Özgür, gerçekten özgürleşti mi?

Biz ne yaptık onun için? En yakınları, kanından canından olan bizler; o düştüğünde elinden tutup çekmek yerine, belki de ilk sırt çevirenler olduk.

Serkan Taş yazdı

Bazı insanlar ölür; ardından yalnızca bir cenaze değil, cevaplanması gereken ağır ve sarsıcı sorular bırakırlar. Kimi zaman bir insanın ardından dökülen gözyaşlarından daha ağır olan şey, yaşarken ondan esirgenen merhamettir.

Bugün bu satırları yazarken aklımda tek bir soru var: O ruh, gerçekten özgürleşti mi yada Kurtuldu mu ?

Hayat her insanı farklı sınavlardan geçirir. Bazıları bu sınavları başarıyla aşar, bazıları ise yaptığı hataların, aldığı yanlış kararların altında ezilir. O da kusursuz değildi. Büyük hatalar yaptı; en yakınlarının güvenini sarstı ve bu yanlışların bedeliyle yüzleşmek zorunda kaldı. Ancak bir insanın yaptığı bu büyük hata, onun bütün hayatını, bütün geleceğini ve insanlık değerini tek kalemde silip atmamalıydı.

Ne yazık ki toplum olarak en büyük eksiklerimizden biri budur. Bir insan hata yaptığında onu yeniden ayağa kaldırmaya çalışmak yerine, onu o hatayla mühürleriz. Alnına hemen dışlayıcı bir şekilde "işe yaramaz" damgalarını vurur, ona ikinci bir şans vermek yerine geçmişini her gün yüzüne vururuz.

Fakat bu hikayede suçu sadece soyut bir "topluma" atıp kenara çekilmek, en büyük ikiyüzlülük olur. Asıl iğneyi kendimize, çuvaldızı en yakın akrabaları olarak bizlere batırmak zorundayız.

Biz ne yaptık onun için? En yakınları, kanından canından olan bizler; o düştüğünde elinden tutup çekmek yerine, belki de ilk sırt çevirenler olduk. Kapılarımızı yüzüne kapatırken, "el alem ne der" korkusunu onun hayatından daha değerli gördük. Onu anlamaya çalışmak, içine düştüğü çaresizliği görmek yerine; mesafeler koyduk, aramıza görünmez duvarlar ördük.

Biz ona sırtımızı döndükçe, onun sığınacak hiçbir dalı kalmadığını fark edemedik. Biz yakınları başta olmak üzere tüm çevre kapılarını yüzüne kapattıkça, o kaybettiği zemini ve saygınlığı yeniden kazanmak, durumunu kurtarmak için daha büyük risklerin, karanlık borç ilişkilerinin sarmalına sürüklendi.

Çırpındıkça battı, battıkça yalnızlaştı. Oysa bir insanı en çok yaralayan şey ilk başta yaptığı hata değil, o hatadan sonra sığındığı en yakınlarından gördüğü acımasız ve dışlayıcı muameledir.

Toplumun ve bizlerin o buz gibi bakışları, bitmek bilmeyen yargıları bir insanın omuzlarına görünmeyen yükler bıraktı.

Çıkış yolu ararken daha büyük çıkmazların içine düşen o genç beden, en son çareyi hayata açılan, ekmek kokan mahalle tandırının o trajik sessizliğinde canına kıymakta buldu.

Hayatın, sıcaklığın sembolü olan bir mekân; en yakınlarının soğukluğundan kaçan çaresiz bir ruhun son sığınağı oldu.

Belki de hepimizin kendine sorması gereken soru şudur: Bir insan düştüğünde ona el mi uzatıyoruz, yoksa en yakınları olarak düşüşünü seyredip daha da derine batmasını mı izliyoruz?

Çünkü insanlar yalnızca yaptıkları hatalar yüzünden yok olmazlar. Bazen affedilmedikleri için, bahanesizce sesleri en yakınları tarafından bile duyulmadığı için, bazen de kendilerine yeniden başlama fırsatı verilmediği için kaybolurlar.

Ne acıdır ki bir insan hayattayken ondan esirgenen güzel sözler, öldükten sonra tabutunun başında bolca sarf edilir.

Yaşarken gösterilmeyen anlayış, o toprağa verildikten sonra geç kalmış bir pişmanlığa dönüşür. Fakat sahte gözyaşları ve geç gelen akraba pişmanlığı, kaybedilen bir hayatı geri getirmez.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, yalnızca bir gencin trajik sonunu değil; en yakınları olarak nerede hata yaptığımızı, bir insanı nasıl adım adım yalnızlığa ve ölüme mahkûm ettiğimizi düşünmeliyiz.

Çünkü bazen bir insanı ölüm öldürmez; onu en sevdiklerinin duvar gibi soğuk dışlanmışlığı ve umutsuzluğu öldürür. Tam da bu yüzden, o karanlık çıkmazda son nefesini verirken acılarından sıyrıldığını düşünen o ruh, arkasında bıraktığı en büyük enkazı görmedi belki de.

Bir anne ve babaya, bir ömür boyu asla dinmeyecek, hiçbir zaman kabuk bağlamayacak o en ağır, o en amansız acıyı miras bıraktı. O belki kendi dünyasındaki yüklerden kaçtı ama o yükün katbekat ağırını, evlat acısının o bitmek bilmeyen sızısını anne ve babasının omuzlarına ömür boyu sürecek bir mahkûmiyet gibi yükledi.

Şimdi o anne ve babanın her nefesinde, her sessizliğinde yankılanan bu sızı'da,akıllarda bu soru vardır: Hayatına kıyarak; Özgür, gerçekten özgürleşti mi? Yada kurtuldu mu ?

Yoksa biz en yakınları; onu anlamak yerine yargılayarak, ona bir çıkış yolu göstermek yerine kapılarımızı yüzüne kapatarak, onu o tandırın karanlığına ve ailesini bu dinmeyecek acıya kendi ellerimizle mi ittik?

Belki de asıl yüzleşmemiz gereken acı gerçek budur. Bizler insan olarak, akrabaları olarak geç kaldık; onu vaktinde saramadık, koruyamadık...

Şimdi elimizden gelen tek şey, adaletine ve merhametine sığındığımız Yaradan'a el açmaktır. Allah'tan ona gani gani rahmet, mekânına ebedi bir huzur diliyorum.Anne ve Babasına ise Rabbim sabırların en büyüğünü, en metanetlisini ihsan eylesin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

MAKALE Haberleri