Rıza Altun: Rojava Türkiye'deki sorun için bir prototiptir

Rıza Altun: Rojava Türkiye'deki sorun için bir prototiptir

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun Türkiye’deki yerel seçim süreci, 2014 Newrozu, Kürt sorunu, çözüm süreci, Ortadoğu ve Kürdistan’a ilişkin birçok konu ile ilgili görüşlerini ifade etti.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun, Necip Çapraz’la yaptığı özel röportajın son bölümünde İran Irak ve Suriye'deki Kürt harektine yönelik açıklamalarda bulundu. Rojava'nın 'Kzuey Çözümünde' bir prototip olduğunu söyleyen Altun İran'da PJAK'ın önümüzdeki günlerde bir atılım gerçekleştirebileceğini ifade etti.

Türkiye'nin Rojava'da ilan edilen kantonlardan rahatsız olduğunu sözlerine ekleyen Altun PKK'nin uluslar arası ve bölgesel bağlantılarını olmadığını hatırlattı. 

Konuyu biraz Rojava üzerine getirmek istiyorum. Konuşmalarınızda Rojava’nın sizin için kırmızı çizgi olduğunu anladık. Suriye’deki çatışmalı süreçte Esad Rejimini destekleyen global güçler var. Aynı şekilde muhalifleri destekleyenler var. 3 güç olarak Kürtler mücadelelerini öz güçleri ile mi yürütüyorlar yoksa onları da desteleyen güçler mi var? İkinci sorum da Cenevre2 toplantısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Oradaki Kürtlerin pozisyonu aslında açığa çıktı. Bugün Esad Rejimi nasıl ayakta duruyor bellidir. İran’ın, Çin’in, Rusya’nın pozisyonları açısından baktığın zaman mevcut iktidarı ayakta tutmak isteyen bölgesel ve uluslar arası güçler var ve bunlar fiili rol oynuyorlar. İran’ın savaşta fiili rol oynadığı ortaya çıktı. Rejimi ayakta tutmada bölgesel bir güç olarak rolünü oynuyor. Ortadoğu’da kendisiyle ilişkili olan bir çok güç de buna dahil. Uluslar arası düzeyde ise Rusya ve Çin Birleşmiş Milletler’de  çeşitli kademelerde taraf konumundadır. Ama diğer tarafta rejimin yıkılmasına yönelik, uluslar arası güçler rejimini yıkılmasına dair bir karar almamış olsalar da, bunlarla bağlantılı birçok güç resmi olarak mevcut rejimin yıkılmasını istiyor. İşte Suudiler’in ve Türkiye’nin birlikte geliştirdikleri bir durum vardır. Suudilerin Cihat politikası Türkiye’nin Cihatcıları destekleme politikası, Suriye üzerindeki bir iktidar kavgasıdır. Cihatcılar bir yandan Suudilerin maddi desteği ile Türkiye’nin lojistik ve silah desteği ile uluslar arası bir Cihat yürütüyorlar. Kürtlerin durumu ise tam tersi. Birebir Kürtleri orada fiili olarak destekleyen herhangi bir bölgesel ve uluslar arası güç yoktur. Bunların zaten ortaya çıkışında da durum böyledir. Yürütülen çatışmalar süreci içerisinde Kürtler kendi bölgelerinde, kendi örgütlülükleri ve kendi mücadeleleri temelinde sadece Kürdistan’la sınırlı bir bölgede kendilerini oluşturdu. Oluşturmaya başladıkları andan itibaren de rejim saldırıları karşısında rejimle karşı karşıya geldi, bunun yanında herhangi bir gücün saldırıları karşısında da o güce direnerek varlıklarını sürdürüyorlar. Rojava’daki Kürtlerin Suriye rejimine de savaş açmamıştır, Suriye rejimini devirmek isteyenlere de savaş açmamıştır. Suriye rejiminin ve onu devirmek isteyenlerin birbirinden farkı yok. Suriye rejimi şimdiye kadar Kürtlere kimlik dahi vermemiştir reddetmişti, Suriye rejimi bu açıdan Kürtler için büyük bir sorundur. Elbette ki Kürtler ve Suriye rejimi temel noktada uzlaşamazlar. Suriye’de ortaya çıkan muhalefetin durumuna bakarak Kürtlerin hangi pozisyonda olduğuna karar verebilir. Suriye muhalefetinin demeçlerin Kürt sorununu çözüleceğine dair herhangi bir ibare var mı? Yok böyle ibare. IŞİD’de mi, El-Kaide’de mi ÖSO’da mı ya da uluslar arası güçlerin kurmak istediği Suriye muhalefetinde böyle politika var mıdır? Ne onlara Kürt sorununu soran var ne de onların bu konuda çözüm projeleri vardır. Peki Kürtlerin bunlarla herhangi bir ittifak yapıp rejimi devirmesi söz konusu olabilir mi? Kendisini resmi olarak bir rejimi devirip, kendisini inkara devem edecek bir rejimin kurulmasının bir yararı var mı? Kürtlerin pozisyonu burada net olarak ortaya çıkıyor. Bir, kendisini kabul etmeyen bir rejim vardır,   Kürtler de onu kabul etmiyor, iki; o rejimi devirmek isteyen bir kesim vardır, onlar da Kürtlere bir şey vermiyor, onu da kabul etmiyorlar. O zaman bu durumda kendisini yaratması gerekiyor. Kendi örgütlülüğünü yaratmak, kendi meşru savunmasını yaratmak, kendi coğrafyasında özgürlüğünü kurmak ve özgürlüğünü korumak gibi bir sorunu vardır Kürtlerin. Kürtlerin PYD’nin öncülüğünde geliştirdiği budur. Kurulan kantonlarla da bunu toplumsal özgürlük düzeyine getirmek istediler. Bunu yürütürken zaman zaman rejim tarafından saldırılar oluyor, o zaman burada kendi bölgesini savunduğu açık PYD’nin. Durduk yerde Kürdistan coğrafyası dışında da gidip rejimle savaşmak ve rejimi devirmek gibi bir sorunu yoktur. İkincisi Cihat çağrısı ile Suriye’ye gelenler neden rejimi değil de Kürdistan’ı yıkmak istiyorlar? Hiç buna dikkat çeken yok. Bakıyorsun El-Kaide ve IŞİD güçlerini Kürdistan’a yığmış orada PYD’ye karşı savaş veriyor. Rejime karşı yürüttüğü savaşın on katını orada Kürtlere karşı yürütüyor. O zaman Kürtler Rejimle de bunlarla da yapamazlar. O zaman kendisini oluşturması gerekiyor.

TÜRKİYE KANTONLARDAN RAHATSIZ

PYD oldukça da başarılı bir politika izliyor ve son dönemlerde birçok güç bunu örnek alarak hareket ediyor. Herhangi bir güce dayanmadan, uluslar arası bir güce dayanmadan, bütün saldırılara rağmen kendi birliğini, örgütlülüğünü koruyarak meşru savunma temelinde kendini örgütleyen bir toplum düzeyi ortaya çıkardı ve bu düzeyi Ortadoğu’da görülmemiş derecede demokratik bir düzeyde bir oluşuma dönüştürdü. Onların oluşturmuş oldukları kantonlara baktığımızda Ortadoğu tarihi boyunca böyle bir demokratik bir oluşum görülmemiştir. Peki böyle bir oluşum rejime vurulmuş en büyük darbe değil midir? Kürtleri inkar eden bir rejim söz konusu ise bu rejimin karşısında kanton ilan etmek, meşru savunmayı ifade etmek rejime vurulmuş en büyük darbedir. Türkiye bugün kantonlardan rahatsız oluyor. Kürt toplumunun özgürlüğünü inşa etmesinden rahatsız oluyor. Rejimi unutmuş oradaki kantonlarla uğraşıyor. Yine cihatçılar da en çok buralara saldırıyor. Bunu çok kesin görmek gerekiyor. PYD’nin yaklaşımı bellidir. Demokratik Suriye Özerk Kürdistan politikası ile hareket ediyor. Yani Suriye’den kopmuş değil. Suriye’nin demokratik birliğini istiyor. Kürtlerin Demokratik Özekliğini istiyor. Kendi demokratik özerkliğinin inşasını zaten bir noktaya getirmiş. Bunu Suriye’nin de demokratikleşmesi noktasına götürmek istiyor. Bakıyoruz başta Amerika olmak üzere Avrupa, Ortadoğu ülkeleri hatta Rusya ve Çin’de dahil herkes bir biçimiyle Suriye üzerinde Cenevre’de belli bir anlaşmaya giderken, özellikle PYD’yi bunun dışında tutuyorlar. PYD uluslar arası meşruiyet açısından Cenevre’ye önem atfediyordu ama bunlar PYD’yi izole etmeyi kendilerine politika haline getirdiler. Böyle olunca PYD’nin de yapmış olduğu doğru şey bu izolasyona karşı kendi halkının demokratik özerkliğini ilan etmekti. Kantonların ilanı Cenevre2’ye cevaptır. Gerekirse her düzeyde kendi oluşumunu sürdürmek ve bunun meşru savunmasını yapmanın bir ifadesidir. Bu da PYD’nin en doğal hakkıdır.

BÖLGESEL VE ULUSLAR ARASI BAĞLANTILARIMIZ YOK

Federal Kürdistan Hükümeti ile PYD arasında sorunlar yaşanıyor. İki taraf arasında sorunların çözümü için bir çalışmanız oldu mu? İki tarafa önerileriniz nelerdir?

Sorunlar KDP’nin politikası ile alakalı. Biz kendi cephemizde Rojava’daki gelişmeleri değerlendiriyoruz. Bizim oradaki halkın mevcut birliğine dışarıdan müdahale etmek gibi bir sorunumuz yok. Elbette ki bütün Kürtlerin kendini ifade etmesini biz meşru kabul ediyoruz. Biz de gidip orada kendimizi ifade ederiz ama orayı direk yöneten bir pozisyonda değiliz olmak da istemeyiz. Biz halkın kendi kendisini yönetmesini esas alırız. Onun için de bizim uluslar arası ve bölgesel bağlantılarımız yok, biz neysek oyuz ve kendimizi halkımızın olduğu her yerde ifade ediyoruz. KDP’nin bu konuda sorunları var. Uluslar arası ve bölgesel güçlerle bağlantıları var. Birçok konuda karmaşık bir durumdadır. Bu karmaşık durum içerisinde Rojava adeta yutulmak isteniyor. Bizim kabul etmediğimiz nokta burasıdır.

KDP ROJAVA’DA TAM BİR EGEMENLİK İSTİYOR

Mesela KDP Rojava’daki gelişmeyi büyük bir gelişme olarak bağrına basabilirdi ama kabul etmedi Rojava’da devrim yok dedi. Kürtleri bu kadar coşturan bir gelişmeyi, bölgedeki devrimci demokrat güçlerin ilgisini çeken bir gelişmeyi KDP yok sayıyor. Bölgesel güçler ve uluslar arası güçler için yok sayıyor. Bu da sorunlara yol açıyor. Rojava ve Salih Müslim ile ilgili açıklamalar, Müslim’e koymuş olduğu engeller yan yana getirildiğin KDP’nin doğru olmayan bir tutum içerisinde olduğu kesin. KDP Rojava’da tam bir egemenlik istiyor. Toplumda karşılığı olmayan bir egemenlik olamaz. Oradaki toplum içinde kendini var etme ve örgütleme hakkın vardır ama bunu yapmadan toplumda bunun karşılığını oluşturmadan bir egemenlik ve hegemonya dayatamazsın. Bizim de böyle bir politikamız yok biz de bunu yapamayız. O zaman herkes kendisini orada demokratik bir ifadeye kavuşturmak zorundadır. KDP Cenevre’ye gitmek istedi ve kendi uzantılarını gönderdi. Cenevre iflası ortaya çıkıncı kendisi bölgesel düzeyde teşhir oldu. Bir yanda PYD’nin kendisi bütün gücüne kantonlarına rağmen Cenevre’ye kabul edilmezken, adı sanı belli olmayan bir Kürt örgütü muhaliflerle beraber Cenevre’ye katıldı. Öyle bir durum ki Cenevre tutsaydı; toplumda hiçbir karşılığı olmayan bir kesim, muhalefetle birlikte Cenevre’de meşruiyet kazanırken, büyük bir oluşum yok sayılacaktı ama Cenevre tutmadığı için de bir iflas noktası yaşadı. Bu sorunlar elbette ki görüşme ve diyalog yoluyla çözülecektir.

ROJAVA 4 PARÇA KÜRDİSTAN İÇİN BİR ÇIKIŞI İFADE EDER

Onlara öneriniz nedir?

Rojava’nın meşruiyetini kabul etmek gerekiyor. Rojava çok meşru bir durumdur, bir devrim yaşanmıştır orada. Bunu basite almamak gerekiyor. Ortadoğu krizinde Rojava Kürdistan’ın dört parçası için de bir çıkışı ifade eder. Bu bir kırmızı çizgidir. Rojava’daki mevcut durumu küçük düşürecek bir davranış içerisine girmemek gerekir. Demokratik yapılanma temel esastır. Bu yapılanma bütün farklılıkların ve güçlerin meşruiyeti üzerinde gerçekleşmelidir ve bu yapılanma demokratik siyasetle yürütülmelidir. Bu temelde bir yaklaşım esas alınmalıdır. Bu temeldeki bir yaklaşım Rojava sorunlarını çözer ve giderek güçlendirir. Bunun dışında Rojava’ya dışarıdan bir şey dayatmamak gerekir. Hegemonya ya da egemenlik dayatmamak gerekir. Büyüklük kompleksi ile, uluslar arası çıkarları Rojava’da temsil etmemek gerekir. Biz bu saatten sonra Rojava’yı Kürtler adına Araplara, Türklere, şuraya buraya pazarlayamayız. Daha önce söylediğim gibi Ortadoğu değişiminde Kürtler dördüncü bir güç olarak ortaya çıktı. Bu durumda kendi kuvvet birliğini yaratarak Ortadoğu’da layık olduğu yere oturtmak lazım.

REJİMİ YIKMAK SORUN DEĞİL DE REJİMİN YERİNE GELECEK OLANI KİMSE HESAPLAMIYOR

Uluslar arası medya ve kamuoyunun Rojava’daki kazanımlara bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Başında yanlış enformasyon olarak uluslar arası kamuoyu yönlendirildi. Bu enformasyon buradaki mevcut durumun Suriye rejimi ile bağlantılı olduğu şeklindeydi. Bunu Kürtler de yaptı Türkiye’de de bunu yapan çok oldu. Olayın çıktığı gün herkes diyor ki; Kürtler hemen gitsin rejimi yıksın. Rejimi yıkmak sorun değil de rejimin yerine gelecek olanı kimse hesaplamıyor.  Hepsi yanıldığını gördü. Eğer Kürtler mevcut rejimi yıksalardı kendilerine çok daha fazla bela olacak bir rejim kurulacaktı. Kürtler öyle yapmadı. Kendilerini esas aldılar. Daha az kayıpla kendisini kurtarmanın güzel bir politikasını uyguladılar. bu konuda birinci aşama aşıldı. Bu sefer de Suriye’de en iyi politika yapan PYD’ydi dediler. Bu seferde uluslar arası düzeyde yanlış enformasyon başladı. Rejim PYD’ye bu kadar silah gönderdi şeklinde yanlış enformasyonlar verildi. Bunu Kürtler de yaptı. Ve uluslar arası kamuoyu da buna inandı.

ROJAVA ‘KUZEY’ ÇÖZÜMÜNE PROTOTİP OLMAYA BAŞLADI

Son dönemlerde uluslar arası kamuoyu artık kendisi Rojava’ya gidiyor. Gidip olayları yerinde görenler yüzde yüz dönüşüme uğruyorlar. Bakıyorlar ki ortada ne silah sevkiyatı var ne para veren var, enformasyonların doğru olmadığını anlıyorlar. Bu enformasyonlar; daha çok Kürt kökenli kesimlerden gidiyordu. Şimdi ise PYD’nin özgür duruşu daha sempatik geliyor. Hele kantonların ilanı ile birlikte çok daha ilgi çekmeye başladı. Suriye’nin birliğine karşı olmamak ama kendisini de demokratik özerklik temelinde inşa etme durumunu Suriye’de görünce bu Kürdistan’ın diğer parçalarına da bir ufuk oldu. Bu durum Kuzey çözümünü prototip olmaya başladı. Bu da uluslar arası düzeyde daha anlaşılır olmaya başladı.

KÜRTLERİN BİRLİĞİNDE HERKESİN ROL OYNAMASI GEREKİYOR

PKK’nin Kürt Ulusal Konferansı’nın gerçekleştirilmesi ile ilgili önerileri nelerdir?

Bizim ulusal kongre politikamız çok eskidir. Ulusal konferans Kürtler için zorunludur. Kürtlerin parçalı duruşu hatta zaman zaman birbirleri ile çelişkili durumları yaşanan gerginlikler, Kürtlere yarar sağlamıyor. Bütün bunlar bir ulusal konferansla giderilmelidir. Kürdistan’ın 4 parçası için siyaset yapan bir Kürt merkezi ortaya çıkmalıdır. Ulusal konferansın temel esasları da demokratik yaklaşım zihniyeti ile olabilir. Kürtlerin birliğinde herkesin rol oynaması gerekiyor. Ulusal konferansta işleri çıkmaza sokan egemenlik dayatmasıdır. Bu egemenlik dayatılması kabul edilirse ulusal konferans olmaktan çıkar. Bu Kürtlerin birliği olmaz bu hegemon gücün dayatması anlamına gelir. Bunu yapan biz değiliz. Eğer Kuzeyde 20 milyon Kürt’ten söz ediyorsak, birçok örgütten söz ediyorsak bunun bir değeri olmalı. Bu 20 milyonu temsil eden temsil eden bütün partilerin ve bütün nüfusun temsil edileceği bir delege sistemi isteriz. Sadece Kuzey için değil bütün 4 parça için bu delege sistemini isteriz. Bizim önerilerimiz var mesela başkanlık var eş başkanlık var delege sistemi var …

Burada bir kesimin parası çok bir kesimin nüfusu çok sorun buradan mı kaynaklanıyor?

Evet sorun buradan kaynaklanıyor.

FEDERAL KÜRDİSTAN’DA SORUN MALİKİ – İRAN ve FEDERAL HÜKÜMET – TÜRKİYE BAĞLANTISINDAN KAYNAKLANIYOR

Güney Kürdistan’da hükümet kurma çalışmaları devam ediyor. Buna yönelik önerileriniz nelerdir? Merkezi hükümet ile Federal Kürdistan Hükümeti arasındaki gerginliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güney Federe Devleti çözülmüş bir sorun değil. Bir Kürt coğrafyası var bir de Federe Devletin kurulduğu bir alan vardır. Birçok yer bunun dışında tutuluyor. Kerkük gibi. Bu sorunun çözülmesinde önemli bir durum. Bir de mevcut anayasal sistemin yaşadığı sorunlar ve askeri sorunlar var. Esas olarak bu gerginliğin ardından Maliki hükümeti İran bağlantısı ve Federe Devlet Türkiye bağlantısı var. Temel neden de buradaki zenginlikler ve petroldür. Bölgesel bir oluşum sürecinin dış aktörlerin müdahalesi ve mevcut zenginliği paylaşmak adına bir çok sorun yaşanıyor. Bu gerginlik bu sebepten dolayı süremeye devam eder. Ama bu gerginliğin mevcut devletin yıkılması derecesine gelmesini kimse kabul edemez.

FARKLILIKLARIMIZ OLSA DA FEDERAL KÜRDİSTAN KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR

Bir kırmızı çizginiz de budur diyebilir miyiz?

Evet. Biz Kürtlerin özgürlüğünü temel alıyoruz. Federal Kürdistan’ın bizden farklı olması da çok önemli değildir. Yani KDP’nin farklı bir çizgi izlemesi bizim bunun ortadan kalkmasını beklemek gibi bir durum yaratmaz bizde. KDP kendisi için federe bir devleti öngörüyorsa bunun da halkta bir karşılığı varsa, bizim için hiçbir sorun yok. Biz yine demokrasi mücadelemize devam ederiz. Ama Kürtleri Irak’ta yok saymak, kazanılan bir siyasal mevziiyi yok saymak onu ortadan kaldırmak gibi bir girişim zaten kabul edilemez. Bu bizim  hiçbir zaman beklentimiz olamaz.

BU DÖNEMDE İÇ POLİTİKAYA SAPLANMAK KÜRTLERE ZARAR VERİR

Hükümet kurma olayına gelince seçimin üzerinden dört beş ay geçti halen hükümet kurulmuş değil. Bu seçimin sonuçları ile de bağlantılı. Seçimde bir takım değişikler oldu ama taşlar yerinden oynamadı. Seçimde belli bir denge oluştu KDP ise bu dengeleri çok aşan bir pozisyonda değil. KDP, Goran’ı, İslami partileri yok sayarak hükümet kuramaz kurarsa devam ettiremez. Tümünü içine çekerse muhalefet kalmaz. Yani ilginç bir pozisyon var. Bunun dışında İran’ın, Maliki’nin, Türkiye’nin müdahaleleri var, Amerika’nın müdahaleleri var bunlar kendilerine yakın olacak bir iktidar oluşturmak istiyor. Onun için de belli bir istikrarsızlık oluştu. Kürtlerin bu hassas sürecinde iç politikaya bu kadar saplanmak uzun vadede Kürtlerin zarar göreceği bir şeydir. Federal Kürdistan’ın geniş bir Kürdistan perspektifi yok onun için de hükümetin kurulması güncel politik gelişmelerle sürekli oyalanıyor.

PJAK ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE BİR HAMLE YAPABİLİR

Kürt özgürlük mücadelesinde Türkiye, Irak ve Suriye’de belli bir hareketlilik var. Hareketiniz Rojhelat’taki hareketliliği biraz erteledi.

Rojhelat tam tersi. Çok açmak istemiyorum ama Rojhelat 4 parçadaki gelişmelerin tamamlayıcı gücü olarak ortaya çıkacağı bir dönemdedir. Diğer parçalarda siyasi gelişmelerle paralel olarak bir gelişme vardı. Bu süreç içerisinde İran’da zaman zaman indi çıktı. Doğu Kürdistan’da PJAK önderliğinde bir Kürt hareketi de zaman zaman çatışma ve savaş eğilimi içerisine girdi. İki yıldır bir ateşkes süreci yaşanıyor. Bu süreci iyi değerlendirmek gerekiyor. Artık dünyanın hepsi Ortadoğu’da siyaset yapıyor. Eğer Ortadoğu’da doğru siyaseti yapmazsan herhangi bir gücün aleti olursun. PJAK da bu durumu değerlendiriyor. Herkesi güç olmak istediği bir yerde İran’a karşı özgürlük mücadelesini nasıl yürüteceğinin planını yapıyor. PJAK da öyle sıradan bir örgüt değil. Rojava kendisini nasıl bir güç haline getirdiyse PJAK’ın da öyle bir sorunu var. Kendi özgücünü yaratmak zorundadır. İran’la bir ateşkes süreci devam ediyor. İran’ın siyasi durumunu netleşmesi gerek. Uluslar arası güçler İran’a nasıl bakıyor. İran’la kör bir savaş içine girmek PJAK’a çok bir şey kazandırmaz. Diyelim ki PJAK İran’ı yıktı ne olacak? O zaman PJAK politik olmak zorundadır. PJAK İran’la muhatap olacak siyasi bir düzey kazandı. İdamların durdurulması gibi şartları vardı PJAK’ın. İran zaman zaman bunları yapsa da PJAK da karşılığını vererek politikasını yürütüyor. Ortadoğu’daki gelişmelerle birlikte PJAK’ın kendisini yenilemesi gerekiyor. PJAK kendini siyasal bir parti olarak ve bir sistem olarak kendini inşa etmek zorundadır. PJAK artık gerilla hareketi veren bir parti olmaktan çıkıp aynı zamanda siyasal bir hareket haline getirmesi gerekiyor. Legal siyaseti zorlamalı, legal siyasete izin verilmediğinde kendi sistemini inşa etmenin çalışmalarını yürütmelidir. O zaman PJAK böyle bir çıkışın arifesine geliyor demektir. Buna geldiği zaman ne olacak? PJAK hem meşru savunma gücünü koruyacak hem siyasal konumunu koruyacak hem de Doğu Kürdistan’da kendisinin öngördüğü sistemi inşa edecek. Eğer İran buna karşılık verirse bu müzakerenin diyalogun önünü açar. Eğer İran buna karşılık vermezse meşru savunma savaşı başlar. Bunun koşulları da olgunlaşıyor. Kürdistan’ın siyasal birikimlerinden aldığı destekle PJAK Doğu Kürdistan’da en güzel bir hareket haline gelebilir ama şimdiye kadar bunu yapsaydı büyük bir felaket ve katliamla karşı karşıya gelebilirdi bu halk. Halkı korumak zorundadır. Belki de önümüzdeki günlerde PJAK böyle bir hamle yapabilir yani.

ORALARLA GURUR DUYUYORUZ

En son olarak Hakkari’den dünyaya açılan bir haber sitesiyiz. Hakkari ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

Ben uzun süre o bölgede kaldım. 94-95-96 ve 97 yıllarında Başkale, Esendere, Şehidan ve Şemdinli hattında kaldım buraları çok iyi tanıyorum. Gerillacılık yaptım sorumluluk yaptım.o coğrafyanın o dönemde gerilla mücadelesine büyük katkıları vardı. Bugün de baktığın zaman insan gurur duyuyor oralarla özellikle başta Gever olmak üzere, Gever’de o bitmeyen serhildanlar gerillayı sürekli besleyen hareketiyle çok önemli bir mevzidir. Aynı paralelde diğer yerler de önemlidir. Bu konuda bizim en ufak bir kuşkumuz yok. Bizim güvenimiz oraya sonsuzdur. Bu seçim sürecinde de sonuna kadar yüklenip, bu imtihanı da başarıyla geçeceğine inanıyorum ve saygılarımı sunuyorum. 

BİTTİ..

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.