Rıza Altun: Öcalan herkesi rolünü oynamaya sevk etti

Rıza Altun: Öcalan herkesi rolünü oynamaya sevk etti

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun’la Türkiye’deki yerel seçim süreci, 2014 Newrozu, Kürt sorunu, çözüm süreci, Ortadoğu ve Kürdistan’a ilişkin birçok konuyu konuştuk.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun, Necip Çapraz’a konuştu. İşte o özel röportajın ilk bölümü:

Necip Çapraz: Newroz Ortadoğu’da özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde çok renkli geçti,  Gerilla alanlarında da bu şekilde bir Newroz kutlamasına şahit olduk. Sayın Öcalan’ın çok merak edilen 2014 Amed Newroz mesajını nasıl değerlendiriyorsunuz?        

Rıza Altun: Geçen Newroz’da bir deklarasyon yayınlandı. Bir süreç başladı. Bu süreç önderliğin başlattığı bir çözüm süreciydi. Bu durum hem bizim partimiz için hem Kürt halkı için hem de 4 parçada yaşayan Kürtler için oldukça önemliydi. Şimdi Ortadoğu’nun genelinde bildiğiniz gibi dengeler yineden kurulurken Kürtlerin bu dengeler içerisindeki rolü yeri ne olacağı çok önemlidir. Yani Ortadoğu’nun bütünlüğünü belirleyecek durumdur bu. Onun için sadece Türkiye Kürdistan’ını değil Kürdistan’ın 4 parçasını ilgilendiriyor ve hatta Ortadoğu’nun kurulacak yeni dengeler üzerinde de etkili bir durumdu. Herkes buna çok ilgi gösterdi. Özelikle 4 parçada yaşayan Kürtler hem bu süreci sahiplenmek hem de bu sürecin bizaat yürütücüsü olmak konusunda epey önemli bir çıkış yaptılar. Önderliğimizin deklarasyonun yayınlanmasının üzerinden bir yıllık bir süre geçti. Önderliğimiz yayınlamış olduğu deklarasyonda genel olarak devletle belli bir görüşme belli bir diyalog sürecinin, giderek müzakereye dönüşeceği ve barış süreci konusunda yol alınacağı yönünde bir çerçeve sunmuştu. Bunun üzerine hem bir uygulama sürecine girildi hem de bir beklenti içine girildi.

‘ÖCALAN HERKESİ ROLÜNÜ OYNAMAYA SEVK EDEN BİR TUTUM İÇİNE SOKTU’

Şimdi doğal olarak bir yıl yaşandı, bu süre içerisinde biz önderliğin çizmiş olduğu çerçeve temelinde bir şeyler yaptık. İşte ateşkesin yerine oturması çatışmazlığın ortaya çıkması güçlerin belli oranda geriye çekilmesi bu süre içerisinde bizden beklenenlere belli ölçüde cevap olmaya çalıştık. Tabi bunun karşısında Türkiye’nin de ne yapacağını çok bekledik. Halkta bunu çok bekledi Türkiye’de istediğimiz düzeyde bir gelişme söz konusu olmadı. Böyle çelişkili bir durum çıktı, kafalar karışık bir duruma geldi. Son dönemlerde ‘bizim durumuz ne olacak? Devlet hangi adımları atacak? Beklentileri ortaya çıktı. Tabi bu Newroz’da önderliğin yapacağı açıklama herkes için büyük bir beklentiydi. Herkes en azından mevcut durumun ne olacağı konusunda bir fikre varmak için bu Newroz’da önderliğin yapacağı açıklamaya önem atfediyordu. Tabi bu anlamıyla önderliğin açıklaması süreç açısından çok önemlidir. En azından beklentisi olan herkes belli bir cevap aldı. Kendine göre belli bir yorum getirdi. Belli bir cevap aldı. Önderlik; net çizgiyle süreç bitiyor yada devam ediyor şeklinde bir tavır koymasa da, en azından halen umutlarını korunduğuna, beklentilerinin devam ettiğine yönelik bir takım ipuçları herkesi oldukça rahatlatan ve süreç karşısında rolünü oynamaya sevk eden bir tutum içerisine soktu. Yani bu anlamıyla herkes kendine göre bir sonuç çıkardı buradan.

‘ÖCALAN SÜRECE YÖNELİK UMUTLARINI KORUYOR’

Bu açıklamadan sonra gerek Türkiye gerek Ortadoğu ve uluslararası medyadaki tepkileri nasıl buldunuz?

İlgi çok fazlaydı. Hepimizde de var bu ilgi. Yani özellikle başta Ortadoğu, Ortadoğu derken geniş anlamda, İran’ı, Arapları da kastediyorum. Özellikle 4 parça Kürdistan’ı kastediyorum.  Burada çok büyük bir ilgi vardı büyük bir beklenti vardı ama dünyanın da bu konuda bir beklentisi var. Bu lokal bir durum değil. Bu şey çok önemli, Ortadoğu’da yeni dengeler kurulurken herkes belli bir rol oynuyor ve bizzat bu dengelerin geleceğini etkileyecek olan güçler var. Onun için de Kürt meselesi çok önemlidir. Kürt meselesi çözülmeden Ortadoğu dengelerinin biçim alması mümkün değildir. Ortadoğu’daki bu konu karşısında dünyanın ilgisiz kalması beklenemez. Temel sorun burada düğümlenmiştir. Kürdistan’ın diğer parçalarında her ne kadar siyasi bir şeyler olsa da farklı durumlar olsa da esas kilit nokta bu Türkiye’deki yani Kuzey Kürdistan dediğimiz Kürtista’da Önderliğin pozisyonudur. Şimdi herkes buna çok ilgi gösterdi.  Diyarbakır Newroz’unda ilgi itibariyle kitlenin katılımı Kürtlerin ilgi düzeyini yansıtıyor ama bir de uluslararası düzeyde 500 ‘e varan gazetecinin yakından ilgi göstermesi benim söylediğimi doğruluyor. Herkes kendine göre bu sürecin nereye gideceği merakı içerisindedir. Çözüm süreci istendiği gibi nitelikli bir sonuç ortaya çıkarmadı. Bu nereye varacak? bir de mevcut hükümetin içersinde bulunduğu pozisyon var. Bu pozisyon, bu siyasi durum ve bu siyasi durumun Kürtlerle olan bağlantısına dikkat edilirse herkes üst düzeyde ilgi gösterdi. Onun için bu basın açıklaması herkesin Ortadoğu’ya bakış açısı, kendisine bir yol çizmesi açısından çok önemliydi. Bir de bu Önderliğin yayınlanmış olduğu deklarasyona bakarak Ortadoğu’da siyasi yolunu yeniden çizme gibi bir durum içerisine girildi. Önderliğin sürece yönelik umutlarını halen koruduğu biçimindeki yaklaşımı oldukça değişik açılardan değerlendirmelere tabi tutuluyor.

‘GÜNEY AFRİKA İLE KÜRT HAREKETİ, ÖNDERLİK İLE MANDELA BİREBİR ÖRTÜŞMÜYOR’

2014  Newroz deklarasyonundan sonra Radikal yazarı Oral Çalışlar, Öcalan’ı Mandela’ya benzetiyor. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Benzerlikler olabilir ama nitelik itibariyle, esas itibariyle durum biraz farklı. Yani Mandela’nın Güney Afrika açısından belli bir rolü var yani bunu kabul etmek gerekir. Fakat Önderliğin durumu biraz daha farklıdır. Hem mekan itibariyle sahip olduğumuz coğrafya itibariyle hem yaşadığımız siyasal süreceler ve dünyanın içerisinde bulunduğu siyasal konjonktürler itibariyle bir de yeni dünya düzeni ve buna Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında baktığımız zaman, benzerlikler olmasına rağmen önderliğin pozisyonu Mandela’yı ok çok aşan bir durumdadır. Yani Mandela neticede bir lider olarak Güney Afrika’nın kaderini belirledi. Bunun için çok ciddi bir direniş yürüttü. 27 sene cezaevinde kalarak sürekli bir mücadele içerisinde, direnme içersinde Güney Afrika’daki ırkçılığı yenilgiye uğratacak bir sonuç oraya çıkardı. Güney Afrika’da köklü değişimlere neden oldu. Devrim gerçekleştirdi. Belli oranda bunu Afrika üzerinde de etkileri oldu. Ama şimdi ki durumla kıyasladığımız zaman önderliğin içerisinde bulunduğu pozisyon bunun ötesindedir. Neden bunun ötesindedir? Bir sefer Kürtlerin pozisyonu ayrı yani Güney Afrika tek bir ülke bir Irkçı rejimle yöneltiliyor ama Kürdistan 4 parçaya bölünüş. İnkar edilmiş, sömürgeleşmiş bir ülke statüsündedir. 4 ayrı sistem tarafından yönetiliyor. 4 ayır devlet tarafından yöneltiliyor ve bir de bu bölünme uluslararası güçlerin gerçekleştirmiş olduğu, özellikle birinci dünya savaşından sonra uluslar arası güçlerin gerçekleştirmiş olduğu bir durumdur.

Ortadoğu’da, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan güçler dengesinde, rol biçilen Araplar, Farslar ve Türkler egemen bir duruma getirilirken, Kürtler tamamen yok sayıldılar. O zaman burada önderliğin pozisyonu çok önemlidir. Doğru zencilere ırkçı, çıplak bir yaklaşım var. Bir ırkçı faşist rejim var onların üzerinde bir baskı söz konusu ama burada inkar edilmiş bir halk vardır. Parçalanmış bir halk vardır. Bölgesele egemen hale getirilmiş bölgesel güçlerin sömürgeciliği vardır. Ve bunun arkasında uluslararası sistem vardır. kapitalist sistem var.  O zaman böyle bir ülkede çıkış yapmak zaten başlı başına Mandela’yla Önderlik arasında bir fark ortaya koyuyor. İkincisi ise gelişim süreci; PKK’nin 40 yıl içerisinde yürütmüş olduğu bütün mücadelesine bütünlüğü açısından baktığımız zaman, Güney Afrika’yı kat kat aşabilecek çok geniş yelpazede bir örgütlenme, direnme ve mücadele süreci vardır.  Bunun tümünü birebir öncellikle Kürdistan’ı Sömürgeleştiren 4 ülkenin üzerindeki etkileri ikincisi Ortadoğu’nun bütünü üzerindeki etkileri ve giderek dünya üzerindeki etkileri söz konusudur. Yani böyle geniş bir yelpazede bir durum söz konusudur. Ve hepsinden önemlisi günümüz çok önemli, yani geldiğimiz aşama çok önemlidir. Zaten Önderliğimizin esareti uluslar arası bir komployla gerçekleşmiş. Uluslar arası komplo nedir? Uluslararası komplo dediğimiz zaman neyi kast ediyoruz?  Uluslararası komplo dediğimiz zaman değişen dünya düzenini kastediyoruz her şeyden önce. doğu bloğu çökmüş dünya yeni bir düzen alırken bir değişim süreci yaşanırken, bu değişimin Ortadoğu projesi var. Bu değişim Ortadoğu projesi vardır. Bu değişimin Ortadoğu projesinde Ortadoğu’ya müdahale edilmeden önce birinci dereceden bizim, PKK’nin ve Önderliğimizin hedef alınması söz konusudur. Öncellikle Ortadoğu’ya müdahale etmeden önce dünya sistemi bize müdahale etti. Bizim eskiden Ortadoğu’da var olan statükomuzu bozarak Önderliğimizin Ortadoğu’dan çıkışına neden oldu ve sonradan İsrail’in ve Amerika’nın da içinde olduğu operasyonel yaklaşımla Önderlik Türkiye’ye teslim edildi. Bu önemlidir. Neden önemlidir şunun için çünkü yeni bir Ortadoğu kurulurken özellikle Kürtler konusunda öngörülen bir stratejinin gereği olduğu kadar aynı zamanda bu stratejide Önderliğe ve PKK’ye biçilen rolde ortadır. Rol nedir? O zaman rol kesinlikle PKK’nin tasfiyesi ve önderliğin adeta esaret altında yok edilmesi hedefliyor. Ve burada Önderliğin rolü iki açıdan değerlendirilebilir. Bir; Ortadoğu’da o güne kadar oynanmış rol itibariyle siyasal sonuçları itibariyle oldukça değer verilmesi gereken bir sonuç ortaya çıkarmıştır. İkincisi kurulacak yeni dünya düzeninin Ortadoğu versiyonu ya da Ortadoğu biçimlenmesini de tamamen yok edilme ve mahkum edilme, ortadan kaldırma hükmüyle karşı karşıya kalmasıdır.

Burada Öcalan’ın antikapitalist, antiemperyalist olması da rol oynadı.

Elbette ki, yani bu öyle boş bir durum değildir. Söylediğim gibi 30 40 yıllık bir mücadele sürecimiz var biz ilk ortaya çıktığımızda Önderliğin geliştirmiş olduğu bir ideolojik durum söz konusu. Bir politikacı çizgisi söz konusudur, örgütsel bir durum söz konusudur. Elbette ki bizim çıkışımız Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesi ve kapitalizm arasındaki bağı hedefleyen bir çıkıştır. Ama bence sadece bununla sınırlı değil çünkü bizim birçok yaklaşımımız diyaloga açık halde olmamız sürekli Kürt sorunu çözmenin siyasal yaklaşımları içerisinde olmamız çeşitli siyasal çözümleri reddetme yaklaşmamız aslından bir noktada uzlaşmaya açık bir pozisyonda olduğumuz bir gerçektir. Ama buna rağmen bu kabul edilmemiş, bir uzlaşma düzeyi kabul edilmemiş, bunun yerine peşinen yok etmeyi hüküm altına almıştır. Bu daha derin bir yaklaşımdır sadece bizim ideolojik pozisyonumuz ile ilgili değil, ya da konjonktürel durumumuzla, politik durumumuzla da ilgili değildir. Politik esneklimiz çok nettir. O zaman bu çok derin bir yaklaşımdır yani uluslararası ve bölgesel düzeyde kurulacak bir dengede bizim pozisyonumuz çok iyi hesap edilerek kendisi için kabul edilebilir kendisi için kendisi yürütülebilir Kürtlere daha çok sarılmak onlarla bu süreci götürmek gibi bir anlayışın ürünüdür. Onun için burada Önderliğe yaklaşım; peşinen tercih edilen değil de reddedilmesi gereken, yok edilmesi gereken, onun yerine varsa alternatif Kürtleri kullanarak, kendi sistemini götürmenin yaklaşımıyla bağlantılıdır. Şimdi bu çerçevede baktığımız zaman doğru Mandela’yla benzerlikleri çok. Süreç itibariyle; Kürt meselesiyle Güney Afrika meselesi, Önderlikle Mandela da bire bir örtüşmüyor. Kürt meselesi ağır bir meseledir, Önderlik meselesi ise Mandela’yı bizi aşan bir meseledir.

‘AİHM BAŞINDAN BERİ TARAFLI DAVRANDI’

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Öcalan’la ilgili kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?

AİHM’in yaklaşımı, başından beri çok tasvip ettiğimiz bir durum değil aslında bunu açık söyleyelim. AİHM başından beri bu konuda çok temkinli ve taraf yaklaşmıştır. Yani Önderliğin, Türkiye’ye teslim edilmesi gerçeği var. Uluslararası korsan bir harekettir. AİHM gerçekten uluslararası adil bir mahkeme olsaydı Önderliğin durumunu ele aldığı zaman başında bu durumu mahkum etmesi gerekir. Yani Önderlik Suriye’den çıkarılıp Avrupa’da birçok ülkeyi gezdikten sonra bütün buralarda operasyonlar gerçekleştirerek Önderliği alıp Türkiye’ye teslim edilmesi vardır. Bunun hiçbir hukuku yoktur. Dikkat edilirse AİHM bu konuda tek bir şey söylemiş değil. Yani mahkemeler süreci boyunca bir şey söylemiş değil. İkincisi Önderliğin yargılandığı koşullar vardır. Türkiye’ye teslim edildiği zaman tam bir linç pozisyonunda, basınıyla yayınıyla şovenizmin aşırı derecede körüklendiği toplumdaki durumu dikkate alınmadı. Yargılama bir linç olaydı. Yani bu koşullarda bir yargılamayı gerçekleştirmek özelliklede İmralı Adası’ndaki bir mekanda o pozisyonda yargılamak başlı başına uluslararası hukuka aykırıdır. Yani siyasi bir linç altında zaten uluslararası komployla Türkiye’ye teslim edilmiş bir de aşırı derecede pompalanmış bir şovenizmin toplumda yarattığı bir galeyan durumu var. İmralı’da aşırı baskı altında sürekli ölüm ve idam tehdidi altında bir yargılama söz konusu. Bu pozisyonları da AİHM’in çok doğru değerlendirdiğini düşünmüyoruz. Bunları esas almamıştır. Daha çok usule ilişkin biçime ilişkin bir takım kararları vermiştir ama esasa ilişkin hiçbir doğru yaklaşım göstermemiştir. Son olarak da birçok konuda başvuru olmasında rağmen bunların içerisinden sadece bir tanesi yani Türkiye’nin vermiş olduğu ömür boyu cezaevinde yatma kararının AİHM’le çeliştiği yönünde çok sıradan bir karar verildiğini düşünüyoruz. Belki kendi içinde bir önemi olabilir o da Türkiye’nin tutumuna bağlıdır.

Türkiye’deki siyasetçilerin yaklaşımlarıyla ilgilidir. Siyasetçi onu kendisine malzeme edip belki bir şeyler yapabilir. Yani o imkanı sunabilir. Ama bunu kabul etmeyen hiçbir siyasetçi üzerindeki herhangi bir yaptırım gücü ya da bunu değiştirmenin bir yaptırımı yoktur. Neticede hükümette çeşitli bakanlarda bu konuda yapmış olduğu açıklamalar vardır.  Mesela bu durum yeniden yargılamanın yolunu açar mı? diye sorulduğunda yok bu defter kapanmıştır. Peki bu mevcut durumda infaz yasasıyla Önderliğin çıkma durumu söz konusu olabilir mi? Yok bizim yasalarımızda ömür boyu yatma ve orada kesinlikle çıkmama gibi bir kararımız var bu asla değişmez.  Şimdi böyle baktığın zaman AİHM’in yaklaşımı siyasi olarak kimin nasıl ele alacağı ile ilgilidir. Eğer Türkiye bunu kendisi için bir malzeme yaparsa Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde Kürt sorununu çözme yönünde malzeme yaparsa bu siyasal anlamıyla kullanılabilir ama yok bunu böyle düşünmüyorsa da Kürt meselesini çözme gibi durumu yoksa bu Türkiye için hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü belli bir yaptırım yok ve Türkiye’de bu durumu değiştirebilecek bir pozisyon yoktur. Bekir Bozdağ bu konuda açık söylüyor bizim yasalarımız bellidir infaz yasalarımız bellidir bunlar normal işliyor AİHM’in durumunu değerlendireceğiz. Bu anlamıyla biz çok ciddi gelişme olduğunu düşünmüyoruz bu kararın.

‘CHP ÇOK GERİCİ BİR POZİSYONDADIR’

Türkiye’de son günlerde heyecan dorukta. Bildiğiniz gibi önümüzde 30 Mart Yerel Seçimleri var. Bildiğim kadarıyla siz de Alevisiniz. Alevi Kürtlerin 2014 seçimlerindeki tutumu nasıl olacak? ‘Sistem Alevileri’ kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben kendim de Alevi’yim biraz bu konuyu takip ediyorum. Yani belki çok uzun bir konu benim için tartışılması gereken bir konudur. Türkiye’de Aleviler sorunu gerçekten ciddi bir sorundur. Yani ciddi bir sorunudur Alevilerin gerçeğinin ortaya çıkarılması gerekir. Siziz söylediğiniz ‘Sistem Alevileri’ açık söyleyelim Cumhuriyet Halk Partisi ile bağlı. Halbuki Cumhuriyet’in kuruluşu süreci içerisindeki Alevilerin Cumhuriyet’le ya da Cumhuriyet Halk Partisi’yle ya da mevcut devletle neden bu kadar yakın bir ilişki içresine girdikleri, neden bunlara bağlandıklarının paradoksunu rahatlıkla görebilirsiniz. Osmanlı’nın yıkılışından sonra Cumhuriyet kuruldu ama kurulan Cumhuriyet laiklik esasına göre, Cumhuriyet esasına göre kendisini yeniden bir ulus devlet içinde şekillendirirken, aslından göstermelik bir görüntü verdi. Ama özüne baktığımız zaman, özünde çok değişen bir şey yok. Aleviler için değişen bir şey yok. Çünkü Aleviler bu Cumhuriyet içerisinde yasaklı bir pozisyondaydılar. Halbuki kurulan yeni devlet bir biçimiyle Laikliği esas almakla birlikte dini reddeden bir pozisyonda değil. Dini ‘Devlet Din’ haline getiren Diyanet’i kuruyor. Diyanet de daha çok Sünni inancına dayalı bir oluşumdur. O zaman mevcut devletin Sünnilik ile bağlantısı diyanet aracılığıyla sağlanıyor. O zaman direk Laiklik demesine rağmen devletin dini yönü çok ağırlıklıdır. Şimdi onun için de diyanet bu anlamıyla Sünni açından ibadet eden herkese oldukça açık bir ‘dini geliştirme pozisyonu’ sunuyor. Ama aynı zamanda da devleti de sunuyor onlara. Alevilere gelince Alevilere hiçbir zaman kendisini ifade etme, kültür olarak kendisini ifade etme şansı tanımıyor. Yasaklı bir durum içersinde tutuluyor. Mesela kendi ibadetlerini yapmalarına müsaade etmiyor. Cem yapmasına müsaade etmiyor, kendi kültürünü ifade etmesine müsaade etmiyor. Son dönemlere kadar müsaade etmiyordu. Biz kendimiz de yaşadık herhangi biri Cem kurarken gizli örgüt gibi Cem yapardı. Duruma böyle baktığın zaman tarih boyunca Cumhuriyet’ten bu yana devletin Aleviler için yada devletin kendisine temel aldığı Laiklik’in Alevilere vermiş olduğu bir şey yoktur. Laiklik sadece görüntüde ama özü dini çok kullanılan bir devlet pozisyonundadır.  Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Cumhuriyet’in kuruluşundan beri Aleviler üzerinde Laiklik’i kullanarak bir hegemonya edinmiştir ama Aleviler bunun karşısında hiçbir tepki vermemiştir. Bugün de keza böyledir. Aynı süreçte kıyımlar var katliamlar var. Mesela Cumhuriyetin kuruluş dönemlerinde Dersim katliamı, Koçgiri ayaklanması ve benzeri birçok yerlerde Aleviler üzerinde katliamlar var. Bunların tümü direk devletle bağlantılıdır. O günkü devletin yönetim sistemiyle bağlantılıdır. Ve bu yönetim mekanizmasının ilk partisi olan CHP ile bağlantılıdır. Günümüzde CHP’nin çok köklü bir değişime uğradığı söylenemez. Bugün bile mevcut iktidar partisiyle, CHP birbirlerini eleştirirken, AKP CHP’yi sıkıştırıyor bu konuda kendi Kürtlüğünü Dersimliliğini ve Aleviliğini inkar etmekle eleştiri yapıyor. CHP dikkat edilirse gerçekliğinde bu argümanları mümkün olduğunca kullanmamayı esas alıyor. Ve Türkiye’de temel sorun olmasına rağmen Alevi sorununun çözümünü konusunda gündemleştirmek sorunu hem Türkiye’de hem Kürdistan’da Alevilerin tarihsel ve toplumsal boyutuyla yer almasına dair en ufak vaat yoktur. En ufak konuşma ve tartışma yoktur bu konuda tek boyutlu bir yaklaşım vardır. Onun için mevcut Alevi sorunu ciddi bir sorundur. Alevilerin; bu mevcut devlet sisteminin bu sorunu çözmesini beklememeleri gerekiyor. ikincisi mevcut iktidar partisinin Alevi sorununu çözmesini kesinlikle beklememeleri gerekiyor. Zaten kendi gerçeği buna aykırıdır yaklaşımı da buna aykırıdır. CHP’ye gelince CHP çok daha gerici bir pozisyondadır.

‘ALEVİLER DEVRİMCİ DEMOKRAT OLUŞUMLAR İÇİNDE YER ALMALIDIR’

Aleviler genel olarak CHP’ye oy veriyor. Gördüğünüz gibi özellikle son üç seçim sürecinde CHP milliyetçi MHP’li kesimlerle seçim ittifakı yapıyor, Kılıçdaroğlu bozkurt işareti yapıyor, Cemaate yakınlaşıyor, CHP’nin bu çıkışlarının nedenleri ne olabilir sizce? CHP büyümek için mi bunu yapıyor yoksa?

CHP’nin son dönemdeki politikası bu konuda ilginçtir. 4 ile 5 ay önce seçim gündemdeyken CHP’nin belli arayışları vardı. CHP’nin seçim sürecine girme konusunda kafası çok karışıktı kendi içinde hizipler vardı faklılıklar vardı. Kendi iç dünyasındaki çalkantılar bunu bir arayış pozisyonunda gösteriyordu. Ama daha sonra ilginç bir durum ortaya çıktı. Bu özellikle iktidarda ortaya çıkan çatlak yani bizim paralel devlet dediğimiz Cemaat dediğimiz kesimler ile AKP arasındaki çatlak ortaya çıktığında CHP giderek bir politik netleştirmeye evrildi. Bu çelişkiden yararlanmak arayışıyla adeta kendi gerçeğine döndü yani toplumun sorunları nedir o sorunları öne çıkarıp toplumun devrimci demokratik kesimleriyle ilişki ve ittifak aramak yerine ki bu Kürt sorunudur, Alevi sorunudur çeşitli toplumsal sosyal sorunlardır. Bunları reddetti. Mesela devletin içerisinde, mevcut iktidar içerisinde çıkan çatlak üzerinden ittifaklar geliştirmeye başladı. Şimdi sizin söylediğiniz böyle bir ittifak cephesini netleştirdi. Böyle olunca doğal olarak Kürt sorunu bu kadar gündemde olmasında rağmen, çözüm süreci gündemde olmasına rağmen bu konuda tek laf söylemiyor söylediği zamanda katı bir devlet dili kullanıyor. Yanlış oldukça bürokratik, resmi bir devlet dili kullanıyor o dilden hiçbir şey anlaşılmıyor. Çözüm süreci diye bir süreç var mı yok mu kabul edip etmediğinin dahi bir ibaresi yok. Yine Alevilerin sorunu oldukça ciddi bir sorun. 20 milyona varan Türk ve Kürt Alevileri Türkiye’de ve bu Aleviler bir biçimiyle kendi seslerini duyuruyorlar. CHP bu konuda daha çok milli birlik adı altında, tek devlet adı altında bu sorunu da örtbas etmeye yönelik bir yaklaşım güdüyor. Burada da resmi bir devlet dili kullanılıyor. Birçok toplumsal sorun var. Kendisini zaman zaman dışa vuran sorunlar vardır. her boyutta işçinin sorunu var, emekçinin sorunu var, esnafın sorunu var, kadının sorunu var, gençlik sorunu var, öğrencinin sorunları var bu sorunlara yaklaşımı da gerçekten bir çözümü ifade etmiyor. Daha çok seçim propagandası, ötesinde ajitasyonu geçmeyen bir yaklaşım sergiliyor. Ama esas olarak kalıcı ilişki ve ittifak biçimini nerden geliştiriyor bu da seçim sürecinde çizmiş olduğu strateji ve göstermiş olduğu adaylarla çok net anlayabilirsiniz. Cemaatle kurmuş olduğu ilişki bu ilişki ayyuka çıkmış bir ilişki. Artık Cemaatin bizzat CHP için oy topladığı ve onun da Cematle kurduğu ilişki içerisinde politikalarını oluşturduğu ve adaylarını belirlediği artık ayyuka çıkmıştır. Bu her tarafa yansıyor. Buna bağlı olarak İstanbul’da Sarıgül’ü aday göstermesi. Yani Sarıgül’ün gösterilmesi, üzerinde durulması gereken bir konudur. Bu nerden çıktı? Daha önce oldukça şaibeli bir şekilde partiden kovulmuş birisini, bugüne kadar sürekli çatışmalı olduğu halde yine de getirip İstanbul’a belediye başkan adayı yapması başlı başına bir tartışma konusudur. Yine Ankara’dan eski bir MHP’liyi getirip aday göstermesi ayrı bir durumdur.  Ankara adayına, İstanbul ve Hatay adayına baktığımız zaman ve genelde de yürütülmüş oldukları propaganda ve çalışmalara baktığımız zaman şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. CHP bugün Ak Parti karşısında daha çok MHP’yle Fetullah Gülen’le ve benzeri kesimlerle, lobilerle girmiş olduğu ilişkilerle bir seçim sürecine girmiş durumda ama girmiş olduğu bu secim sürecinin oldukça gerici bir yapılanma olduğunu kabul etmiyor. Yani o mevcut durumda çok geri bir yapılanmaya tekabül ediyor. Farz edelim ki kazandı ne olacak? Ankara’ya MHP’li bir belediye başkanı geldiğini düşünelim, İstanbul’a Sarıgül gibi birisinin geldiğini düşünelim ya da diğer ittifakların bugün Ak Parti’yle girmiş olduğu çelişkilerini görüp de CHP içerisinde yine de iktidara dönüştüren bir devleti düşünelim. O zaman ortaya çıkaracak manzara çok daha geri bir ittifakın, çok daha antidemokratik bir ittifakın ortaya çıkacağını gösteriyor. O zaman CHP’nin pozisyonunu çok iyi değerlendirmek gerekir. Bu pozisyonda Türkiye ve Kürdistan için çözüme gelmeyen, demokrasiye açık olmayan daha çok paralel devletten beslendiği, daha çok milliyetçiliğin şovenizmin beslendiği bir kanalı açmaya çalışıyor. Ve bu kanal açıldığında Türkiye’de ve Kürdistan’da var olan bütün ilerici potansiyellerin yaşam hakkı ortadan kalkacaktır. Aleviler için bu mevcut durum neyi ifade eder herhalde bu sistemin Alevilere bir şey vermeyeceğini düşünmek lazım. Düşünmek lazım onun içinde Alevilerin mevcut CHP’yle ilişkilerini çok iyi değerlendirmesi gerekiyor tarihsel boyutuyla.

DEVLETİN DEĞİŞMESİ GEREKİYOR

Önerileriniz nelerdir bu seçim sürecinde?

Burada son derece net bir durum ortaya çıkıyor Aleviler için. Birincisi Ak Parti hükümeti bir çözüm değildir. Ak Parti rengi ortada olan bir partidir. Yani hırsızlıklarıyla rantçılığıyla yapmış olduklarıyla çözüm yaklaşımında oyalayıcılığıyla, Sünni mezheplerinin ideolojik şekillenmesiyle ve bunu temel almasıyla Aleviler için çok tercih edilecek bir iktidar olmadığı kesin. Ki Zaman zaman bu iktidarın gelmiş olduğu çizgi itibariyle gizli bir Alevi düşmanlığının olduğu açıktır. Bu iktidar Alevi sorununu çözmez bunu bir propaganda konusu yapar. Sürekli kardeşliğe vurgu yapar şunu yapar bunu yapar ama burada köklü bir değişime yönelik en ufak bir adım atmayacağı kesindir. Bu Kürtler için de geçerli. Alevi kardeşlerim rahatlıkla ibadetlerini yapacaklar bilmem ne yapacaklar der, Dersim Alevileri için de Dersim adını kullanır, Dersim Katliamı’na vurgu yapar ama ortada bunları aşabilecek en ufak bir yaklaşım göstermez. Sadece propagandayla sınırlı kalır. Mevcut CHP ise Ak Parti’yi aratmayacak düzeyden daha geri durumların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunu da görmek lazım. Bugün Ankara’da Kılıçdaroğlu bozkurt işareti yapıyor, MHP’nin işaretini yapıyor bunun biraz oy toplamaya yorumlaması yanlıştır aslında normal düşündüğünde bu oy toplayacak kadar oy da kaybettirir. Çünkü geleneksel solcular varsa, bunu anlayabilecek yorumlayacak varsa CHP’den daha uzak dururlar. Burada verilen mesaj çok önemlidir. Burada verilen mesaj oy toplamanın ötesinde aslında adeta yeni bir blok oluşturma yeni bir ittifak yeni bir ittifak iktidarının biçimini oluşturacağını anlamak gerekiyor. MHP’yle böyle bir bağlantı içersine girmiş bir CHP eski karakterini de kaybeder. Çok gerici ve milliyetçi bir pozisyona düşer. Cemaatle ilişkisi açısından baktığın zaman bu çok net ortaya çıkar. O zaman CHP de belli bir çözüm içermiyor pozisyondadır. Yapılması gereken nedir? Yapılması gereken daha çok Kürdistan’da bizim BDP şahısında geliştirmek istediğimiz Türkiye’de HDP-HDK şahısında geliştirmek istediğimiz, demokrasiyi en iyi temsil edebilecek, demokrasi mücadelesinin önünü açabilecek herkesin kendisini özgürce ifade ettiği yeni bir demokratik oluşum olaşmaktır. Demokratik birliğe ulaşmaktır. Demokratik birliğe ulaşılmadığı sürece ne devletin kendisinden ne mevcut Ak Parti’nin iktidarından ne de muhtemel olabilecek CHP MHP ve başka koalisyonlardan çözüm beklenmelidir. Bu durum herkeste beklenmedik bir hayal kırıklığı yaratır. Onun için de çözüm halkın daha çok kendi kendisini ifade etmesidir bunun da yolu bellidir Kürdistan’da BDP çizgisidir Türkiye’de geliştirilmek istenilen demokratik birlik HDP çatısı altında gerçekleştirilebilir.

ÇÖZÜMÜ YANLIŞ YERDE ARAMAYIN

Alevilerin seçim tavırlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aleviler kendi içerisinde çok parçalı bir durudadır. Tartışmanın boyutu gittikçe yaylıyor. Bunu küçümsememek gerekiyor. Türkiye’de Kürdistan’da Aleviler bu konuyu enine boyuna tartışıyor. Kendi içerisinde değişik yaklaşımlar anlayışlar vardır. Alevileri devletle ilişkilendiren anlayışlar var, kendi varlığını devletle ifade etmeye çalışan anlayış içerisinde olanlar var. Gerçekten demokratik bir mevzide kalmak isteyen kesimler vardır. Alevi geleneği göreneğini yaşatma anlayışı içersinde olan kesimler vardır. Çözüm süreciyle bağlantılı Kürt Alevi beklentileri ve arayışları var. Bu konuda çok geniş yelpazede bir şey var. Bu elbette ki olumlu bir şeydir. Bunu gözardı etmemek gerekir. Neticede bir tartışma sürecidir bir aydınlanma sürecidir. Bu tartışma ve aydınlanma süreci sağlıklı yürürse ikinci basmak olarak Alevilerin kendi sorunları eleştirmek ve sorunların çözümünde bir muhatap haline gelmeleri gerekiyor. Bunun için Alevilerin demokratik bir cephede olması stratejik bir durumdur. Yoksa sadece düzen partileri içerisinde beklentilere girerlerse düzen partilerinin değişimine kendisini bağlarlarsa ya da umutlanırlarsa, 90 yıllık devlet tarihinde böyle bir şeyin olmadığını çok rahatlıkla görebilirler. Yani devletin kendisi devleti temsil eden partilerin kendi iç değişimle bu sorun çözülmüyor. Bu sorunların çözüm adresi devletin kendisi değil devletin partileri değildir. Bu konuda kendisini muhatap haline getiren formunu çözebiliyor. Bugün neticede, bizim de yapmak istediğimiz budur. Devletten çözüm beklemekten ziyade kendi çözümlerini ürüterek kendisini muhatap haline getirerek çözüm üretebilir. Aleviler için de bu iyi bir örnektir. 40 yıllık Kürt mücadelesi de Aleviler için çok önemlidir. Bunlardan çıkarılacak çok dersler var bu hareketin ilk ortaya çıkışı, yürütmüş olduğu direnişler, yürütmüş olduğu mücadeleler ve bu konuda ortaya çıkmış olan sonuçlar vardır. Aleviler eğer başından beri bu soruna doğru yaklaşmış olsaydılar bugün zaten Türkiye’de mevcut sorun çözülecekti. Alevi sorunu da çözülecekti, Kürt sorunu da çözülecekti ama Alevilerin sizin söylediğiniz gibi yanlış yaklaşımları devletle, Cumhuriyet Halk Partisi’yle olan bağları ki daha başka nedenlerden dolayı harekete mesafeli yaklaşımları Alevi sorunun çok zaman kaybederek gündeme getirdi. Gündeme getirdi ama gündem geldiği zaman da politize oldu. Birçok kesim bundan yararlanmak istedi. Devlet bunu değişik biçimde kullanmak istedi çeşitli partiler kullanmak istedi. CHP bunu değişik kullanmak istedi ve Alevilik içerisinden çıkmış bir takım kişilikler bunu kendilerince pazarlamaya çalıştırlar. Bu da bir kaos yarattı. Bu kaos içerisinde Alevilerin en doğru yaklaşımları benim söylediğim çerçevededir. Yani Alevilerin, sorunun çözümü için tek seçeneği vardır kesinlikle devrimci demokratik bir safta yer almaları. Demokrasi mücadelesi safında yer almaları ve burada Aleviliğin gerçekten muhatap duruma getirebilecek bir birlik içerisinde olmaları kaçınılamazdır. Bunun için de bu seçimdeki pozisyonları çok önemlidir. Eğer CHP’yi güçlendirirseler, Ak Parti’yi güçlendirirseler bu otomatik olarak her ikisi arkasındaki devleti güçlendirmektir. Cemaati güçlendirmektir MHP’yi güçlendirmektir. Cemaatten MHP’den Ak Parti’den bir beklentileri yoksa bunların görünen yüzü CHP’de bunlara hiçbir şey veremeyecek.

ALEVİLER NEREDE OLMALARI GEREKTİĞİNİ İYİ BELİRLEMELİ

Kürt Alevi bir yurttaş olarak 40 yıllık mücadelenin içindesiniz. Gerek PKK gerek BDP gerek devrimci demokrat diye düşündüğümüz HDP ve HDK içinde Alevilerin yeterince yer alındığını, Alevilere temsiliyette yeterince yer verildiğini düşünüyor musunuz? PKK BDP ve HDK içinde ayrı ayrı değerlendirirsek.

Belli oranlarda var. Bunun BDP’ye yansıyan boyutu var, HDK ya da HDP’ye yansıyan boyutları var fakat burada Alevilerin hepsini temsil edebilecek bir temsil düzeyin ortaya çıktığını söylemek için erkendir daha. Temel sorun şudur birincisi Alevilerin mevcut devlet gerçeğini kavramaktaki yetersizlikleridir. İkincisi ise bu mevcut oluşumların Alevi sorununa yaklaşımında ve Alevilerin bütünleşmesinde sorun var öncellikle bunun aşılması gerekiyor. Ben şuna inanıyorum; Kürt Aleviliği’nin BDP’ye olan sempatisi çok ileri düzeydedir. Bunu küçümsememek gerekiyor ve gelişiyor da. Önümüzdeki dönemlerde bu daha ileri düzeyde gelişecektir. Türkiye’de HDP, HDK’de mevcut şeyler var duyuyoruz. Yani yaklaşımları var hemen hemen bütün Alevilerin kontaklandığı bir yerdir. Ama bu yeterli değil. Kesinlikle yeterli değildir. Benim söylemek istediğim şu: esas olarak adını ne koyarsanız koyun Alevilerin, demokrasi mücadelesinin neresinde olmaları gerektiğine karar vermesi çok önemlidir. Netleşmesi çok önemlidir. İşte söylüyorum ben devletten bir çözüm gerçekleşmeyeceğine inanıyorum. Devlet partilerinin bir çözüm gerçekleştireceğine inanıyorum. Şimdi devleti değiştirmeyi kendisine hedef alan oluşumu sonucu ancak bir değişimi söz konusu olabilir. Devletin kendisini değiştirmeden Türkiye’yi değiştiremeyiz. Öncellikle devletin değişmesi gerekiyor. Şimdi devleti birebir koruyan partilerle demokrasi mücadelesi yürüten partiler ayırımı önemlidir. CHP bir devlet partisidir, Ak Parti bir devlet partisidir, paralel devlet bir devlet partisi gibidir, MHP bir devlet partisidir bunlar daha çok devletin bekasını esas alıyor. Mevcut kurulu düzeni statükoyu esas alıyorlar. Kurulu düzeni statükoyu değiştirmeye karşıdır bunlar. Ama bugün mevcut sorunların kaynağını devlet ve devletin hukuktur. Bu sorunları yaratan devlettir ve bu sorunlar için de koymuş olduğu bir hukuk söz konusudur bu aşılamadan sorunlar çözebilir mi çözülemez. Peki devletin bekasını esas alan parti, devleti korumakla mükellef olan parti, bir değişin olmayacağını söylemiş oluyor. O zaman ne yapmak gerekiyor? Temel ölçü gerçekten devleti eleştiren bir parti konumunda olmak, devletin hukukunu eleştiren bir konumunda olmak hem sorunları doğru anlamakta hem de sorunları tespit etmekte ve çözmede önemli bir çıkış noktasıdır. Peki Aleviler hangisi tercih edecek. Eğer Alevi sorunu diye bir sorun varsa Türkiye’de Kürdistan’da Alevi sorunu varsa kendisini nerde ifade edecek. Devletle ifade ederse devletin kendisine biçmiş olduğu hüküm vardır buna da katlanmak zorundadır. Neticede 80 yıldır da katlanıyor. 80 yılda gelmiş olduğu boyut nedir? Bugün sadece propaganda düzeyinde Alevi vatandaşların da olduğu ve haklarının da odluna dair söylemdir. Peki birçok konuda yasa çıkarma gücünde olan hükümet yada partiler Alevilerle ilgili niye bir yasa çıkarmadınız? Çıkarmıyor. Neden çıkarmıyor. Demin söylediğim gibi devletle bağlantılı bir şeydir. O zaman kendisini CHP’yle ifade etmesi, Ak Parti’yle ifade etmesi neyi çözecektir. Kılıçdaroğlu herhangi bir vaat mı veriyor bu vaadin yerine getirmenin devletin değişmesine yönelik bir proje mi sunmuştu. Hayır. Vaatte bulunuyor ama bu vaatler Devlet barajına çarpıyor devletin kendisini değiştirme esas olmadığı sürece bu vaatleri yerine getiremez

KILIÇDAROĞLU DA SARIGÜL DE ŞAİBELİ

Kılıçdaroğlu’nun Alevi olması Alevileri belli bir süre daha oyalar mı sizce?

Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına gelmesi zaten şaibelidir. Benim kişisel görüşüm Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına gelmesi, özellikle Alevi olarak gelmesi, bir Dersimli olarak gelmesi başlı başına değerlendirme konusudur. Ne zaman başa geldi? Onun başa gelmiş olduğu dönemdeki atmosfere şöyle bir göz atalım bakalım acaba Alevilerin durumu neydi Kürtlerin durumu neydi. Yani devletin bu ikisi karşısında pozisyonu neydi? CHP gerçeği çalkalanıyordu alt üst olmuştu. CHP gerçeği büyük bir çelişki ve dağılma içerisindeydi. Bunu Cumhuriyet partisi olarak sorunları bu noktaya getirip çözümsüz bırakan bir parti, toplumda ortaya çıkmış bütün sorunları karşısında bir çözümsüzlük ve dağılma yaşıyordu.

Bütün sorunları görmek yerine daha çok milli devlet, Tek devlet. üniter devlete sarılı hareket etmenin sancılarını yaşıyorlardır. Ama bunun dışından toplumun birçok yerinde uçlar ortaya çıkmıştır. Böyle bir durumda Kürt sorunun da artık uluslararası alanda gündeşleşmişti.  CHP bu konuda da bir çözümsüzlük içerisindeydi. Bir yandan da sanki Kürt sorununu çözme yönünde paketler oluşturuyor gibi görüntü veriyordu alttan yamalı bohça gibi ne dediği belli olmayan bir durum arz ediyordu. Tam da bu dönemde Alevililerdeki başkaldırmanın yoğun olduğu, Kürtlerin başkaldırmasının yoğun olduğu bir ortamda, Kılıçdaroğlu adeta yeni bir sima olarak Dersimli Kürt Alevi olarak geldi başa. Bu herkeste bir beklentiye de yol açtı. Dersimli olması Alevilerde bir beklentiye yol açtı. Kürt olması Kürtlerde bir beklentiye yol açtı Alevilerde bir beklentiye yol açtı ama Kılıçdaroğlu iktidara geldiği günden bu yana kaç yıl oluyor bütün bu konulardaki beklentiye en ufak bir cevap vermediği tam tersine eski CHP’nin üniter devlet sistemin en bağnaz savunucularından biri oldu. Günümüzde MHP’yle birlikte hareket etmenin mesajlarını veriyor. Yani en gerici en milliyetçi en bağnaz; ne alevi sorununu kabul eden ne Kürt sorununu kabul eden bir partinin simgelerini kullanır bir düzeye geldi. Bunu tartışmak gerekmiyor mu? Toplum Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına gelişi, geliş biçimi ve geldikten sonra izlediği politikaların tümü bugün geldiği nokta itibariyle neyi ifade ettiğini eğer tartışmıyorsa o zaman toplum çok derin bir siyasi bir gözlem içerisinde değildir.  Ya da aydınlar derin bir yaklaşım içerisinde değiller. Bana göre hem CHP gerçeği ortaya çıktığı hem de Kılıçdaroğlu’nun gerçeği ortaya çıkmıştır. Bugün Ak Parti’yle bir yarış içerisine girmiş, bir seçim süreci yaşıyoruz, bu seçim süreci içerisinde neyi vaat ediyor belli değil. Tek bir propagandası vardır; hükümetin hırsızlıkları, yolsuzlukları. Temelinde doğru, hükümetin hırsızlıkları, yolsuzlukları ayyuka çıkmıştır. Bu bilinen bir şeydir. Elbette seçimlerde bunlar teşhir edilmelidir. Peki bunu gönderdiği zaman yerine gelecek olan nedir, ne yapacak? Hiçbir toplumsal soruna cevap olabilecek bir cümle kurmuyor. Bütün seçim propagandaları tek bir şey üzerinde şekillenmiştir. Ak Parti’nin ortaya çıkmış gerçeğini vurgulamak. Bu gerçek zaten ortadadır ama yaptığı propaganda öyle ki hem topluma bir şey vermiyor hem de yapmış olduğu propaganda ile adeta Ak Parti içerisindeki yolsuzlukları meşrulaştıran sonuçlar ortaya çıkıyor. Toplumda bir kanıksamaya yol açıyor. Toplumda nerdeyse Ak Parti’nin hırsızlıklarını meşrulaştıracak bir hoşgörü ortaya çıkarıyor. Yaklaşımıyla oldukça tehlikeli bir pozisyondadır.

YARIN: 17 ARALIK OPERASYONU - AKP CEMAAT KAVGASI

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.