Acının en ağır yüzü: Bir annenin gözyaşı

Bir annenin evladını toprağa vermesinin karşısında, dünyanın bütün büyük sözleri bile bazen anlamsızlaşır.

Serkan Taş yazdı:

Coğrafyamızda son iki haftadır, insani değerlere ve vicdana sahip herkesi derin bir keder ve gözyaşına boğan tablolara tanıklık ediyoruz.

Diyarbekir'den Van'a, Mardin'den Hakkâri ve Gever'e; Şırnak, Cizre, Bitlis, Siirt ve Batman'a kadar pek çok kentte, yıllar önce yitirilmiş canların acı haberleri bugünlere ulaşıyor.

Toplumun hafızasında kapandı sanılan yaralar, ailelerin yüreğinde yeniden kanamaya başlıyor. Bir insanın ölüm haberinin yıllar sonra gelmesi, acının da yıllar sonra, ilk günkü tazeliğiyle yeniden başlaması demektir.

Zaman her şeyin üzerini örtebilir ama bir annenin evladına duyduğu özlemi asla eksiltmez.

Şehirler değişir, yıllar geçer; fakat bir annenin bağrındaki o derin boşluk hiç dolmaz. Ve biz bugün en yalın hakikati annelerin duruşunda görüyoruz: Yıllar sonra evladının acı haberini alan, mezarının başına geçen o annelerin dudaklarından yükselen tek bir söz var: "Barış, barış, barış!"

Evladını kaybetmiş bir annenin mezar başında kin veya intikam değil de barış diye haykırması, bu dünyadaki en büyük vicdan dersidir. O annelerin gözyaşları; siyasetin, iddiaların ve ideolojilerin çok ötesinde, başka hiçbir annenin aynı yangınla kavrulmaması için dökülüyor. Çünkü bir annenin gözyaşının hiçbir siyasi hesabı, hiçbir dünyalık karşılığı yoktur.

Dünyadaki en büyük toplumsal veya siyasi kazanım bile bir annenin yüreğinde taşıdığı o evlat acısını telafi etmeye yetmez.

Hiçbir başarı, o acıyı yaşanmamış kılamaz.

Bir annenin evladını toprağa vermesinin karşısında, dünyanın bütün büyük sözleri bile bazen anlamsızlaşır.

Kürtlerin yakın tarihi de böylesine ağır acıların, kayıpların ve yaraların tarihidir. Zilan'dan Dersim'e, Enfal'den Halepçe'ye, köy boşaltmalarından zorunlu göçlere kadar uzanan bu tarih, Kürt toplumunun hafızasında derin izler bırakmıştır.

Bu acıları hatırlamak, geçmişi yeniden üretmek için değil; geçmişin bize ne söylediğini anlamak için gereklidir. Çünkü tarih yalnızca övünülecek sayfalardan oluşmaz.

Bazen en ağır sayfalar, gelecekte aynı acıların yaşanmaması için en güçlü dersleri verir.

Bir halk yalnızca haklılığı ve masumluğu üzerinden kendisini var edemez. Çünkü haklılık, toplumsal bir bilince ve geleceğe dair yapıcı bir iradeye dönüşmediğinde, zamanla insanı kendi mağduriyetinin içine hapsedebilir.

Acılarımızı unutmamalıyız; fakat yalnızca acılarımızdan ibaret hâle de gelmemeliyiz.

Yitirilen canları anmanın en onurlu yolu, mezar başlarında yükselen o "Barış" çığlığına kulak vermek ve artık tek bir annenin bile gözyaşı dökmediği bir geleceği inşa etmektir.

Yas hafızaya, hafıza bilince, bilinç ise amansız ve tavizsiz bir barış iradesine dönüşmek zorundadır.

Bir halkın acısını sahiplenmek, o acının sonsuza kadar devam etmesini istemek değildir. Tam tersine, acıyı anlamlı kılmanın en doğru yolu, aynı acıların bir daha yaşanmaması için çaba göstermektir.

Acılarımızı koruyacağız ama o acıların bizi geleceksiz bırakmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü bir annenin gözünden düşen tek bir damla yaş, elde edilebilecek tüm kazanımların üstündedir.

Bizim asıl ve en büyük sorumluluğumuz, o annelerin mezar başındaki barış çağrısına sahip çıkmak; geçmişin acılarını unutmadan, geleceğin annelerine aynı kederi yaşatmayacak bir yaşamı kurabilmektir.

Belki de bütün bu acıların bize bıraktığı en büyük ders budur:

Bir halkın haklılığı, yalnızca geçmişte yaşadığı acılarla değil; o acıları unutmadan, onlardan ders çıkararak çocuklarına savaşın değil, barışın mirasını bırakabilmesiyle anlam kazanır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

MAKALE Haberleri