Yüksekova’nın hafıza defteri: Necip Çapraz’ın ardından..

“Necip Çapraz, insanların sesini duyurmaya çalışıyordu. Onların hikâyelerini görünür kılmak, yaşadıklarını kayda geçirmek, sessizliğin içinden bir cümle çekip çıkarmak için uğraşıyordu.”

Şevket Herkî yazdı:

Bazı insanlar hayatımıza girer ve orada kalır. Aradan yıllar geçer, şehirler değişir, yollar ayrılır, hayat insanı başka başkayerlere savurur. Fakat bazı isimler, hafızanın derinliklerinde bir yerde, ilk karşılaştığınız günkü canlılığıyla yaşamaya devam eder.

Necip Çapraz, benim için böyle biriydi.

Onu ilk kez 2004 yılında, Milliyet Gazetesi’nin Ankara Ofisi’nde stajyer muhabir olduğum dönemde tanıdım. Gazeteciliğin daha ilk basamaklarındaydım. Haber peşinde koşmanın heyecanını taşıyor, mesleğin o büyülü ama bir o kadar da çetin dünyasını tanımaya çalışıyordum. Necip Çapraz ise çoktan kendi gazetecilik yolunu açmıştı. Onu ilk hatırladığımda aklıma gelen şey, kelimenin tam anlamıyla hayat enerjisi. Sanki içinde hiç tükenmeyen bir haber nehri, Nehîl gibi çağlayarak akıyordu.

Konuşurken, anlatırken, bir olayın ayrıntısını aktarırken gözlerinde başka bir ışık belirirdi. Gazetecilik onun için masa başında tamamlanan bir meslek değildi. Sokağın sesini duymak, insanın yüzüne bakmak, olup bitenin peşine düşmek ve duyulmayanı duyurmak demekti.

Sonra yollarımız yeniden kesişti. Bu kez Yüksekova’da. Birdönem aynı topraklarda, aynı haberlerin peşinden birlikte koştuk. Aynı sokakların havasını soluduk, aynı insanların hikâyelerine kulak verdik.

Ve o günlerde Necip Çapraz’ı yalnızca bir gazeteci olarak değil, zor bir coğrafyada gazetecilik yapmanın ne demek olduğunu bilen bir meslek büyüğü olarak daha yakından tanıdım.

Yüksekova o yıllarda yalnızca bir ilçe değildi. İnsanların hayatlarının, korkularının, umutlarının, öfkelerinin ve sessizliğinin birbirine karıştığı ağır bir coğrafyaydı. Namlunun gölgesi vardı. Sözün ağırlığı vardı. Susmanın, konuşmanın, haber yapmanın ve gerçeğin peşinden gitmenin bir bedeli vardı.

Necip Çapraz, insanların sesini duyurmaya çalışıyordu. Onların hikâyelerini görünür kılmak, yaşadıklarını kayda geçirmek, sessizliğin içinden bir cümle çekip çıkarmak için uğraşıyordu.

O günlerde Yüksekova’da bunu yapmak büyük cesaret istiyordu. Necip Çapraz’ın ise bu bedeli göze alan bir cesareti vardı. Gazetecilikte ısrar eden bir meslek büyüğümüzdü. Yüksekova Haber Gazetesi’ni kurması da bu ısrarın en güçlü ifadelerinden biriydi, çünkü o, büyük merkezlerin bakışını Yüksekova’ya çevirmesini beklemedi. Yüksekova’nın kendi hikâyesini kendi sesiyle anlatabileceği bir mecra kurdu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda belki sıradan görünen bir gazetenin, o günün koşullarında ne büyük bir emek, cesaret, fedakârlık ve inatla kurulduğunu bilenler bilir.

Necip Çapraz bunu yaptı. Hem de kolay zamanlarda değil. Kelimelerin bile ağırlaştığı, haberin bazen bedelinin gazetecinin canı olduğu, korkunun ve suskunluğun sokaklara sindiği yıllarda yaptı.

O, Yüksekova’nın hafızasını tutmaya çalıştı. Bu hafıza yalnızca bir ilçenin hafızası değildi. Aynı zamanda bir ülkenin karanlık bir döneminin “tanığı, sanığı ve şahidi” olduğumuz yılların hatıra defteriydi. Ve Necip Abi, o defterin sayfalarına insanları, olayları, acıları, umutları ve suskunlukları kaydetti. Belki bu yüzden onun ölümü bana yalnızca bir gazetecinin kaybı gibi gelmedi. Bir hafızanın tanıklarından birinin eksilmesi gibi geldi. Çünkü Necip Çapraz yalnızca haber yapan biri değildi. Yaşadığı dönemin tanığıydı. Aynı zamanda mağduruydu. Her şeye rağmen geri çekilmeyen, gazetecilikte ısrar eden biriydi. Yüksekova’nın sokaklarında, Hakkâri’nin dağlarında, gazetecilerin telefon rehberlerinde, haber arşivlerinde ve onu tanıyanların hafızalarında şimdi büyük bir boşluk var.

Ama insan bazı boşluklara baktığında, orada bırakılmış büyük bir mirası da görür. Necip Çapraz’ın bıraktığı miras yalnızca Yüksekova Haber Gazetesi’nin sayfalarında değildir. O miras, insanın sesini duyurmaya çalışmanın inadındadır. Gerçeğin peşinden gitmenin cesaretindedir. Susturulmak istenenlerin hikâyesini kayda geçirmenin sorumluluğundadır. Ve en önemlisi, gazeteciliğin bütün baskılara rağmen yapılabileceğine dair inançtadır Şimdi geriye bir ses kaldı. Bir hafıza. Bir mücadele, bitmeyen bir gazetecilik inadı…

İyi ki inat ettin Necip Abi

İyi ki vazgeçmedin.

* Şevket Herkî / Rûdaw Medya Grubu Ankara Temsilcisi

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

MAKALE Haberleri