Fotoğraf çekerek yaşama tutunan Özer: Bir itiraz dili

12 Eylül karanlığına karşı yaşama fotoğraf çekerek tutunduğunu söyleyen Mehmet Özer, bir "itiraz dili" olarak seçtiği fotoğrafçılığı 40 yıldır aralıksız sürdürüyor.

Şair ve fotoğrafçı Mehmet Özer, “İyi bir görüntü, binlerce sözcüğün anlattığında çok daha fazlasını anlatır” dizelerini okuduktan sonra, 12 Eylül karanlığına karşı yaşama fotoğraf çekerek tutunduğunu söyledi. 40 yıldır aralıksız fotoğraf çeken Özer, sokaklarda, üniversitelerde, cezaevlerinde ve fabrikalarda yüzlerce sergi açtı. Özer, toplumcu gerçekçi belgesel fotoğraf atölyeleri düzenlemeye devam ediyor. Maden işçilerinden Cumartesi Anneleri’ne, Gezi’den Yüksel direnişine, Cizre’den Sur’a kadar toplumun belleğinde yer edinen tarihi öneme sahip birçok fotoğraf çeken Özer, bir "itiraz dili” olarak seçtiği fotoğrafçılığı "Sözün tükendiği yerde fotoğraf çekmeye başladım" dedi.

Fotoğrafçılık serüvenini Özer, çocukluk yaşlarında Rize Sigorta Hastanesi'nde adını hatırlamadığı Rus göçmeni olan bir kişinin Lubitel marka makinesiyle fotoğrafla tanıştığını ve bu dönemin 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'ne denk geldiğini söyledi. Darbe sürecinde bir yıl Mamak Askeri Cezaevi'nde tutuklu kalan Özer, “Cezaevinden çıktıktan sonra yine Ankara’daydım ve genel durum şuydu; her yerde arkadaşlarınızın fotoğrafları asılı ve haberlerde sürekli isimler okunuyor. Vur emriyle aranan arkadaşlarım var, yapa yalnızsın ve gidecek yerin yok. Bizi var eden her şey elimizden alınmıştı, yapa yalnızdık. Benim için adeta ölüm ve yaşam arasında bir çizgiydi” sözleriyle anlattı. 

DÜNYAYI DEĞİŞTİRME ARZUSU

Sokaklarda söyleyemediği sözcükleri 40 yıldır kadrajıyla vizörüne hapsettiğini ifade eden Özer, çektiği binlerce fotoğrafın hayatının tanıkları haline geldiğini söyledi. İçinde yaşadığımız yüzyılda görüntülerin egemenliğinin olduğuna dikkati çeken Özer, görüntünün hem ezilenlerin itirazlarını dile getirdiği hem de iktidarların kendi meşrutiyeti için kullandığı bir araç haline geldiğinin altını çizdi. Fotoğrafların tarihi bir belge olmasının yanında toplumsal hafıza oluşturmada etkin bir araç olduğunu vurgulayan Özer, “Bütün tarihsel kapılar ve pencereler bize görüntülerin açtığı kapı ve pençelerlerdir. Hafızayı oluşturmak hem de diri tutmak için fotoğraflara ihtiyacımız var” diye belirtti.

SUR FOTOĞRAFLARDA KALDI

Özer, hem sokakların hem de fotoğrafın kendine has bir dili olduğunu belirterek, “Bu iki dili bilmeden iyi fotoğraflar çekilmez. Bu bilme eğilimi size görüntüler dünyasında neyi görüntüleyeceğiniz ve kendi durduğunuz, aidiyet hissettiğiniz sınıf ile toplumsal açıdan hangi öyküyü anlatacağınıza olanak sağlar” ifadelerini kullandı.

Fotoğrafçıların yok olan tarihe tanık ettiklerini ifade eden Özer, yıkılan, yok edilen mekanların fotoğraflarla geri getirilebilineceğini düşünüyor. Diyarbakır'ın Sur ilçesinde 10 yıl önce "Sur Dibi Düşleri" adında bir proje yaptıklarını hatırlatan Özer, “Hayatı anlatan, Sur’un içinden hayata bakarak insanların yoksulluğunu, işsizliğini ve ötekileştirilmiş olmasını anlatan bir belgesel çalışmaydı. Şimdi Sur yok, Sur’u tümüyle ortadan kaldırdılar ve o mekanlar artık yok. Geriye bakıp ancak o mekanların izini bu fotoğraflar üzerinden süre bilirsiniz. Hem tarihi anlamada hem de yarına aktarmada fotoğraf bize sonsuz olanaklar sunuyor” şeklinde konuştu.

40 YILDA YAŞANAN DEĞİŞİM 

Sokakların yıkılması, yok edilmesinin yanında içinde itirazlarını dile getiren insanlarda da 40 yılda yaşanan değişime tanık olduğunu dile getiren Özer, şunları söyledi: “Şimdi belki düne ilişkin sokaklar işçilerin ve yoksulların itiraz sesleriyle dolu değil ama bu onların sustuğu, yoksulluklarına katlandıkları anlamına gelmiyor. Dün sokakları dolduran öğrencilerin, kadınların ve LGBTİ+ bireylerinin seslerinin daha az çıkıyor olması, onların vazgeçtiği anlamına gelmiyor” diye konuştu.

TOPLUMCU PROJELER

Toplumcu Gerçekçi Belgesel Fotoğraf Atölyesi kurucularından da olan Özer, atölyenin 15 yıllık geçmişi, 200’e yakın aktif fotoğrafçısı olduğu bilgisini paylaştı. Toplumsal bir sorun üzerinden oluşturulan, toplumun bütününü ilgilendiren olaylar ile ilgili projeler yaptıklarını ifade eden Özer, “Bir değişim üzerine kurulur ve değişimde yer almak isteyen arkadaşlarımız da bu çalışmada yer alır” dedi. Bir yıldır devam eden salgın nedeniyle daha önce yapmak istedikleri projeler hız verdiklerini dile getiren Özer, “Yaklaşık 10 yıldır sürdürdüğümüz 38 Dersim çalışmamızı devam ettiriyoruz. Dersim'de katliamın mekanlar üzerindeki değişimlerini içeriyor, uzun zaman gidip gelindi, fotoğraflar, röportajlar yapıldı şimdi bunları yeniden düzenlemeye çalışıyoruz” diye konuştu.

BAŞKA HAYATLAR

Fotoğrafçıların toplumsal olaylara karşı duyarlı olmalarının bir görev olduğunu vurgulayan Özer, şunları ekledi: “Bugün zehirlenen suları, kesilen ağaçları, katledilen, öldürülen hayvanları savunamıyorsanız sizin diğer fotoğraflarınızın anlamı biraz güdük kalır. Fotoğrafçı hayatı, suyu, ağacı, insanları savunmalı. Başka hayatlara baktığımız kadar insanız, ne kadar çok hayata bakıyorsanız o kadar da insanlaşırsınız.”

‘GÖZ GÖRMEZ BİLİNÇ GÖRÜR’

Fotoğraf çekmek isteyenlere önerilerde bulunan Özer, fotoğraf çekme arzusunun başlamak için ilk adım olduğunu söyledi. “Göz görmez bilinç görür” diyen Özer, devamında şunları söyledi: “Eğer iyi fotoğraflar, hayatlar armağan etmek istiyorsa arkadaşlarımız fotoğraf bilgisinin dışında da genel hayat bilgisi edinmeleri gerekir. İkisi birleştiği zaman o zaman iyi görüntüler elde edersiniz. Her fotoğraf sizin parmak iziniz kadar size ait olur. İzleri silinmeyecek fotoğraflar bırakmak istiyorsanız bilgiyle donatılmış, görsel kültürünüzü zenginleştirecek ve hayata tanıklığınızın sorumluluğu üzerinden biçimlendiği fotoğraflar çekmelisiniz.”

MA / Emrullah Acar

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

KÜLTÜR / SANAT Haberleri