Bir teşekkürden fazlası…

Bazı insanlar öldüğünde bir evden eksilir. Bazıları ise bir şehirden, bir memleketten…

Gazeteci ve yazar Necip Çapraz’ın vefatının ardından Çapraz ailesi, cenaze ve taziye sürecinde kendilerini yalnız bırakmayanlara teşekkür mesajı yayımladı. Aile, Hakkâri ve ilçelerinden yurdun dört bir yanına, yurt dışından taziyeye katılanlara kadar dayanışma gösteren herkese teşekkür ederek, Çapraz’ın gazetecilik mücadelesine, memleketine bağlılığına ve geride bıraktığı izlere dikkat çekti.

Çapraz ailesinin mesajı şöyle:

“Bazı vedalarda insan, acısının yalnızca kendisine ait olmadığını anlıyor.

Necip’imizi uğurlarken biz de bunu gördük.

Biz bir ağabeyimizi, bir babayı, bir yakınımızı kaybettiğimizi düşünürken; taziye kapımızdan içeri giren binlerce insan, kilometrelerce öteden gelen dostlarımız, yurt içinden ve yurt dışından ulaşan telefonlar ve mesajlar bize bir kez daha gösterdi ki Necip yalnızca bizim değildi.

Çünkü o da yaşarken kendisini yalnızca ailesine ait görmedi.

Onun ailesi bu memleketti.

Hakkâri’yi, Yüksekova’yı, Şemdinli’yi, Çukurca’yı, Derecik’i; köyleriyle, yaylalarıyla ve insanlarıyla bir bütün olarak gördü.

Ömrünün büyük bölümünü bu coğrafyanın sesini duyurmaya adadı.

Gazeteciliği boyunca hakkında davalar açıldı. Sesi kısılmak istendi. Yerel televizyonu, radyosu, gazetesi kapatıldı, mesleğini sürdürmesinin önüne engeller çıkarıldı. Çok zor zamanlardan geçti.

Ama yılmadı.

İmkânları daraldığında kendi imkânlarını yarattı. Bir kapı kapandığında başka bir kapı aradı. Çünkü onun için gazetecilik yalnızca geçimini sağladığı bir meslek değildi.

Halkın haber alma hakkını savunmak, ifade özgürlüğünü savunmak aynı zamanda Hakkâri’de yaşananları dünyaya anlatmak demekti.

Bölgede yaşanan bir sorun yalnızca burada yaşayan insanların sorunu olarak kalmasın istiyordu.

Bir köyün yolu kapandığında, bir yurttaş haksızlığa uğradığında, bir aile dara düştüğünde, bu coğrafyanın doğası zarar gördüğünde, insanların yaşamını etkileyen bir sorun ortaya çıktığında; bunların görülmesini, bilinmesini ve duyulmasını önemsiyordu.

Çünkü biliyordu ki bazen bir sorunun çözümünün ilk adımı, onun görünür olmasıdır.

Bu yüzden kendi insanının sesini ülkeye ve dünyaya duyurmak için yıllarca mücadele etti.

Ve bu mücadeleyi yalnız vermedi.

Ailesiyle birlikte, imkânlarını ve hayatını bu uğurda ortaya koyarak canla başla çalıştı.

Bir haber daha duyulsun, bir sorun daha görünür olsun, bu memleketin insanının sesi biraz daha uzağa ulaşsın diye yıllarca emek verdi.

Ama Necip’i yalnızca yaptığı haberlerle, yazdığı yazılarla anlatmak da eksik kalır.

Çünkü onun hikâyesi, mikrofonu ve fotoğraf makinesini bıraktığı yerde bitmiyordu.

Yüksekova’nın en zor günlerinde bunu çok daha yakından gördük.

Sokağa çıkma yasaklarının ardından insanlar evlerine döndüğünde, geride ağır bir yıkım vardı. Kiminin evi hasar görmüş, kiminin çatısı kalmamıştı. İnsanlar en temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi güçlük çekiyordu.

İnsanlarla yardım etmek isteyenler arasında köprü oldu.

Çatısı olmayana çatı bulmaya çalıştı.
Evi zarar görene briket ulaştırdı.
İhtiyaç sahibine yardım götürdü.
Gerektiğinde sırtına ekmek aldı, taşıdı.

Çünkü karşısındaki insan onun için bir haberin “konusu” değildi.

Kendi insanıydı.

Belki de Necip’i anlatan en sade gerçek budur.

O, memleketini uzaktan sevenlerden değildi.

Bu memleketin derdini kendi derdi, sevincini kendi sevinci bildi. Bir insanın sesi duyulmuyorsa sesini duyurmaya; hakkı yeniyorsa hakkını savunmaya; dara düşmüşse elinden tutmaya çalıştı.

Bazen bunu bir haberle yaptı.

Bazen bir köşe yazısıyla.

Bazen çektiği bir fotoğrafla.

Bazen de hiçbir yere yazmadan, kimseye anlatmadan, sırtında taşıdığı bir torba ekmekle…

Şimdi geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz ki Necip hayatı boyunca yalnızca haber biriktirmemiş.

İnsan biriktirmiş.

Taziyemizde gördüğümüz o büyük kalabalık belki de bunun en açık karşılığıydı.

Yıllarca o insanların kapısını çaldı.

Bu kez insanlar onun kapısına geldi.

Yıllarca insanların derdini dinledi.

Bu kez insanlar onu anlatmak için söz aldı.

Yıllarca başkalarının sesini duyurmaya çalıştı.

Bu kez onun ardından binlerce ses aynı yerde buluştu.

Hakkâri’den, Yüksekova’dan, Şemdinli’den, Çukurca’dan, Derecik’ten; Türkiye’nin dört bir yanından ve dünyanın farklı ülkelerinden insanlar acımıza ortak oldu.

Gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, siyasetçiler, meslek örgütleri, sivil toplum temsilcileri, kurum yöneticileri, iş insanları, esnaf, köylüler, gençler, yaşlılar…

Kimi yüzlerce kilometre yol kat edip geldi.

Kimi telefonun diğer ucundan sesimize ortak oldu.

Kimi bir mesaj gönderdi, kimi bir yazı kaleme aldı, kimi yıllar önce Necip’le yaşadığı bir hatırayı paylaştı.

Ve her anlatılan hatırada biz, bildiğimiz Necip’in başka bir insanda bıraktığı izine rastladık.

Bir gazetecinin ardından bu kadar farklı insanın aynı acıda buluşması bizim için yalnızca bir teselli değildi.

Aynı zamanda onun nasıl bir hayat yaşadığının cevabıydı.

Çünkü insan öldüğünde geride yalnızca söyledikleri ve yazdıkları kalmıyor.

Dokunduğu insanlar da kalıyor.

Necip’in ardından bize kalan en büyük miraslardan biri de budur.

Onun ailesi yalnızca kardeşleri, çocukları, akrabaları değildi.

Derdini dinlediği yaşlı amca da ailesiydi.
Sesini duyurmaya çalıştığı köylü de…
Haberini yaptığı işçi de…
Yardımına koştuğu çocuk da…
Çatısına çare aradığı aile de…
Sokakta selamlaştığı esnaf da…

Hakkâri’de, Yüksekova’da, Şemdinli’de, Çukurca’da ve Derecik’te yaşayan; derdiyle, sevinciyle, umuduyla sesini ona ulaştıran herkes, onun büyük ailesinin bir parçasıydı.

O, bütün bir memleketi kendi ailesi bildi.

Bugün o memleketin insanlarının Necip’i böylesine sahiplenmesi, onun ömrü boyunca verdiği emeğin ve kurduğu gönül bağının en anlamlı karşılığı oldu.

Bu nedenle teşekkürümüz yalnızca taziyemize gelenlere değildir.

Cenazesine omuz verenlere, taziyemizde yanımızda duranlara; Hakkâri’den, Yüksekova’dan, Şemdinli’den, Çukurca’dan ve Derecik’ten gelen hemşehrilerimize; yurdun ve dünyanın dört bir yanından arayanlara, mesaj gönderenlere; acımızı haberleriyle, yazılarıyla ve paylaşımlarıyla duyuran basın emekçilerine; başsağlığı dileklerini ileten kurumlara, meslek örgütlerine, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerine; uzakta olup yüreğiyle yanımızda duran herkese…

Çapraz ailesi ve Necip’in sevenleri adına yürekten teşekkür ediyoruz.

Bize yalnız olmadığımızı hissettirdiniz.

Şimdi bize düşen, onun adını yalnızca bir mezar taşında değil; bıraktığı haberlerde, fotoğraflarda, yazılarda, dokunduğu hayatlarda ve savunduğu değerlerde yaşatmaktır.

Çünkü bazı insanlar öldüğünde bir evden eksilir.

Bazıları ise bir şehirden, bir memleketten…

O’nun yokluğu, bizim evimizden olduğu kadar Hakkâri’den, Yüksekova’dan, Şemdinli’den, Çukurca’dan ve Derecik’ten de bir eksilmedir.

Fakat taziye boyunca gördüğümüz o büyük vefa bize başka bir şeyi daha öğretti:

İnsan, sevdiği memlekete kendinden ne kadar çok şey bırakmışsa, aslında o kadar az gider.

Necip şimdi yazdığı satırlarda, çektiği fotoğraflarda, yetiştirdiği insanlarda, yardımına koştuğu ailelerin duasında; Hakkâri’nin ve Kürt halkının hafızasında yaşamaya devam edecek.

Hakkınızı helal edin.

Var olun.

ÇAPRAZ AİLESİ”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

GÜNDEM Haberleri