İnsan Hakları Derneği (İHD) Hakkâri Şubesi ve kayıp yakınları, 244. hafta kapsamında saat 12.00’de Yüksekova Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. Açıklamaya İHD Hakkâri Şubesi yönetici ve üyeleri, Yüksekova Belediyesi Eşbaşkanı Şoreş Diri, DBP Yüksekova İlçe Eşbaşkanı Reşit Güneç ve Zımangeh-Der üyeleri katıldı. Açıklamayı İHD Hakkâri Şubesi Eşbaşkanı Ozan Akbaş okudu.
12 Eylül 1980 darbesinin 46. yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akbaş, darbe döneminin toplumda ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle derin yaralar bıraktığını söyledi. Akbaş, darbe döneminin işkence, idam ve sürgünlerle anıldığını belirterek 1982 Anayasası ve darbe anlayışının ürünü olan kurumların etkisini halen sürdürdüğünü ifade etti.
Akbaş, “12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 46 yıl geçti. Darbe dönemi; işkence, idam, sürgün ve ağır insan hakları ihlalleriyle toplumda derin yaralar bıraktı. Darbe anlayışının ürünü olan 1982 Anayasası ve kurumları ise etkisini hâlâ sürdürmektedir” dedi.
Türkiye’de bugün de ifade, basın, örgütlenme ve protesto özgürlüklerine yönelik baskıların devam ettiğini belirten Akbaş, kayyum uygulamaları, siyasi tutuklamalar ve hukuksuzluklara dikkat çekti.
Akbaş, “Bugün de ifade, basın, örgütlenme ve protesto özgürlüklerine yönelik baskılar; kayyum uygulamaları, siyasi tutuklamalar ve hukuksuzluklar devam etmektedir. Kürtlere, kadınlara, mültecilere yönelik nefret söylemleri giderek yaygınlaşmaktadır” diye konuştu. Darbelerin yanı sıra otoriterleşmeye de karşı olduklarını belirten Akbaş, Türkiye’nin demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı olduğunu söyledi.
“İHD olarak darbelere olduğu kadar otoriterleşmeye de karşıyız. Darbelerin ve otoriterleşmenin karşısında demokrasiyi, insan haklarını ve barışı savunuyoruz. Türkiye’nin demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı vardır.
12 Eylül’le ve tüm darbe dönemleriyle yüzleşilmeli, hak ihlalleriyle hesaplaşılmalı ve onarıcı adalet mekanizmaları oluşturulmalıdır. Darbeye de otoriterliğe de karşı; demokrasi, adalet ve barış için mücadeleye devam edeceğiz.”
“244. haftamızda Sabri Çardakçı dosyası için bir araya geldik”
Açıklamasının devamında 244. haftada Sabri Çardakçı dosyasına dikkat çeken Akbaş, 1990’lı yıllarda bölgede ortaya çıktığını belirttiği Yüksekova Çetesi’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Akbaş, “90’lı yıllarda ortaya çıkan Yüksekova Çetesi bölgemizde 16 insanımızı katletti. 16 faili meçhul cinayet ile ilgili yargılanan ve başını Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un çektiği ‘Yüksekova Çetesi’ davasından bugüne kadar bir sonuç çıkmadı” ifadelerini kullandı.
Yüksekova Çetesi’nin itirafçı Kahraman Bilgiç’in ifadeleriyle deşifre olduğunu söyleyen Akbaş, çetenin ağır suçlarla ilişkilendirildiğini belirtti.
“Yüksekova Çetesi, itirafçı Kahraman Bilgiç’in vermiş olduğu ifadelerle deşifre oldu. Aralarında yüksek rütbeli kolluk kuvvetleri, köy korucuları, kanaat önderleri ve yerel yöneticilerin yer aldığı çetenin fidye için adam kaçırmak, faili meçhul cinayetler, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapmak gibi ağır suçlar işlediği ifade tutanaklarına geçti.
Çok sayıdaki delil ve tanığa rağmen açılan davalar ya beraatle sonuçlandı ya da sürüncemede kaldı. Haklarında 553 yıla kadar hapis cezası istenen sanıklar tek tek salıverildi. Yıllar süren yargılamalardan sonra sadece itirafçı Bilgiç’e 8 yıl ceza verildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, zaman aşımına uğramak üzere olan dava nedeniyle Türkiye’yi 103 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm etti.”
“Sabri Çardakçı da bu çetenin faaliyetleri ile katledildi”
Sabri Çardakçı’nın da söz konusu oluşumun faaliyetleri kapsamında katledildiğini belirten Akbaş, olayın Yüksekova’ya bağlı Beşbulak (Dara) köyünde meydana geldiğini söyledi.
Akbaş, Çardakçı’nın gece saatlerinde evinin önüne gelen kişiler tarafından dışarı çağrıldığını belirterek olayın devamını şöyle anlattı:
“Yüksekova’ya bağlı Beşbulak (Dara) köyünde yaşayan Sabri Çardakçı; gece yarısı köydeki evinin önüne gelen kişiler tarafından ismi ile hitap edilerek dışarı çağrıldı. Çardakçı, ağabeyinin uyarılarına rağmen kapıyı açarak dışarı çıktı. ‘Bizimle geleceksin’ cümlesi üzerine direnmeden ‘tamam’ dedi.
Evinin arkasına doğru götürülen Sabri Çardakçı burada tüm köyün haberi olabileceği bir biçimde ağır işkenceye uğradı ve ‘ibret olsun’ naraları ile beraber silahla vuruldu. Sabri Çardakçı olay yerinde hayatını kaybetti.”
Çardakçı’yı öldüren kişilerin daha sonra köyün ilerisinde bekleyen panzerlere doğru gitmek istediğini ifade eden Akbaş, köy halkının birlik olmasıyla bu kişilerin panzerlere ulaşamadan başka yöne kaçmaya çalıştığını belirtti.
“Çardakçı’yı öldüren şahıslar, köyün ilerisinde bekleyen panzerlere doğru gitmek istediler. Köy halkının birlik olması ile çete üyeleri panzerlere ulaşamadan başka yöne doğru kaçmaya çalıştı. Nihayetinde ek kuvvetler köyün etrafına konuşlanarak sıkışmış çete üyelerini olay yerinden uzaklaştırmayı başardı.”
Aile bireylerinin başvuruları ve görgü tanıklarının beyanlarına rağmen dosyada hukuki açıdan herhangi bir gelişme yaşanmadığını belirten Akbaş, dosyanın kapatıldığını ve ailenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu söyledi.
Akbaş, hukuki süreçle ilgili olarak, “Aile bireylerinin başvurusu ve görgü tanıklarının beyanlarına rağmen hukuki açıdan herhangi bir gelişme yaşanmadı. Dosya kapatıldı. Aile Anayasa Mahkemesine başvuru yaptı. Türkiye hukuku Çardakçı ailesine dostane çözüm önerisinde bulundu ve resmi olarak özür diledi” dedi.
AİHM sürecine de değinen Akbaş, “AİHM’e yapılan başvuru Büyük Dairede görüldü. Sabri Çardakçı’nın katledilmesi olayı ile ilgili olarak ‘etkin soruşturma yürütülmediği’ gerekçesi ile Türkiye tazminat ödemeye mahkûm edildi” ifadelerini kullandı.
Sabri Çardakçı dosyasının faili meçhul bırakılmasının hukuka olan inançlarını zedelediğini belirten Akbaş, Yüksekova Çetesi ve bu oluşumu destekleyenlerin adil bir yargı sistemi önünde hesap vermesi gerektiğini söyledi.
Akbaş, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Tüm gerçekliklere ve tanıklıklara rağmen Sabri Çardakçı’nın akıbetinin faili meçhul bırakılması hukukun varlığına olan inancımızı yerle bir etmektedir.
Yüksekova Çetesi ve bu oluşumu destekleyenlerin bir an önce adil bir yargı sistemi karşısında yargılanmaları ve gerekli cezaları almaları gerekmektedir.
Buradan bir daha haykırıyoruz; son kaybımızın akıbeti açıklanana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.”