Serkan Taş yazdı:
Ortadoğu’da siyaset, çoğu zaman yüksek idealler ile sahadaki sert ve rasyonel gerçeklikler arasındaki gerilim üzerinden şekillenir. Bir halkın tarihsel talepleri, siyasi hedefleri ve özgürlük arayışı; içinde bulunduğu bölgesel güç dengelerinden, küresel ittifaklardan ve coğrafi şartlardan bağımsız ele alınamaz. Ancak bölgesel güç dengelerini kabul etmekle onlara tamamen teslim olmak, gerçekçi bir siyaset izlemekle temel siyasi hedeflerden vazgeçmek arasında son derece hayati bir çizgi bulunur.
Merkezi Erbil’de bulunan, Prof. Dr. Dlawer Ala'Aldeen liderliğindeki bağımsız düşünce kuruluşu Ortadoğu Araştırma Enstitüsü (MERİ) tarafından hazırlanan, Rûdaw Medya Grubu’nun ana medya sponsorluğunda ve Avrupa Birliği, ABD Barış Enstitüsü (USIP), Birleşmiş Milletler kurumları ile Alman Konrad-Adenauer Vakfı (KAS) gibi uluslararası kuruluşların desteğiyle düzenlenen MERİ Forumu, tam da bu tarihsel dönüm noktasında toplandı. Forum, yalnızca Kürt siyasi aktörlerini değil; Türkiye, Irak, İran ve Arap coğrafyası başta olmak üzere tüm Ortadoğu’dan ve ABD, Avrupa ile Asya’dan çok sayıda üst düzey diplomatı, akademisyeni, karar alıcıyı ve uluslararası kuruluş temsilcisini bir araya getirdi.
ABD, İsrail ve İran hattındaki gerilimin sıcak çatışmalara dönüştüğü, Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne kadar füze gölgelerinin tüm coğrafyayı kapladığı ve bölgesel dengelerin kökten sarsıldığı bu hassas dönemde forum; hem bölgesel ve küresel aktörlerin hem de Kürt siyasetinin temsilcilerinin geleceğe, güvenliğe ve barışa dair stratejilerini tartıştığı uluslararası bir platforma dönüştü.
Neçirvan Barzani: Bölgesel Arabuluculuk ve Ankara-Kandil Hattındaki Tarihsel Sorumluluk
Bu geniş ve karmaşık denklemde, tırmanan bölgesel krizlerin tam ortasında duran Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü hassas denge diplomasisi, cesur açıklamaları ve üstlendiği arabuluculuk rolü özel bir önem taşıyor. ABD-İsrail-İran üçgenindeki çatışma riskinin ve enerji koridorları üzerindeki tehditlerin yalnızca tarafları değil, tüm Ortadoğu’yu büyük bir felakete sürükleyebileceğine dikkat çeken Barzani, Irak’ın Kürdistan Bölgesi topraklarının komşu ülkelere karşı bir tehdit alanı ya da çatışma sahası olarak kullanılmasına kesinlikle izin vermeyeceklerini net bir dille vurguluyor. Washington, Ankara, Bağdat ve Tahran hatlarında diyalog kanallarını aynı anda açık tutabilen nadir liderlerden biri olan Barzani, askeri tırmanmayı önlemek ve bölgesel bir patlamanın önüne geçmek adına kilit bir diplomatik arabulucu rolü üstleniyor.
Barzani’nin forumda Türkiye’deki barış arayışlarına dair yaptığı değerlendirmeler ise gündeme damgasını vurdu.
Kürt meselesini diyalog ve müzakereyle çözecek aktörlerin Nobel Barış Ödülü’nü hak edeceğini belirterek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı işaret eden Barzani, yürütülen sürecin arka planına dair çok kritik bilgiler paylaştı. Son yıllardaki gözlemlerine dayanarak hem Cumhurbaşkanı Erdoğan şahsında devlet tarafının hem de Abdullah Öcalan liderliğindeki Kandil tarafının bu süreci son derece ciddi, kararlı ve stratejik bir şekilde ele aldıklarını vurguladı.
Sürecin yavaş ama isabetli adımlarla ilerlediğini belirten Barzani, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile geçmişteki bir görüşmesini de anlatarak "Sayın Cumhurbaşkanına dedim ki; dünya gerçekten çok değişti, artık biz Kürtler Sayın Devlet Bahçeli iyileşsin diye dua ediyoruz" ifadelerini kullandığını paylaştı. Ankara ile Kandil arasında gerekli diyalog temaslarını yürüttüklerini belirten Barzani, barış sürecini sabotaj etmek ve baltalamak isteyen iç ve dış odaklara asla fırsat verilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Tuncer Bakırhan: Anayasal Güvence ve Yüz Yıllık Meselenin Çözüm İradesi
Sürecin toplumsal ve siyasi ayağında ise DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın forumdaki konuşması ve temasları büyük yankı uyandırdı. Bakırhan, Erbil’de yürütülen bu geniş diyalog zeminine ve barış iradesine dikkat çekerek, bölgesel barışın sağlanması ve müzakere kanallarının açık tutulması sürecinde üstlendikleri büyük ve kritik sorumluluk nedeniyle Başkan Mesud Barzani’ye ve Neçirvan Barzani’ye,KYB lideri Bafel Talabani ve Kürdistan’daki bütün siyasi partilere teşekkür etti. Çözümün başarıya ulaşmasının bölgesel liderlerin bu yapıcı ve gövdesini taşın altına koyan tutumuna bağlı olduğunu dile getiren Bakırhan, güvenlik odaklı yaklaşımların ve geçici çatışmasızlık hallerinin ötesine geçilmesi gerektiğini vurguladı.
Yüz yıllık bir meselenin çözümü konuşulurken geçici adımlarla veya dönemsel politikalarla yetinilemeyeceğini ifade eden Bakırhan; kalıcı barış için anayasal güvencelerin sağlanması, anadil hakkının tescillenmesi, eşit yurttaşlık ilkelerinin uygulanması ve diyalog kanallarının tüm aktörlerle açık tutulmasının kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Bakırhan, Kürt siyasetinin diyalog masasında kalma iradesinin tam olduğunu ve bu iradenin bölgesel aktörlerle koordinasyon halinde yürütülmesinin barışın garantisi olacağını belirtti.
KYB Kanadı: İç Birlik, Tek Ulusal Ordu Vurgusu ve Türkiye İle İlişkiler
Benzer bir yapıcı tutum ve bölgesel ortaklık mesajı Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) kanadından da güçlü bir şekilde geldi. KYB Lideri Bafel Talabani, Türkiye ile yürütülen diyalog adımlarının ve ilişkilerin son dönemde oldukça iyi gittiğini, önümüzdeki süreçte bu ilişkilerin çok daha olumlu, güvene dayalı ve stratejik bir noktaya taşınacağını vurguladı. Talabani, Türkiye ile yakalanan bu olumlu havanın yalnızca bölgesel istikrarı güçlendirmekle kalmayıp, İran’daki barış arayışları ve diyalog zeminleri için de yeni kapılar aralayabileceğinin altını çizdi.
Oturumlarda konuşan Kürdistan Bölgesi Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani ise Kürdistan Bölgesi’nin kurumsallaşması ve Peşmerge Güçleri’nin birleştirilmesi sürecine dair tarihsel önemde mesajlar verdi. Parti bağlılığına dayalı Peşmerge yapısının sona ermesi gerektiğini net bir dille ifade eden Kubat Talabani, “Artık tek bir Peşmerge bile hiçbir siyasi partinin emriyle bir başka Peşmergeye silah sıkmayacaktır” vurgusunu yaptı.
Peşmerge’nin PDK veya KYB’nin parti gücü olmaktan çıkartılıp tamamen profesyonel, birleşik ve ulusal bir ordunun çatısı altında toplanmasının hayati olduğunu belirten Talabani, bu dönüşümün hem iç istikrar hem de bölgesel tehditlere karşı koyabilmek adına ertelenemez bir görev olduğunu dile getirdi.
Rojava ve Şam Denklemi: Yasaklı Dilden Anayasal Kazanımlara
Türkiye ve Irak sınırlarının ötesinde, Suriye’de yeni devlet düzeninin ve güç dengelerinin yeniden şekillendiği Rojava coğrafyasında da hayati değerlendirmeler yapıldı. Neçirvan Barzani ve Mazlum Abdi’nin forumdaki vurgularında öne çıkan temel unsur, Suriye Kürtlerinin bugün Rojava’da elde etmiş oldukları siyasi, idari ve toplumsal kazanımların küçümsenemeyecek derecede büyük olduğuydu.
Geçmişte Kürt dilinin ve kimliğinin resmen yasak olduğu, yok sayıldığı bir Suriye gerçekliğinden gelindiğini hatırlatan liderler, bugün gelinen noktada elde edilen statünün tarihsel kıymetine dikkat çektiler. Şam yönetiminin de mevcut tablonun ve çözüm ihtiyacının farkında olduğunu belirten konuşmacılar, Şam’ın bu konuda ciddi adımlar atmaya niyetli olduğunu vurguladı. Ancak sahada elde edilen bu fiili kazanımların kalıcı hale gelebilmesi, sadece askeri ve idari varlıkla sınırlı kalamaz. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in altını çizdiği üzere, Şam ile yürütülecek muhtemel bir entegrasyon sürecinin niteliği ve Kürt haklarının yeni Suriye Anayasası’nda açık, hukuki ve devredilemez biçimde güvence altına alınması hayati önem taşımaktadır.
Öte yandan İlham Ahmed ve Zozan Alloush gibi isimlerin diplomatik süreçlerde ve çatışma sonrası toplumsal inşada üstlendikleri roller, kadınların bölgesel siyasetteki varlığının sadece nicel bir temsil olmadığını, alınan kararların ve inşa edilen yeni toplumsal düzenin niteliğini doğrudan şekillendiren asli bir güç olduğunu gösteriyor.
Daha önceki yazılarımda da ısrarla vurguladığım üzere; Kürt siyasetinin artık parti-partizancı anlayışı, tekçilik, birbirini reddetme ve hamasi söylemleri bir kenara bırakıp reelpolitiğin gerçekliğiyle tam anlamıyla yüzleşmesi gerekmektedir. Silahların, çatışmaların ve askeri yöntemlerin kalıcı bir kazanım getirmeyeceği tarihsel tecrübelerle sabittir.
Kürtler açısından en gerçekçi ve rasyonel yol; önce kendi aralarında iç birliği tam anlamıyla tesis etmek, ardından yaşadıkları ülkelerin sınırları içerisinde anayasal, demokratik ve hukuki haklarını talep etmektir. Şüphesiz bu denklemin diğer tarafında ise bölgesel devletler bulunmaktadır. İlgili devletlerin de artık yüzyıllık Kürt inkarından, güvenlikçi ezberlerden kesin olarak vazgeçmesi ve Kürtlerin varlığını anayasal güvenceye kavuşturması şarttır.
Devasa güç savaşlarının sürdüğü Ortadoğu’da yıkımdan kaçınmanın ve ortak geleceği inşa etmenin tek yolu budur. Barış, kendiliğinden gelen bir durum değil; cesaretle, diplomasiyle ve diyalogla inşa edilecek bir süreçtir. Bu nedenle barış için her zamankinden daha fazla çabalamalı, diyalog masasını sonuna kadar korumalıyız.