Rıza Altun: Türkiye'nin, Suriye'ye dönüşmeyeceğinin garantisi mi var?

Rıza Altun: Türkiye'nin, Suriye'ye dönüşmeyeceğinin garantisi mi var?

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun Türkiye’deki yerel seçim süreci, 2014 Newrozu, Kürt sorunu, çözüm süreci, Ortadoğu ve Kürdistan’a ilişkin birçok konuyla ilgili görüşlerini ifade etti.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun, Necip Çapraz’la yaptığı özel röportajın üçüncü bölümünde çarpıcı açıklamalarda bulundu. AKP iktidarının önümüzdeki seçimlerden üstün çıkması durumunda giderek daha da sertleşeceğini söyleyen Altun, çözüm sürecinde KCK'nin AKP'den atmasını beklediği adımların atılmadığını ve bunların miadını doldurduğunu belirtti. AKP'nin Rojava politikasının süreci zorladığını anlatan Altun AKP'nin beklentilere cevap vermemesi durumunda çözüm sürecinden söz edilemeyeceğinin altını çizdi. 

Altun en çarpıcı açıklamayı ise Ortadoğu'da dengelerin yeniden kurulması süreci üzerine yaptı. Arapların Suriye ve Irak'ta Kürtler üzerindeki hegemonyasını yitirdiğini, Türkiye ve İran'ın burada doğan boşluktan yararlanmak istediğini belirten Altun Türkiye'nin, Suriye'ye dönüşmeyeceğinin garatisinin olmadığını söyledi. Böyle bir durumda PKK'nin meşru savunma hakkını kullanacağını da ifade eden Altun, PKK'lilerin hem çözüm sürecinin gelişmesine hem de sona ermesine hazırlıklı olduğunu söyledi. 

İsmail Beşikçi ve AKP'yi destekledikleri yönündeki eleştirilere de cevap veren Altun'un röportajı:

AK PARTİ SEÇİMLERDEN ÜSTÜN ÇIKARSA GİDEREK SERTLEŞECEK

30 Mart Seçimlerinden sonra AKP Hükümetinden beklentileriniz nelerdir? Hangi adımları atmasını bekliyorsunuz? 

Söylediklerimden devam edersek, seçimden sonra Ak Parti’den büyük bir beklentimiz yok. Siyaseten değerlendirme yapabiliriz. Birçok konuyu değerlendirerek Ak Parti’nin ne olacağı konusunda bazı siyasi öngörülerde bulunabiliriz. Ak Parti ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Dünden beri değerlendiriyoruz. Uluslar arası bir durum söz konusu Ak Parti için. Mevcut CHP, MHP ve Cemaat hareketi saldırılarını sürdürecekler. Bunun seçimdeki sonuçları çok önemlidir. Ak Parti’nin oy kaybetme oranı çok önemlidir. İkincisi oy kaybına rağmen iktidara devam ederse de yaşayacağı ciddi sorunlar var Ak Parti’nin. Bu sorun yumağı içerisinde Ak Parti ne yapacak? Sorunların çözümsüzlüğü temelinde otoriter yaklaşımlarla sorunları çözmeye yaklaşırsa, bu Ak Parti’yi felakete sürükleyebilir. Herhalde bunu öngörecek kadar politikadan anlıyorlardır. Sorunların çözümüne yönelirlerse; sorunların başında Kürt sorunu vardır. Ak Parti Kürt sorununa bir çözüm geliştirerek mevcut pozisyonunu aşabilir. Ak Parti’nin bizim gibi düşündüğünü ben sanmıyorum. Ak Parti şu anki pozisyonuyla eğer üstün gelirse yani seçimlerde az oy kaybederse Ak Parti’nin giderek sertleşeceği bir durum ortaya çıkacak. Bunu açıkça söylüyor zaten. Cemaate mesaj verirken, inlerine gireceğiz derken birçok kesim bundan nasibini alacak. Yazarı, çizeri, aydını, şunu bunu bu süreçten nasibini alacaktır. Bunun tek hedefi Ak Parti değildir. Birçok Ak Parti karşıtı da bundan nasbini alacaktır. Kendini güçlü gören bir Ak Parti güçlülük psikolojisiyle kendini dayatarak ya benim dediğim olur ya da başkalarını da reddederek karşısına alabilir. Bu tehlike çok diri olarak karşımızda duruyor.

AK PARTİ’DEN BEKLENTİLERİMİZ MİADINI DOLDURDU

Bütün bunlara rağmen kendi görüşümü söyleyecek olursam şu ana kadar bizim Ak Parti’den beklediklerimizin tümü miadını doldurdu. Ak Parti çözümsüzlüğü derinleştirerek, bizim için bir beklenti olmaktan çıktı. Neticede birkaç gün önce KCK Eş Başkanlığı Ak Parti’den herhangi bir beklentimizin olmadığını Newroz konuşmalarında açıkladı. Bu bir gerçektir.

Belirtileri nelerdir?

Belirtileri; Kürt sorununda hiçbir adımın atılmamasıdır. Bir; Önderlik müzakere sürecinin başlamasını istiyor. Müzakere süreci başlamış değildir. Pratikte Kürt sorunun çözümünde yol temizliğinin yapılması gerekiyor, yol temizliği yapılmış değildir. Ciddi bir anayasal çalışma yapılmamıştır. Toplumda Kürt sorunun çözümüne ilişkin yerine getirilmesi gereken bir çok oluşum oluşturulmamıştır. Kürt sorununun çözümünün hukuksal çerçevesi oluşturulmamıştır. Bütün bunlar önemlidir. Türkiye’de çözüm sürecini yürütüyoruz da bu çözüm sürecinin bir hukuku var mı yok mu? Neye göre çözüm süreci yürütüyoruz? Bu çözüm sürecinin yürüdüğüne dair bir yasa mı var? Meclis mi bu süreci yürütüyor. Peki iktidardaki parti bunu resmi olarak yürütüyor mu? Bu da yok. Sadece Milli İstihbarat kanalıyla yürüyen bir şeydir. Ak Parti bunların hiçbirini aşmıyor dikkat ederseniz. Aşmadığına göre beklenti olmaktan çıkmıştır. Bizim bakış açımız gözlemimiz budur. Önderliğin Newroz’da yayınlamış olduğu yeni deklarasyon çok önemlidir. Bu deklarasyonu da doğru okumak gerekir. Bir çok kesim Öcalan Ak Parti’yle devam etmeye karar verdi şeklinde değerlendiriyor. Bu sonuç da çıkarılabilir ama deklarasyon da söylenenler çok açıktır. Bir çözüm süreci yürütüldü. Bu sürecin yaratıcısı ve yürütücüsü Önderliğimizdir.

AK PARTİ BEKLENTİLERE CEVAP VERMEZSE ÇÖZÜM SÜRECİNDEN SÖZ EDEMEYİZ

Elbette ki çözüm sürecinde ne kadar ısrar ettiğini ve edeceğini de vurguluyor. Ama burada altını çizdiği bir nokta da var. Ak Parti’nin beklentilerimize cevap vermemesine rağmen diyor. Bu aynı zamanda bizim söylediklerimizle de örtüşüyor. Önderlik ısrarda devam edecektir. Eğer Ak Parti belli bir noktaya gelirse çözüm sürecinin devam etmemesi için hiçbir neden yok. Önderliğin bütün ısrarlarına rağmen Ak Parti çözüm noktasına gelmezse, bu bizim gözlemimizle de örtüşüyor, artık çözüm süreci diye bir süreçten söz etmek mümkün olmayacaktır.

AK PARTİ’NİN ROJAVA POLİTİKASI SÜRECİ ZORLUYOR

Süreci sabote etme girişimleri de oldu diyebilir miyiz?

Tabi ayrıca ona da değinebiliriz. Süreci sabote eden birçok yaklaşım var. Hükümetin Rojava politikasına dikkat edilirse, çözüm sürecini oldukça zorlayan bir politika olduğu anlaşılacaktır. Türkiye’in bir Suriye politikası vardır. Bu Suriye politikası sorun değil. Bizim dışımızdadır. O konuda bir şey demeyeceğiz. Ama bir de Suriye’de Kürdistan bölgesi var, burada ortaya çıkan fiili bir durum vardır. Kürtler Suriye’de ilk defa kendi kendisi yönetmenin imkanını yakaladılar. Kendisini demokratik bir temelde oluşturup yönetmek istiyor. Ama Suriye’ye dünyanın her tarafından cihat çağrısı ile gelmiş ne kadar kesim varsa, Türkiye üzerinden ve Türkiye desteği ile daha çok Rojava üzerinden geçiyor. Bu durum büyük bir cihat hareketine dönüştü. Herhalde El-Kaide’nin IŞİD’in ve benzeri birçok oluşuma katılmak için Fransa’dan, Almanya’dan, İran’dan gelip Türkiye üzerinden Suriye’ye geçtiği kesin. Bunlar Türkiye üzerinden geçip halkımızı katlediyorlar. Büyük bir lojistik destek görüyorlar, silah desteği görüyorlar. Bu süreci sabote eden bir yaklaşımdır. İkincisi insansız hava araçları ile keşifler yapılıyor, zaman zaman bombardıman uçakları ile korku yaratıyorlar.

SEÇİM BÜROLARI BAŞBAKAN’IN MEMURLARI TARAFINDAN KAPATILIYOR

15 gün önce tekrar Roboski’de olanları biliyorsunuz. Sınırda yol yapımı ve sınırları tutma hatta Haftanin’e kadar gelme gibi bir tutum içerisine girdi ve lokal bir çatışma durumu yarattılar. Yine bu süreç içerisinde tutuklamalar devam etti. Baskılar devam etti. En demokratik yaklaşımlar karşısında şiddet kullanıldı. Anadilde savunma bile son dönemlere kadar mümkün olamayan bir durumdu. Çözüm süreci için yerine getirilmesi gerekenleri yapmadığı gibi süreci sürekli sabote eden tutumlar yaklaşımlar içine girdi. Bu saldırıları ileri götürmek isteyen kesimlere karşı Ak Parti toleranslı davrandı. Daha önce de söyledik Hüda-Par’a yaklaşım toleranslıdır. Hüda-Par seçim sürecini sabote etmek istiyor ve güç kaynağı Ak Parti’dir. Türkiye’de HDP’ye yaklaşım bugün neyi ifade ediyor. Küçük bir kasabada seçim bürosu açmasına müsaade edilmiyor. Bütün kasaba ayaklanıyor. Belediye başkanı, kaymakamı ile emniyet müdürü ile birlikte gidip tabelayı indiriyorlar. Kendisine yönelik bir eleştiri geldiğinde bütün devlet gücünü harekete geçiren bir başbakan ortadayken bir partinin bürosu onun memurları tarafından kapatılıyor. Bu durum elbette ki barış sürecini sabote eder. Benzeri yüzlerce örnek gösterebiliriz. Kendisine gelince çok hassas ama demokrasiye karşı, çözüme karşı ise son derece duyarsız bir yaklaşım içerisindedir. Böyle bir yaklaşıma sahip olan birisinden çözüm beklentisi içinde olabilir miyiz. En azından umut verici yaklaşımlar içerisinde olmalıdır. HDP’nin parti binaları taşlanıyor, en azından bunu durdurması gerekiyor. Bunlar bile durdurulmuyor. 

AK PARTİ’Yİ DESTEKLEMEK GİBİ BİR DURUMUMUZ SÖZ KONUSU OLAMAZ

Sayın Altun, bazı kesimler Kürt Özgürlük Hareketi’nin AKP iktidarını desteklediği algısını yaratmaya çalışyor. Böyle bir durum var mı?

Biz kırk yıldır mücadele veriyoruz. Kendimizi ispatladık. Biz demokrasi mücadelesinin, Kürt sorunun çözümünde temel güç konumundayız. Değerlendirmelerimde bunu söyledim. Bizim Ak Parti’yi desteklemek gibi bir durumumuz söz konusu olamaz. Ak Parti ile açık mücadele içerisindeyiz. Fakat sadece Ak Parti ile kendimizi sınırlı göremeyiz. Herkese bakmamız gerekiyor. Bizim bugün Ak Parti’den çözüm beklentimiz yok. Ak Parti’nin demokratikleşmesinden bir beklentimiz yok. Ak Parti’nin ortaya çıkan pisliklerine en büyük eleştiriyi biz yapıyoruz. Bunların hiçbirini tasvip etmiyoruz. Hatta Ak Parti iktidarının sürekli gericileştiği, antidemokratikleştiğini söylüyoruz.

CHP, MHP veya CEMAAT İKTİDAR OLURSA BÜYÜK BİR SAVAŞ ÇIKAR

Buna karşı gidip Cemaati, AKP’yi, CHP’yi MHP’yi desteklemek anlamına gelmiyor bu durum. Öbürlerine baktığımız zaman onların da Ak Parti’den çok temiz olmadığı ortadadır. Biz kendimizi neden birine mahkum edelim. Eğer Ak Parti bir tarafsa, bunun karşısındaki bir tarafsa biz de üçüncü bir tarafız. Üçüncü bir taraf olduğumuzu bu değerlendirmelerde anlatmak istiyoruz. Türkiye’de demokrasinin tarafıyız. Demokrasiyi geliştirmenin tarafıyız. Alevi sorununun Kürt sorununun çözümünün tarafıyız. Ama bu sorunları ne Ak Parti çözer ne de diğerleri çözer. Biz ne gidip sırtını uluslar arası güce dayamış, lobilerle ittifaka girmiş bir cemaati ne de CHP’nin, MHP’nin inkarcı politikalarını destekleyemeyiz. Bunların iktidar olması durumunda büyük bir savaşın ortaya çıkacağı kesindir. Biz bu savaştan korkmuyoruz ama en azından bunların bu savaşı başlatmasına alet olmak istemiyoruz. Bu bizim için tercih edilir bir durum değil. Ancak Ak Parti de onlardan çok temiz değil. Ak Parti de toplumsal sorunları çözmüyor. Şu anda yakalanan bir müzakere düzeyi vardır bu bizim için siyasi bir düzeydir. Bu elbette ki kırk yıllık mücadelemizin, on binlerce şehidimizin getirmiş olduğu bir noktadır. Biz kendi çözümümüzü geliştirmek istiyoruz. Ak Parti eğer bu çözümü muhatap alırsa, Ak Parti ile muhataplık temelinde bu çözümü götürmeye çalışırız. Ak Parti bir muhataplık düzeyine gelmeyip, çözümsüzlüğü dayatırsa bizim Ak Parti ile mücadelemiz devam edecektir.

ŞEHİT CENAZELERİNİ PROPAGANDA KONUSU YAPIYOR AMA BUNUN İLELEBET BİTMESİNİN ÇÖZÜMÜNÜ GELİŞTİRMİYOR

AKP’nin ‘Şehit cenazeleri gelmiyor’ propagandasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burada bir sahtekarlık var. Bir yıldır şehit cenazesi gelmiyor diye övünüyor.  Peki bunu sağlayan kimdir. Peki süreci kim başlattı. Geçen Newroz’da deklarasyonuyla süreci Önderlik başlattı. Şehit cenazeleri gelmiyorsa bunu sağlayan Önderliktir. İki Newroz arasında bir yıllık bir süreç geçti, bütün tacizlere rağmen, tahriklere rağmen, bütün çözümsüzlüklere rağmen Önderliğin bu konudaki ısrarı bir savaş durumuna geçişi engelledi. O zaman şehit cenazelerinin gelmemesini sağlayan Önderliktir. Bugün bunun propagandasını yapıyor. Çözüm süreci ve barışın sahibi gibi kendini gösteriyor, şehit cenazelerinin gelmemesini propaganda yapıyor ama bunun ilelebet bitmesinin çözümünü de geliştirmiyor. Bugün de hala ısrar eden önderliktir fakat Ak Parti çözüme ilişkin en ufak bir adım atmıyor.

BEŞİKÇİ'YE SAYGIMIZ VAR AMA HAKARET EDEMEZ

İsmail Beşikçi gibi Kürt Hareketi ve tarihi konusunda kitaplar yazmış bir aydının Önderlikle ilgili demokratik özerklik ve bağımsızlık konusundaki eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsmail Beşikçi’yi çok eskiden beri tanıyorum. Ona son derece saygımız var. Şimdiye kadar da saygıda kusur etmedik. İsmail Beşikçi’nin farklı düşüncede olması bizim için çok önemli değil. Bir hareket olarak geliştirdiğimiz mücadeleyi, öngördüğümüz çözümü farklı açıdan bakıp eleştirmesine karşı değiliz. Fakat işi Önderliğe, Partiye hakaret noktasına getirmeyi biz kesinlikle yakıştırmıyoruz ve ona da yakıştırmıyoruz böyle bir şeyi. Bu konuda farklı düşünce sahibi olabilir ama kendi düşüncesinden hareket ederek başkasına hakaret etme hakkını kendisinde görmemelidir. Bu ona yakışmaz. Bütün bunlara rağmen bizim Beşikçi’ye söyleyecek çok bir şeyimiz yoktur. Söylenecek tek söz Beşikçi’nin süreci gerçekten anlaması, kavraması eğer farklılıkları varsa bunları demokratik bir düzeyde tutması gerektiğidir. Bunu hakarete, suçlamaya götürmek hem onun vermiş olduğu emeğine, birikimine hem de devrimci, aydın kişiliğine yakışmaz.

VERDİĞİMİZ MÜCADELEDEN DOLAYI AF BEKLENTİMİZ OLAMAZ

Erdoğan Diyarbakır konuşmasında yine genel aftan bahsetti. Sizce genel af nedir? Kim kimi affediyor. Buradaki kriter ne olmalıdır?

Bizim bu konudaki düşüncemiz çok net. Önderlik de bunu söyledi. Burada sorun bir af olayı değil. Eğer bu noktaya gelirsek, Kürtlerin birilerini affetmesi gerekecek. Tarih boyunca hakarete uğrayan Kürtlerdir. Zülüm gören, inkarı yaşayan Kürtlerdir. Osmanlı’dan ve Cumhuriyet’ten bu yana uygulanan bunlardır. Bence sorun bu değil. Sorun Kürt sorununu çözmektir. Toplumda böyle bir sorun ortadan kalktığı zaman  zaten af durumu da kendiliğinden ortadan kalkar. Bu sorun çözülmeden birileri ile af pazarlığına girmek söz konusu olabilir mi? Herkes kendi mücadelesini veriyor. Biz bir şeylerin mücadelesini veriyoruz. Verdiğimiz mücadeleden dolayı affedilmek istenir miyiz? Bizim yürüttüğümüz mücadele, sonuçları ile dünyaya mal olmuş bir mücadeledir. Bugün Türkiye’de en devrimci demokratik dinamik olarak, öncü gücü olarak rol oynuyoruz. Bundan dolayı kimden af bekleyeceğiz. Topluma yaptığımız hizmetlerden dolayı, geliştireceğimiz demokrasi mücadelesinden dolayı af beklentisi içerisinde olamayız ki. O Zaman bizim temel sorunumuz Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Kürt sorununun ve sorunların çözümüdür. Bu sorunlar çözüldüğü, toplumun karşılıklı birbirini affetme pozisyonu oluştuğu zaman af bir ihtiyaç olmaktan çıkmıştır. Önderliğin de yaklaşımı budur. Kendisine bu soru sorulduğunda; benim cezaevinden çıkıp çıkmamam sorun değil, sorun Kürt sorununun çözümüdür dedi. bu sorunlar çözüldüğü zaman herkes özgür olacaktır. Herkesin özgür olduğu bir yerde herhalde biz köle olarak kalamayız.

BİRİLERİ TARAFINDAN AFFEDİLMEYİ BEKLEMİYORUZ

Önderliğin affedileceği yönünde yorumlar getiriliyor. Böyle bir durum söz konusu olamaz. Önderliğin kendisin de böyle bir şey istemiyor. Bunu bile demogojik bir antipropaganda konusu haline getiriyorlar. Bu değerlendirme de ne denmek istendiği belli değil. Bu durum çarpıtılıyor. Sanki sorunun çözümünde kimsenin özgürlüğünün mümkün olmadığı bir model düşünülüyor gibi bir algı yaratılıyor. Bu zaten mümkün değil. Eğer özgürlük gelecekse bu herkes için gelecek. Netice de yürüttüğümüz Önderliğe özgürlük kampanyası var. Biz af kampanyası yürütmüyoruz. Özgürlük kampanyası yürütüyoruz. özgürlük kampanyası sorunların çözümü ile paralel alınması gereken bir kampanyadır. Yoksa birileri tarafından affedilmeyi kesinlikle doğru görmüyoruz.

SURİYE’DE YAŞANAN DURUMUN TÜRKİYE’DE YAŞANMAYACAĞININ GARANTİSİ Mİ VAR?

Türk Devleti ‘Kendi Kürdü’ ile ilgilenmezken ‘Irak Kürdü’ ile ilgileniyor, İran aynı şeyi yapıyor. Türkiye ve İran ne yapmaya çalışıyor? PKK ve KCK hangi Kürt’le ilgileniyor?

Kürtler dörde bölündükten sonra, her parçada bir Kürt muhalefeti her zaman var oldu. Kürt mücadelesi hiçbir zaman bastırılamadı. Fakat kurulan yeni dengeler ve Soğuk Savaş Dönemi ikinci bir dönemdi. Kurulan bölgesel dengeler kendi içinde çelişkiler yaşıyor. Araplarla Türklerin çelişkisi, Türklerle Farsların çelişkisi, biçiminde çelişkiler var. Bu çelişkiler birbirlerini muhalefetini de destekleyerek rakibini yıpratmaya yönelik basit soğuk savaş dönemi politikaları ile yürütülüyordu. İran’ı ele aldığın zaman, İran bir yanıyla Araplar karşısında, bir yandan Türkler karşısında Kürtlerle orada bir sorun varsa daha çok kendi dengesini kurarak, Kürtler fazla ileri gitmeden ama Türkleri ve Arapları da dengede tutarak bir denge politikası izlerlerdi. Aynısını Türkler yapardı. Kendi Kürtleri ile savaşırlardı ama Güney’deki Kürtlerle bir denge kurarlardı. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Doğu Bloku’nun çökmesi ile birlikte bu politika çöktü. Yeni Dünya Düzeni süreci başladı ve yeni politikalar ortaya çıktı. Bu durumda bu güçlerin hiçbiri meşru değil ki başkasının Kürdü ile uğraşsın. Şu anda Araplar meşru değil ki. Araplar Ortadoğu’daki egemenlik meşruiyetini kaybetti. Türkiye ve İran da kaybetti. Kendi statükolarını koruma sorunları var. Bu durumda Soğuk Savaş politikalarını yürütüyorlar adeta. Yine başkasının sorunlarını ona karşı kullanırken kendisindeki aynı sorunu inkar etmeye başladılar. Bu da mümkün değil. Mızrak çuvala sığmıyor.  Bir yüz yıllık süreçte Araplar Kürdistan’ın iki parçası üzerinde hakimdiler. Bugün baktığımız zaman Irak ve Suriye iki parçada Kürtler üzerindeki tahakkümünü kaybetti. Irak’ta federe bir devlet ortaya çıktı, Rojava’da ise kantonlar sistemi ortaya çıkıyor. Böylece Araplar yüz yıllık egemenliklerini kaybettiler. Bunun karşılığında da İran ve Türkiye buralarda güç olmak istiyor. İran Irak’ta Şiiler üzerinden güç olmak istiyor, Rojava’da ise Esad’ı destekleyerek güç olmak istiyor. Aynısını Türkler de yapıyor. KDP üzerinden Sünniler üzerinden bir Irak müdahalesi gerçekleşiyor, diğer tarafta ise cihat çağrılarını destekleyerek Suriye üzerinde güç olmak istiyor. Arapların kaybettiği bu iki parçayı İran ve Türkiye paylaşmak istiyor. Ama dönüp İran’a Türkiye’ye baktığımız aynı sancıyı kendileri yaşıyor. Suriye’de yaşanan durumun Türkiye’de yaşanmayacağının bir güvencesi mi vardır? Seçimden sonra eğer Türkiye doğru bir politika geliştiremezse Türkiye’ni Suriye’ye dönüşmeyeceğinin bir garantisi var mıdır? Eğer bölgesel sorunlardan söz ediyorsak, uluslar arası sorunlardan söz ediyorsak mevcut çelişkinin bunlarla bir bağlantısı olduğundan söz ediyorsak Türkiye’nin de her an bir kaosa sürüklenmesi mümkündür. Bu kaosa sürüklendiğinde Kürtler kendi meşru müdafaasını yapmak kendi özgürlüklerini elde tutmak isteyeceklerdir. Uluslar arası siyasette bir Rojava’nın ortaya çıkma ihtimali çok yüksektir. Aynı durum İran için de geçerli. İran bir yanıyla Ortadoğu’da kurulan yeni dengelerin kuşatması altındadır, öbür tarafta uluslar arası tekellerle zor bela ateşkes durumunu sürdürüyor. İran vuruldu vurulacak durumdadır. Bu hassas bir dengedir ve bu dengenin ilelebet yürümeyeceği kesindir İran’da. Yarın İran Ortadoğu’da kaosun merkezi haline geldiğinde orada Kürtler birinci derecede gündemdedir. Yani bu boş bir politika, başkasının Kürdünü destekler görünüp de kendi Kürdünü inkar etmek tutarlı bir politika değil. Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasında böyle bir şey söz konusu olmayacak. Ortadoğu’nun yeniden yapılanması kesinlikle eski statükocu ulus devletçi bir yaklaşımı kaldırmıyor. Milliyetçi bir yapıyı kaldırmıyor daha demokratik bir durumu zorunlu kılıyor. Ortadoğu’daki bütün halklara belli bir hoşgörü göstermeyi belli bir meşruiyet kazandırmayı zorunlu kılıyor. Bunların başında da Kürtler geliyor. Kürtler geçen yüz yılda reddedilen bir güç olarak bugün Ortadoğu’da yeniden varlıklarını koyuyorlar. Yani Türk’e Arap’a Fars’a Kürtleri de eklemek gerekiyor. O Zaman Ortadoğu dengeleri kurulduğunda artık Kürtler de söz sahibidir. Ortadoğu’da söz sahibi olacak Kürtlerin uluslar arası düzeyde stratejik bir konumu vardır. Bu konum da artık hiçbir inkarla yıkılacak bir konum değildir.

Az önce çözüm sürecini ‘Yalancı Bahar’ olarak değerlendirdiniz ama bu ‘Yalancı bahar’ bile insanlarımıza umut oldu. İnsanlar dört gözle gerillanın barış sürecinde eve dönüşünü hayal ediyorlardı. Kamuoyu merak ediyor. Eve dönüşü olgunlaştıracak şartlar nelerdir?

Eve dönüş çözümle ilgilidir. Eğer çözüm süreci Önderliğini geliştirmek istediği minvalde yürürse orada varılacak çözüm ancak çözüm olabilir. Onun dışında herhangi bir çözüm yok.

PKK Gerillası barış ve çözüm sürecinde nasıl bir pozisyon aldı, savaş eğitimi dışında gerilla ne yapıyor, Gerilla saflarında süreç nasıl işliyor?

Gerilla Önderliğe bağlıdır. Süreci çok hassas bir şekilde izliyor. Bir meşru savunma gücü olarak gerilla kendini örgütledi. Artık kendisini sadece dağda askere karşı savaşan bir gerilla olmanın ötesinde bir meşru savunma gücü olarak örgütledi. Eğer bir siyasi mücadele yürütülecekse yürütülecek mücadelenin siyasi durumuna göre rahatlıkla biçim alacak bir pozisyondadır. Gerilla özelliklerini korurken toplumsal olaylara müdahale edecek bir pozisyonda kendisini yeniden oluşturmuştur. Meşru savunma temelinde. Yani öyle toplumu savunmasız bırakacak bir pozisyon söz konusu değildir. Onun için de gerilla bir yandan Önderliğin geliştirdiği süreci sabırla izlerken diğer yandan da kendisini gelecekte muhtemel gelişmelere göre hazırladı. Hem çözüm sürecine kendini hazırladı hem de çözüm sürecinin tıkanması halinde meşru savunma savaşının yürütülmesine kendisini hazır hale getirdi. Bu anlamıyla önemli bir pozisyon tuttu. Zaten Türkiye basınına da yansıdı katılımlar oldukça yoğun. Bu Kürt toplumunun hassasiyetini gösterir. Herkes bir kaşık suda fırtına çıkarıyor ama Kürt toplumu öyle şeyler yaşadı ki yaşanan sürecin görüntülerine aldanmıyor artık. Kendi mücadelesini stratejik düzeyde meşru savunma temelinde savunmak istiyor hem de çözüm sürecinin tıkanması durumunda çözümü geliştirebilmenin bir gücü olarak kendisini diri tutmak istiyor. Onun için barış süreci çözüme destek olmak adına daha büyük katılımları beraberinde getirdi. Fakat bunu yanlış yorumlamamak lazım. Bu Kürtlerin hassasiyeti açısından çok önemlidir. Kürtlerin ne kadar politikleştiğini gösterir bu durum. Çözüm sürecini ancak güç olarak geliştirebiliriz. Birilerinin çözüm süreci adı altında Kürtleri aldatmasının artık mümkün olmadığı gençlerin katılımı ile ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar bir meşru savunma olarak gerillada kendi ifadesini buldu. Eğer çözüm süreci gelişirse gerilla sürecin önüne koyduğu meşru savunma rolünü oynayacaktır. Bu sorun değildir zaten sorun olmadığını da gösterdi. İşte Önderlik bir yıldır bir çatışmasızlık durumu ilan etti. Hala kuzeyde ve değişik yerlerde çok sayıda gerillamız geri çekildi hiçbirinde ne bir çatışma ne bir temas yaşandı. O zaman gerilla bu konuda gerekli hassasiyeti göstermiştir. Ama  bu hassasiyet aldatıcı olmamalıdır. Gerilla aynı zaman bu süreç içerisinde kendisini derleyerek toparlayarak her tür gelişmeye karşı da kendi meşru savunma mücadelesini de yürütmeye hazır bir pozisyondadır.

Kandil ile İmralı arasındaki mektup trafiğine yeni bir düzenleme getirilmesini istemiştiniz. Sonucu ne oldu? Sizin olmasını istediğiniz şey nedir?

Bu konu çok eski bir sistemle yürüyor. Bizim görüşmelerin direk olması yönünde arkadaşların talebi vardı. Direk önderlikle ilişkilenme talebi. Aracılardan çok direk görüşmenin kanallarının açılması yönünde talepler olmuştu. Bu çok yerine gelmedi ve talebimiz hala güncelliğini koruyor. Önderlikle yüz yüze görüşmek ya da haberleşmek çözüm süreci açısından çok önemlidir. Doğru bazı heyetler gelip gidiyor. Bunlar belli bir rol de oynuyorlar. Ama bu durum belli kaygıları da taşıyor. Onun için böyle bir talep oldu bu talep şu anda gerçekleşmemiş durumda.

Gazeteci, avukat ve Akil İnsanlar Heyeti’nden bazı isimlerin İmralı’ya gideceği yönünde haberler var. Bu durumun gerçekleşmesi barış sürecinde önemli bir adım mıdır?

Bir adım olarak değil bir katkı olarak düşünüyoruz. Önderliğin dış dünya ile ilişkilenme ihtiyacı var. Bu barış süreci için önemli bir sorundur. Yani Önderliğin bire bir toplumun temsilcileri ile görüşme talebi vardır. Bu talep sorunun çözümünde çok önemli bir yoldur. Çözüm sürecinin Kürtlerde ve Türklerde kabul görmesi için bu durum önemli bir rol oynar. Zihniyet değişiminde çok önemli bir rol oynar. Toplumda şeffaflık açısından çok önemli bir rol oynar. Eğer bu talep yerine gelirse çözüm sürecine büyük bir katkı sunar. Şimdiye kadar ısrarla bundan kaçındı yani mevcut giden heyetler dışında hemen hemen kimseye izin verilmedi bir de heyetlere kotalar konuldu. Sen gidersin sen gitmesin gibi tasarrufçu yaklaşım içine girildi. Bu yaklaşım çözüm sürecini ipotek altına alıyor.

Devam edecek...

* Söyleşinin birinci bölümü ve ikinci bölümü için linklere tıklayınız.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.