Rıza Altun: HDP PKK'nin kuruluş ideolojisidir

Rıza Altun: HDP PKK'nin kuruluş ideolojisidir

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun’la Türkiye’deki yerel seçim süreci, 2014 Newrozu, Kürt sorunu, çözüm süreci, Ortadoğu ve Kürdistan’a ilişkin birçok konuyu konuştuk.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Rıza Altun, Gazeteci Necip Çapraz’a konuştu. İşte o özel röportajın ikinci bölümü:

AKP CEMAAT KAVGASI SAHTEKARLIKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL

17 Aralık Operasyonu’ndan sonra hükümet cemaat kavgasının geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kavga nereye varacak?

Bu kavga köklü bir kavga. Kavga öncesi durumla ilgili bir tespit yapmak lazım. On yıllık süreç içinde Ak Parti’yle Cemaat bir bütündü. Yani hiçbiri birinden habersiz değillerdi. Bugün bildiğimiz gibi değillerdi. Bugün Tayyip Erdoğan kalkıp bunlar neler yaptı diye sıralarken: Şunu dinlemişler, bunu dinlemişler, bilemem neler yapmışlar derken bunu bilmiyor değildi. Ya da askerleri, KCK’lileri tutukladılar derken bunları bilmiyor değildi. Bunları beraber yaptılar. Şimdi çok kötü bir ittifak oldukları için de birbirlerine güven duymadıkları için de herkes tedbirini almış, kavga günü geldiğinde birbirlerine neler yapacaklarının hazırlığını yapmışlar. Onun için bunların şu anda birbirlerine girdikleri bu durum sahtekarlıktan başka bir şey değildir. Şu kesin; 2000’li yıllardan günümüze kadar yapılan her ne ise Ak Parti ve Cemaat birlikte yaptılar ve birbirlerinden gizledikleri fazla bir şey yoktu. Beraber karar verdiler beraber yaptılar. Şu an mevcut duruma gelinmesi iki açıdan değerlendirilebilir; bir, AK Parti’nin gelmiş olduğu aşamada toplumsal sorunlara ürettiği çözümler bazında değerlendirilebilir. Ortadoğu politikası açısından değerlendirilebilir. Dünya politikası açısından değerlendirilebilir. Bu açıdan bakıldığında mevcut durumda çatlağın nasıl ortaya çıktığını insan daha iyi görebilir. Şunu diyebiliriz; Ak Parti 10 – 15 yıllık bir süreç içerisinde çeşitli aşamalardan geçti. Bu aşamalar oldukça önemlidir. Kendisini umut haline getirdi. Kronik sorunları gündemleştirme konusunda toplumda bir intibaa yarattı. Sorunların üzerine gitmede bir intibaa yarattı. Ama hakimiyetini oluşturduğu oranda da bir devletleşme süreci yaşadı. Öyle bir noktaya geldi ki artık kedi önünde devlet cephesinde bir engel görmediğinde artık Ak Parti kendini devlet ilan etme noktasına geldi. Devletin muhalefetsiz rakipsiz tek bir gücü haline geldi. Bu noktaya geldikten sonra eski imajına ters davranışlar içerisine girdi. Çözüm bekleyen sorunlarını hiçbirini çözme basiretini gösteremedi. Ne toplumsal sorun ne bölgesel sorun ne uluslar arası sorunlara çözüm getiremedi. Uluslar arası sorunlar; Avrupa Birliği sorunu duruyor, Kıbrıs sorunu duruyor, Ege sorunu duruyor birçok benzeri sorun duruyor. Bunlara çözüm getiremedi. Bu yönüyle tıkandı. Bölgesel düzeyde ise son dönemde Arap Baharı diye tabir edilen süreç başladıktan sonra Türkiye’nin politikaları, onu iktidara getiren güçlere ters düşen boyutları ortaya çıkardı. Ak Parti’nin Mısır politikası Mursi’ye yaklaşımı, darbeye yaklaşım politikaları Suriye politikaları ve Filistin politikalara hatta Libya’daki politikası mevcut uluslar arası ilişkilerle de çelişti. İsrail’le olan çelişkiler Mavi Marmara benzeri birçok olaylar bölgesel ve uluslar arası düzeyde de çözülmeyen sorunlara ekstra yeni sorunlar ortaya çıkardı ve adete kendi Ortadoğu’da tek hegemon güç haline getirmenin, İslam tonu ağır basan bir güç haline getirmenin politikalarına yöneldi. Bu anlamıyla da uluslar arası politikalarla çelişti. En vahimi de içerdedir. İçerdeki sorunların hiçbir tanesi de çözülmedi. Belki süreçler başlamış oldu. Kürt sorununda bir çözümünde bir süreç başlatıyoruz denildi ama adı var kendisi yok ortada sürecin. Sürecin kendisi yok, toplumda çözüm beklentisi yaratan ama çözmeye de niyeti olmayan ve çözüme yönelik en ufak bir adım atmayan bir pozisyondadır. Daha önce söyledik Alevi sorununu da çözmedi. İşçinin, emekçinin sorununu da çözmedi. Sosyal, toplumsal sorunları da çözmedi. Sorunlar giderek derinleşti. Sorunlar derinleşip kendini ifade etmeye başlandığında ise Ak Parti’nin gerçek yüzünü, devlet yüzünü göstererek daha çok bastırmayı, tehditleri, şantajı, aşağılamayı esas aldı. Ve öyle bir noktaya geldi ki adeta bir imparatorluk gibi her şey bir kişinin iki dudağının arasından çıkan bir lafa bakmaya başladı. Elbette ki bu birçok kesimi rahatsız ediyor. Ak Parti gelecekte ne yapacağı belli olmayan ilginç bir pozisyona girdi. Tam da bu noktada Cemaat’in pozisyonu önem taşıyor. Cemaat kimdir? Anlatmama gerek yok. Bunlar artık bilinen şeylerdir.

AKP, CHP, MHP VE CEMAAT KİRLİ BİR İTTİFAK İÇİNDELER

Adına ‘Hizmet Hareketi’ diyorlar ama hiçbir zaman hizmet hareketi olmadı her zaman devlet hareketi oldu. Darbeleri savunmuş darbecileri savunmuş her tür şeyi yapmış ve en gidip Amerika’ya yerleşmiş. Bu noktada hem bu sorunlar hem de kendi içindeki iktidar sorunu olarak ortaya çıktı. Önce bunu tespit etmek lazım. O zaman yürütmüş olduğu politikalar ve yaşadığı tıkanıklarla bu noktaya geldi. Cemaat ise birçok gücün taşeronu biçiminde ortaya çıkan bir olgudur. Ortadoğu’da var olan güçle, Amerika’dan, Avrupa’dan birçok lobiye kadar büyük bir kesimin adeta taşeronu olarak ortaya çıkmış bir durumdur. Bu taşeron güç daha önce birçok güçle ittifak halinde zaten paralel devlet olarak örgütlenmiş. Yargıyı ele geçirmiş, devlet bürokrasisi içinde örgütlenmiş, büyük bir güç haline gelmiş. Şimdi bu güç devreye sokuluyor. Bu güç devreye sokulduğu için bu kirli bir savaştır. Gerçekten kirli bir savaştır. Burada şöyle bir blok oluşturuyor; MHP, CHP, Cemaat ve benzeri birçok kesim adını koymasalar da resmi bir ittifak içinde oldukları aşikârdır. Ama bu ittifakın oluşum sürecini eğer iki ay öncesine gidersek birçok kesimin Amerika’ya gidip gelmesiyle görüşmelerle bağlantılı olarak oluşmuş bir ittifak durumu vardır. Bu işte lobilerin çıkarları var, bu işte MHP’nin CHP’nin Cemaat’in çıkarları var, bu işte uluslar arası güçlerin çıkarları var. Bir oluşumdurlar bunlar. Bu devlet katındaki kavganın halkla ilişkisi nedir? Halka ne getirecektir? Bakarsak zaten şimdiye kadar yapılan bir halkı sürekli soyma ve kandırma hareketidir. Yönlendirme hareketidir. İktidar cephesinden batkımız zaman bunlar çok temiz değil. İktidarın zaten bütün pislikleri ortaya çıkmıştır. Sorunlara yaklaşımlarındaki sahtelikle ortaya çıkmış. Bu konuda büyük bir çözümsüzlük yaşamış. Sorunları çözemediği nettir. Biraz umut kırıntıları vardı bunlar da ortadan kalktıktan sonra Ak Parti’nin Türkiye’de Kürdistan’da hızlı bir inişe geçeceği kesindir. Umut nedir? Bugün ki demagojik yaklaşımların yaratmış olduğu umuttur. Kürt sorununa, Alevi sorununa demagojik bir yaklaşım içinde olduğu için biraz umut var. Ama artık bu bıçak sırtında bir umuttur. Bitti bitecek noktasındadır. Yani Aleviler ve Kürtler direk bir tutum içerisine girseler Ak Parti büyük bir çöküş içerisine girecektir artık. Ama baktığımız zaman Ak Parti’nin devletleşmesi, oldukça otoriter, hegemon bir hale gelmesi, yapılan yolsuzluklar, rüşvetler, hırsızlıklar bunların tümünü yan yana getirdiğimizde felaket bir tablo ortaya çıkıyor. Bu cepheden de halka yararlı hiçbir şey yoktur. Ne bu sorunları çözüyor ne de toplumsal sorunları çözüyor. O zaman bu kavga bir anlamda uluslar arası politikaların ve bölge politikalarının bir yansıması olduğu kadar, şimdiye kadar bu güçle tarafından kullanılan bu ittifakın kendi aralarındaki bir kavgadır. Bu kavganın topluma hiçbir yararı yoktur. Bu kavganın sonucunda da toplumun yararına bir iktidar çıkmaz. Bunun ikisini de reddetmek gerekiyor. İkisini de mahkum etmek gerekiyor. Burada yine aynı noktaya geleceğiz. Toplum gerçekten de kendi demokratik muhalefetini kurmak zorundadır. Bunlardan bir beklentiye girmek, bunlardan umutlanmak tam bir gaflet olur. Büyük bir yanılgı olur, herkes için hüsran olur. Ama bu mevcut durum devrimci çıkışın, demokratik bir çıkışın devrimci ve demokratik değişimin de potansiyellerini kendi içerisinde taşıyor. O zaman bu mevcut durumu doğru ortaya koyup kim haklı kim haksız gibi bir bakış açısından kendisini kurtarıp, bu kirli ittifakın on yıllık geçmişini bilince çıkarmak, bu kirli ittifakın ortaya çıkarmış olduğu kavganın uluslar arası bölgesel boyutunu çok iyi görüp bunun tümüne  karşı bir mücadele yürütmek gerekiyor. Bunun için halkın kendi alternatifini yaratması gerekiyor.

HÜDA-PAR AKP DESTEKLİDİR

Adı faili meçhul cinayetlerle anılan Hizbullah’ın zaman içinde evrilerek, önce Mustazaf-Der sonra Hüda-Par adıyla İslami – Kürdi bir kimlikle Kürtler arasında örgütlenmeye başladı. Sizce Hüda-Par nedir? Neyi amaçlıyor?

Eski Hizbullah’a girmenin bir anlamı yok. Geçmişteki Hizbullah’la bağlantılı bir oluşumdur. Geçmişteki Hüzbullah’ın kendi döneminde MİT’le ilişkileri, istihbaratla ilişkileri, JİTEM’le ilişkileri, bunlar açıklandı. Toplu mezarlar gerçeği her şeyi açıkladı. İran bağlantıları ortaya çıktı. Bu anlamıyla çok ele avuca gelecek bir oluşum değil. Hizbullah toplumda karşılığı olan bir beklentiye yönelik bir çıkış değil. Yani İran bağlantısıyla ve devlet bağlantısıyla değerlendirilmesi gerekir. İran bağlantısıyla Türkiye’de bir şey yapmanın İran uzantısı ama devlet bağlantısıyla Kürtlerin mücadelesini bastırma, faili meçhullerde bunları kullanma gibi bir politika izlendi. Bunlara karşı yapılan operasyondan sonra bunların yaşamış olduğu bir değişim süreci var. Bugün ki Hüda-Par’ın ortaya çıkışıdır. Hüda-Par’ın geçmişi bir bütün olarak sahiplenmemesi onun bu gerçeğini değiştirmez. Yani hiç kimse çıkıp Hizbullah’ın faili meçhullerini toplu mezarlarını üstlenemez.

Şimdi Hüda-Par’ın bunu eleştirmesi gerçekten özden bir yaklaşım mıdır yoksa zaten kabul edemeyeceği gerçeğe bir vurgu mudur? Orası bir tartışma konusudur. Ama şimdi baktığımız zaman mevcut duruşu ve potansiyeli değerlendirmeye değer. Bi sefer oldukça saldırgan oldukça agresif oldukça provokatif yaklaşımları var. Son dönemlerde Kürdistan’da birçok yerde Kızıltepe’de Lice’deki olaylar var. Bu olaylara baktığın zaman ortaya belli bir provokasyon istediğini anlıyoruz. Bu durumdan Hizbullah’ın çok değişmediği sonucunu çıkarabiliriz. Aynı zamanda da bunların bu yaklaşımına karşı sessiz kalan bir devlet olgusu da var. O zaman geçmişte devlet nasıl ki faili meçhullerde bunları kullandıysa mevcut devlet ve iktidar partisi yeni süreçte bunlara yeni misyon yükleyerek tekrar kullanmak istiyor. Yani durup dururken tam da bu zamanlarda Kürdistan’da Hüda-Par’ın böyle bir oluşum içerisine girmesi, kendisini yüzeye vurması Kürtler açısından değerlendirmeye değer bir durumdur. Kürtlerin, tam da çözüm sürecinde birlik beraberlik ruhuyla hareket etmesi gerekirken ve özellikle de Önderlik bu konuda herkese çağrı yaparken herkesin demokratik olarak kendisini ifade etme örgütleme hakkının korunması temelinde Kürtlerin birliğini çağrıştırdığı halde Hüda-Par’ın böyle ortaya çıkması hem de popüler bir biçimde ortaya çıkması bir destek görmesi devlet destekli bir durumu da ifade ediyor. Neticede Ak Parti’nin bunu yaptığını düşünüyorum ben. AKP Hüda-Par’ı destekleyerek adeta Kürt birliğini dinamitlediği kadar aynı zamanda Kürtler arasında suni bir çelişki yaratarak çatışama potansiyelini canlı tutuyor. Ve böylece Önderliğin geliştirmek istediği Kürt birliği politikasına darbe vurmak istiyor. Seçimlerde ise bunun sonuçlarının rantını elde etmek istiyor. Bizim daha önce çağrılarımız vardır. Biz kim ne düşünüyor kim hangi dini savunuyor kimin ibadeti nedir biz bununla uğraşmıyoruz. Biz daha çok demokrasinin temel esasları üzerinde oluşacak birliklerle mücadele etmekten yanayız. Eğer söz konusu Kürtlerse, Kürtlerin Kürt sorununun çözülmesi temelinde demokratik birliğinden yanayız o zaman Hüda-Par da gelip kendini rahatlıkla ifade edebilirdi.  Ama buna gelmemişler. Buna gelmediği gibi aldığı destekle, devlet icazeti ile Ak Parti desteği ile süreci sürekli zorlayan seçim sürecini de provoke eden bir tutum içerisindedir. Bu net olarak ortaya çıktı. Kürt siyasetçileri de bu gerçeği artık açık açık görüyorlar. Bu konu da herkesin elbette ki uyarıları vardır.

HDP PKK’NİN BAŞLANGIÇ İDEOLOJİSİDİR

Doğu’da BDP Batı’da HDP ile seçime girilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? HDP halklara neyi vaat ediyor? Başarması için neler yapması lazım?

Biz HDP politikasını önemsiyoruz. Mücadelemizin başından günümüze kadar bizim Kürtleri marjinal temelde yalnızlaştırarak bir mücadele yürütmek politikamız olmadı hiç. Biz başından beri bölge halklarından kopuk Türkiye halklarından kopuk bir mücadelenin tek ayaklı olacağını düşündük. Ama son geliştirdiğimiz paradigma var. Bu paradigma çok önemlidir. Son paradigmamız halklar arasındaki birliği temel alan bir paradigmadır. Buradaki demokrasi ve demokratik birlik çok önemlidir. Bizim kırk yıllık mücadele süresince sürekli sanki biz milliyetçi bir bakış açısıyla sadece Kürtleri temel alan bir kimlik atfedildi bize. Bu bizim açılımımızı hep engelledi. Bizim düşüncelerimizin açılımını engelledi. Politikamız böyle olmamasına rağmen. Biz hep Kürdistan’da sınırlı kaldık. Hatta sadece Kuzey Kürdistan ile sınırlı kalma tehlikesiyle karşı karşıya kaldık. Bu bir handikap oluşturuyor. Sürekli içeri büzülmüş Kürtler kendi mücadelesini verip tek başına devletle mücadele veren bir pozisyondayken, karşı tarafta faşist, ırkçı, şoven bir toplum ortaya çıkıyor. Bir bölünme ortaya çıkıyor. Bu Kürlerin kabul edeceği bir durum değildir. Hem demokrasi açısından  kabul edilebilir değildir hem de mücadele gerçeğinin kabul edeceği bir durum değildir. O zaman bu mevcut durumu aşmamış gerekiyor. HADEP gibi partiler Türkiye partisi olamyı defalarca denediler ama var olan engelleri aşamadılar. Türkiye’de örgütlenmesine izin vermediler. Türkiye’de propaganda yapmasına izin vermediler. Hep marjinal konumda tuttular. Biraz açılım göstermeye başladığında baskı uyguladılar tutukladılar. Bunu yapmak istemediği yerlerde ise sivil milliyetçi, faşist kesimleri harekete geçirdiler. Neticede bugün de yaşıyoruz. Kürtleri hep Kürdistan’a mahkum etmeye çalıştılar. Yani mücadelenin Türkiye’ye yansımana izin vermediler. HDP-HDK projesi Kürt halkıyla Türk halkının demokratik birlik projesidir. Gerçekten de PKK’nin ortaya çıkışında PKK’nin ruhunu ifade eden durumdur. Yani paradigmadan sonra değil PKK’nin ortaya çıkış ruhunu ifade ediyor. Baktığımız zaman Türkiye’de mevcut siyasi gerçekten de çok elverişli. Bir demokrasi cephesinin oluşması halinde ve bunu temsil eden bir partinin olması halinde gerçekten de hem muazzam birliklerin kurulabileceği hem muazzam demokrasi mücadelesinin verilebileceği bir ortam ortaya çıkar. Bunun ilk adımları atıldı ve karşılık buldu. Önderlik bu öneriyi ilk geliştirdiğinde, toplumda tartışıldı ve kısa bir süre içerisinde bir oluşum düzeyinde kendini ortaya çıkardı. Kısa süre içerisinde kongreleşti, partileşti. Çok geniş kesimleri kapsamadı ama bir başlangıç olarak da küçümsenecek bir çıkış değildir. Bugün baktığımız zaman gerçekten de Türkiye’de gerçek anlamda demokrasi söylemini ifade eden tek partidir. Devlete, iktidar partisine, muhalefete yaklaşımıyla gerçek anlamda demokratik eleştiriler yapan gerçek yüzlerini ortaya koyan demokratik seçeneklerle kendi toplum projelerini ortaya koyan belli bir düzey yakaladılar. Bu durum toplumda belli bir karşılık yaratıyor. Toplumun farklı kesimleri mevcut durumu sorguluyorlar. Böyle bir yapılanma kendi ayakları üzerinde durmayı becerirse politikayı biraz geliştirmeyi becerirse Türkiye toplumunda Kürdistan toplumun büyük bir katılımın olacığının umutlarını ortaya çıkarmıştır. Bence bunu küçümsememek gerekiyor. Ve adı bellidir Kürt ve Türk halklarının demokratik birlik oluşumudur. Ve bir demokrasi cephesidir. Bütün toplumsal sorunları çözmede iddialı herkesin kendisini özgürce ifade ettiği parti konumundadır. BDP ise Kürdistan’da belli bir çizginin varlığıdır. 40 yıllık mücadelede isimler sürekli değişse de bir legal parti geleneği vardı. Bu legal parti geleneği esastan hiçbir zaman tekçi değildi. Sadece Kürdistani değildi. Temelde demokrasi mücadelesi vardı ama dediğim gibi bunu ifade edemedi. Öyle bir algı oluştu ki toplumda adete Kürdistan topraklarından çıkan parti Kürt partisidir algısı oluşturdu.  Devlet bu şansı vermedi düzen partileri, şoven, milliyetçi Türk kesimi bu şansı vermedi. Aynı şeyi bugün HDP’ye de yapıyorlar. HDP açık açık bir Türkiye partisi, demokrasi partisi olmasına rağmen Türkiye’de seçim büroları açamayacak durumdadır. İşte son gelişen olayları biliyorsunuz. Daha önce BDP geleneğine bu linç olayı uygulandı ama bütün baskılara rağmen bir düzey tutturdu. Kürdistan’da belli bir kitlenin temsilcisi haline geldi ve bugün de çok önemli bir konumdadır. Kürt temelli bir parti olarak BDP’nin varlığını kimse reddedemez. Genel hareketle birlikte kendi rolünü oynuyor ve oynamaya devam edecektir. Ama Türkiye’de demokrasi mücadelesi içerisinde biz bu dar sınırlar içerisinde kalamayız.  Daha geniş bir yelpazede bu demokrasi mücadelesini yürütmek zorundayız. Bu demokrasi mücadelesi Kürdistan ve Türkiye’yi de kapsayan, Kürt ve Türk halklarının birliğini kapsayan ama gerçekten de devleti hedef alan demokrasiyi geliştirmeyi hedef alan bir parti oluşumuna ihtiyaç vardı. Onun için de bugün HDP iddialı bir pozisyondadır. HDP’nin gelişmesi için çok çaba sarf etmek gerekiyor. Özellikle Türkiye ve Kürdistan halklarının sorunlarına çözüm olabilecek bir perspektife, bir çözüm gücüne ulaşması oldukça önemlidir.

KADIN VE GENÇLER HAREKETİN MOTOR GÜCÜDÜR

Kürt siyasetinde genç ve eğitimli insanlara yeterince yer verildiğini düşünüyor musunuz? Sayın Öcalan’ın Newroz Deklarasyonu’nda da ‘Hareketimiz gençliğini sürekli korumuştur’ anlamında ifadeler geçti. Özellikle bu son seçimlerde gençlere yeterince yer verildi mi?

Bizim hareketimiz açısından gençlik ve kadın önemli. Demokrasi mücadelesinde gençliğe ve kadına biçtiğimiz bir misyon var. Gençliğin ve kadının öncü kılınmadığı bir mücadelenin doğru gelişmesi mümkün değildir. Bizim bu konuda hareket olarak bakış açımız son derece nettir. Kadın özgürlüğü ve kadın özgürlük mücadelesi, toplum özgürlüğü ve toplumda gençliğin oynaması gereken rol biz de çok stratejik bir yaklaşımdır. Bu açıdan gençliğe bu önemi sürekli atfettik. Bu anlamda Önderliğin söylediği bir gerçektir. Bu hareket ortaya çıktığında gençlerden oluşuyordu. 40 yıldır bu savaşı yürütüyoruz ve temelimiz gençliktir. Bugün ki seçimler içerisinde kadın ve gençliğin gerçekten de öncü pozisyonda mevzilenmesine oldukça dikkat ediliyor. Türkiye ve Kürdistan’da bir eş başkanlık sistemi gelişti. Bir yanıyla eş başkanlık sistemi siyasi bir durumdur ama diğer yanıyla baktığınız zaman ideolojik bir durumdur. İdeolojik olması kadın özgürlüğü ile bağlantılıdır. 5 bin yıllık bir kadın köleliği vardır. Bu köleliğe karşı bir duruşu ifade eder.  Kadın köleliğini kabul etmeyen bir eğilim ortaya çıkmıştır. Bunun toplumda ve politikadaki karşılığının da ortaya çıkması gerekir. O zaman eş başkanlık bunun en gelişmiş bir ifadesidir. Toplumda bir çok yerde kadın hareketleri kadın örgütlenmeleri oluşturulmuştur. Bu çok yaygınlaşıyor da. Bir de kadının siyasetteki yeri artık en az erkek kadardır. O zaman ideolojik bir yaklaşım ve politik bir eşitlik noktası yakalanmıştır burada. Öyle ki eş başkanlık Türk toplumunu derinden etkileyen bir durumdur. Türkiye’de hükümeti bile etkileyen devleti bile etkileyen onu zorlayan bir politika oldu. Bu konuda yasalar çıkarmak zorunda kaldılar. Büyük bir demokrasi mücadelesinin motor gücü olarak çalışıyor bu güç. Sürükleyicidir ve bunun Ortadoğu’da da dünya çapında da fonksiyonu var oraya kadar da yansıyor bu hareket. Benzeri bir durum gençlik için de geçerlidir. Diyarbakır Newrozu kutlanırken ben haberlerde dinledim konuşan bütün spikerler büyük bir gençliğin olduğunu söyledi. Herkes şu noktaya geldi: Bu Newroz’a damgasını vuran gençliktir. Bunu değerlendirirsek gençliğin hem çözüm sürecinde oynadığı rol hem önderlik karşısında almış olduğu pozisyon hem de Newroz’u örgütlemede ve organize etmede oynamış olduğu rol göz önüne alındığında; gençlik şu an da yaratılan değerlerin yaratıcı gücüdür. BDP’nin gençliğinden 10 bin kişi Newroz’un güvenliğini sağlıyor. 10 bin genç bir güvenlik şeridi oluşturmuş. Gençlik gerçekten de devrimin temel gücü rolünü oynuyor. Gerillada oynuyor, toplumsal demokrasi mücadelesinde oynuyor, demokrasi eylemliklerinde oynuyor, siyasette rolünü oynuyor.

Kültür de yeterince oynuyorlar mı?

Diyelim ki seçim sürecinde adaylar konusunda kültür konusunda acaba rolünü ne kadar oynuyor. Tabi bunlar tartışılabilir ama belli ölçülerde yaş ortalamasına baktığınız zaman çok geri bir durumu ifade etmiyor. Gençliğin bu seçim süreçlerine girme konusunda çok acele etmeyebilir. 18 – 20 yaşında siyaset biraz ağır bir iştir. Belki bu konuda çok düzeyde kadın kadar kendini ifade edemeyebilir ama önemli olan bir toplumsal dinamik oluşturmada oynamış olduğu roldür. Bugün kendisi direk aday olmasa da Kürdistan’da seçilecek bütün adayların kaderini belirleyecek temel güç gençliktir. Seçici bir güçtür ama kendisini de belirli düzeylerde yaratmıştır. Kültür alanında da daha ileri düzeyde olması gerekir ama o alanlarda da rol oynuyor. Yani bugün Kürt sanatından Kürt müziğinde belirli alanlarda yeni gelişmeler dikkat edilirse hep gençliğin ürettiği gelişmelerdir. Gençlik bu anlamda gerçekten de rolünü oynuyor diye düşünüyorum ben.

AKP BEKLENTİ YARATMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY YAPMIYOR

30 Mart Seçimlerinden sonra AKP Hükümetinden beklentileriniz nelerdir? Hangi adımları atmasını bekliyorsunuz?

Biz Önderliği esas alırız. Biz başından beri zaten Ak Parti’yi esas almadık kendimize. Ve Eş Başkanlığımız bu konularda açıklama yapıyor. Bizde müzakere yapacak tek güç Önderliğimizdir baş müzakereci olarak belirledik. Onun için de Önderliğimizin alacağı kararlar belirleyicidir dedik. Temel prensibimiz budur. Bizim için önemli olan Önderlik ve biziz. Buna göre hareket ederiz. Ak Parti ise muhatabımızdır. Bu iki deklarasyon arası süreçte elbette ki Ak Parti’den bazı beklentiler vardı. O deklarasyonlar boş şeyler değildi. Tek taraflı ateşkes diye bir şey yoktu. Güçlerin tek taraflı geri çekilmesi diye bir şey yoktu. Bunların hepsinin karşılığı vardı. Hiç kimse durduğu yerde karşılıksız bu adımları atacak değil herhalde. Bunun karşılığının olduğu da üstü kapalı da olsa basına yansıdı.  Ak Parti bu karşılıkların hiçbirine cevap olamadı. Mesela yeni bir anayasa, Kürt sorunun çözümünde temel bir noktaydı. Bakıyoruz yeni anayasanın oluşumunda başvurduğu yöntem ya da metot başlı başına bir sorundur. Yani AKP, MHP, CHP ve BDP’nin birleşerek bir anayasa oluşturması mümkün müdür? Değildir. Devlet sistemi içerisinde yer alan partilerden demokratik bir anayasa çıkar mı çıkmaz mı? Bu başlı başına bir tartışma konusudur. Demokratik anayasayı oluşturmaya partilerden başlamak yanlış bir metottur. Demokrasiyi geliştirmez böyle bir yaklaşım. İkincisi ise bunlar ideolojik olarak yan yana duracak partiler değil. Bunlardan ortak bir anayasa hiç çıkmaz. O zaman hem metot olarak işi baştan çıkmaza soktu hem de anayasayı yapacaklar diye yan yana getirdiği güçler anayasayı yapmayacaklarını başında teyit etti. Yaşanan süreç ne oldu senelere yayılan anayasa görüşmeleri toplumu hop indirdi hop kaldırdı dağ fare doğurdu. Hiçbir şey çıkmadı. Ondan sonrabugün anayasadan hiç söz edilmiyor. Halbuki temel sorun bu. Önderlik Kürt sorunun çözümü anayasal bir süreçtir diye tanımladı. Bu olmadı. İkincisi bir takım yasal değişikliklerin olması gerekiyordu. Karşılıklı bir takım yükümlülükler vardır. KCK tutuklularının, hasta tutsakların bırakılması, Kürt sorununu çözümünde ön açıcı bir takım yasaların çıkarılması gibi bir çok şeyin yapılması gerekiyordu. Dikkat edilirse bunların hiçbir tanesi yapılmadı. Ergenekon tutukluları tümü bırakıldı ama KCK’liler bırakılmıyor. En tehlikeli denilen Ergenekoncular bırakıldı ama hasta tutsaklar bırakılmıyor. Benzeri yasalar vardır Ergenekon’a uygulanıyor ama KCK tutuklularına uygulanmıyor. Ne Kürt sorununu önünü açan yasalar oluşturuldu ne de kabul edilmeyecek uygulamalar ortadan kaldırıldı. Öyle bir noktaya geldi ki, devletin bu sorunu çözmek konusunda projesi nedir diye sorduğunda ortada hiçbir şey yok.    Tek taraflı biz Kürt sorunu çözeceğiz. Terörü bitireceğiz dışında bir ibare kullanılmıyor. En azından bir konsept ortaya konulmalı. Kürt sorununu böyle çözeceğiz diye bir hükümet yaklaşımı yoktur. AK Parti yaklaşımı yoktur. Ak Parti hiçbir yükümlülüğü yerine getirmediği gibi bu sorunun çözüleceğine dair umut veren beklenti yaratan yaklaşımı da yoktur. Hep tek taraflı kendine dayalı bir çözüm. Ben çözerim gibi bir yaklaşım söz konusudur. Bu şu noktaya geldi: Kürtleri sürekli sorunun çözüleceği noktasında beklentide tutmak zamana yaymak yozlaştırmak ve bu arada bir takım değişikliklerle devlete entegre etmek gibi bir yaklaşım içindedir. 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.