar halkın çocukları ve bu engeli yaratanlar ise halkın çocuklarının güvenliğini sağlayacak maaşlı kamu görevlileri.

Hal böyle olmasına rağmen, ağızlara biber sürülme kaçınılmaz oluyor.

Ve kadınlar.

Alanlardaki söylemleri açık hava boşluğunda kaybolup giderken etraftaki güvenlik akıllarda durgunluk yaratır cinstendir…

Ve insan hakları savunucuları, sokağa çıktığında

Ve demokratik hakkını kullanıp meydanlarda açıklama yapanlar.

Newroz kutlamaları.

1 Mayıs kutlamaları.

Velhasıl her yerde polisiye tedbirlere başvurunun aslında siyasi iktidarların kendini muhafaza etmekten başka bir şey olmadığının göstergesidir.

Sus…

Yoksa ağzına biber sürerim.

Deme yerine düşün, konuş, tartış söylemi gerekiyor.

Artık bu güne kadar gelen anlayışın kendini yenilemesi gerektiği vurmakla, kırmakla, hapise atmakla çözümün olmadığı kanaatini yaratmak lazım.

“polis göstericilere müdahale etti, gaz bombası kullandı, panzerlerle tazyikli su sıkıldı.”
Söyleminin ne kadar can acıtıcı olduğunu bilmek lazım, keza gösterici halktır, halkı korumakta devletin işidir.

Mesele eğer ağza biber sürmek olacaksa bunu en iyi yapacak kesim halktır.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (10)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.