"Otokratın keyfi" hukuk olunca

"Otokratın keyfi" hukuk olunca

'Mahkeme, AİHM kararını uygulamama gerekçesi olarak “kararın kesinleşmediğini” söylüyor, üç satır sonra fikir değiştirip, bunun bir de Adalet Bakanlığı’na sorulmasını istiyor.'

Mehmet Y. Yılmaz / T24

AİHM kararına rağmen Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmamasına şaşıran var mı?
Zannetmiyorum ki artık aramızda bu tür işlere şaşıran, “nasıl olur canım” diyen birileri kalmış olsun.
Cumhurbaşkanı “biz de kendi tedbirimizi alırız” dedikten sonra, yerel mahkemenin başka bir karar verebilmesi mümkün değildi çünkü.
Bu kış kıyamette kim görev yeri değişikliği ister ki yargıçlar istesin?
Çocukların okulu var, hanımın altın günü filan!
“Hukuk devleti” zaten uzunca bir süredir “guguk devleti” olmuş durumda.
Kendi Anayasa Mahkemesi kararını sallamayan, Avrupa’nın bir ucundaki mahkemenin kararını sallar mı?
Ancak bütün bunlara rağmen yine de mahkemenin kendisini biraz daha ciddiye almasını beklemek gibi bir hakkımızın hala olduğunu düşünüyorum.
Mahkeme, AİHM kararını uygulamama gerekçesi olarak “kararın kesinleşmediğini” söylüyor, üç satır sonra fikir değiştirip, bunun bir de Adalet Bakanlığı’na sorulmasını istiyor.
Koskoca ağır ceza yargıçları açıp iki satır okuyup, buna kendileri karar veremiyorlar mı, merak ettim.
“Bilirkişi” uygulamasının artık neredeyse yargıcın yerine geçtiğinden yakınıyorduk. Artık bakın, yargıçlar bir mahkeme kararının ne zaman kesinleşmiş olacağını bile bilirkişiye soruyorlar!
Üstelik buradaki “bilirkişi”,  söz konusu davada Türkiye’nin savunmasını hazırlayan bakanlık.
Gelin Ziya Paşa’yı rahmetle analım:
“Kadı ola davacı ve muhzır dahi şahit / ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet...” 
Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılarak, hapse atılması siyasi bir karardı.
Mahkemenin yargılama boyunca tavrı da siyasi oldu.
Şimdi siyasi bir adım daha atıp, karara uymuyorlar, deyim yerindeyse topu taca atıyorlar.
Yapmaları gereken Selahattin Demirtaş’ı tutuksuz yargılamaya devam etmek olmalıydı.
Hukuk tarihi, hukukun siyasi amaçlarla kullanıldığının örnekleriyle dolu ama bunlar, hukukçuların daha sonra içinde yer almakla övünebilecekleri örnekler olmadı.
Hitler, Mussolini, Salazar, Franco, Stalin devletlerinde hukuk, otokratın keyfi demekti.
Bu kararlar, ileride gururla hatırlayabileceğiniz kararlar olmayacak.

Bol bol Fatiha oku, çok sevap kazan

Adana Aladağ’da 11’i öğrenci 13 kişinin yanarak hayatını kaybettiği “tarikat yurdu” ile ilgili davada artık tutuklu bir sanık kalmadı.
Biliyorsunuz bizim mahkemelerimiz için tutuksuz yargılama esastır. Deliller toplandıysa, karartılma ihtimali yoksa, tanıklar üzerine baskı kurulamayacak ise sanıklar tutuksuz olarak yargılanabiliyorlar.
Tabii otokratın işaret ettiği sanıklar hariç olmak şartıyla!
Neyse, konumuz bu değil:
Geçen gün bu facianın ikinci yıl dönümü vardı. Acılı aileler Meclis’e geldiler ve “adalet” istediler.
CHP de bir soruşturma önergesi verdi, öğrenci yurt ve pansiyonlarının durumları incelensin, bir daha bu tür facialar yaşanmasın diye.
AKP’li Osman Mesten, bu önergenin AKP – MHP koalisyonu tarafından reddedilmesi sırasında şunu söyledi:
“Bugün neredeyse 19 milyona yaklaşan orta öğrenim öğrencisine sahibiz. Bu kadar öğrencinin olduğu bir yerde zaman zaman beklemediğimiz hadiseler, müessif hadiseler olabilir. Bu konu üzerinde Meclis araştırması açılmasına gerek yok.”
Mantık ortada: Zaten çok öğrenci var, birazı yansa, yıkılan yurdun altında kalsa üzülürüz tabii ama şimdi iş çıkarmayalım!
Aladağ’daki yangından tam bir yıl önce Diyarbakır Kulp’ta bir yatılı Kuran Kursu yanmış ve 6 çocuk hayatını kaybetmişti.
Eğer Meclis, o gün görevinin bilincinde olarak hareket edip, bütün yurtları inceleme altına alsaydı, Aladağ’da kömür olan kız çocukları bugün yaşıyor olabilirlerdi.
Medeni ülkelerde böyle oluyor. Bir felaket yaşandığı zaman, bu daha sonra başkalarına yol açmaması için bir uyarı oluyor, önlemler alınıyor.
Medeni olmayan ülkelerde de bizimki gibi oluyor.
Neredeyse her yıl bir yurt yanıyor, ölenlerin arkasından Fatiha okuyanlar da sevap kazanıyor!

aladag.jpg

Bir az gelişmiş ülke komedisi, ama gülmeyin

Mısır’da uçaktan havaalanının fotoğraflarını çeken Mısır asıllı Birleşik Krallık vatandaşı Muhammed Abdulkasem tutuklandı.
Mısır basınına yansıyan haberlere göre genç adamın cep telefonundan havaalanındaki askeri uçakların fotoğraflarını çektiği de anlaşılmış.
Tipik bir az gelişmiş ülke komedisi. Ama gülmeyin, sizin de başınıza, bu memlekette gelebilir.
Mısır sanki kendi uçaklarını yapıyor da dünya kaç tane uçağı olduğunu bilmiyor.
Vikipedi bile biliyor ne kadar uçağa – silaha sahip olduklarını.
38 Patrior füze sistemi, 21 adet SA 6 füze sistemi, 16 tane S300 füze sistemi, 46 saldırı helikopteri, 255 helikopter, 1333 uçak, 336 avcı uçağı... Liste sürüp gidiyor.
Yani havaalanına inip – kalkan sivil uçaklardan fotoğraf çekmeye gerek yok. Her şey açık, tepemizden geçen uydular gün boyu her şeyin fotoğrafını en ince ayrıntısına kadar çekiyor.
Bizde de askeri bölgelerden geçenler görmüştür, “Askeri Bölge – Fotoğraf Çekmek Yasak” tabelalarını.
İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma talimnamelerin gereğidir bunlar.
Şimdi orada çekilecek iki kare fotoğraftan daha ayrıntılısını askeri – sivil uydulardan elde edebilmenin mümkün olduğunu Mısırlı yetkililer bilmiyor olabilir mi?
Elbette biliyorlar.
Ama “kapalı rejim” olmanın gereklerinden biri de budur işte.
Vatandaşları atacakları en küçük bir yanlış adımın bile hapishanede biteceği duygusu içinde yaşatırlar ki kimse kendisine çizilen sınırların dışına çıkamasın.
Bizdeki “adli – polisiye” yöntemlerin nedeni de budur.
Telefonla çağrılsa ifade vermeye gidecek insanları sabaha karşı polis marifetiyle toplamak, en küçük bir protestoya katılanı terör örgütü üyesi suçuyla yargılamaya başlamak gibi!
Rejimler temel karakterlerini böyle ortaya koyarlar.
Otokrat yönetiminde bir kapalı rejimde yaşıyorsanız, cep telefonundaki askeri uçak fotoğrafı hapse girmenize yeter.
Akıllı olun!

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.