1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Oslo'da 'Barış'; Irak'ta 'Savaş' konuşmak
Oslo'da 'Barış'; Irak'ta 'Savaş' konuşmak

Oslo'da 'Barış'; Irak'ta 'Savaş' konuşmak

Irak'ta ABD ve İran isimleri öne çıkarken, Türkiye'nin yıldızının sönmekte olduğunu Oslo'dan kolayca görebiliyoruz.

A+A-

CENGİZ ÇANDAR / RADİKAL

Tipik bir İskandinavya köşesi. Yemyeşil bir ortam. Çok yakınına gelmeden, içinde toplantı salonlarıyla, 100 küsur kişiyi ağırlayabilecek bir otel kompleksi olduğu anlaşılamayacak bir mekan. İngilizce’de “Retreat” olarak adlandırılan, “gözden ırak çekilen yer” anlamındaki bir mekân. 

Başkent Oslo’ya yarım saat kadar uzaklıktayız. Binanın önünde, Norveç Dışişleri Bakanlığı yetkililerine soruyorum, “Gizli barış görüşmelerini yaptırdığınız yer burası mı?” 

- "Bir tanesi"… 

Yani, şu ünlü Filistin-İsrail doğrudan barış görüşmelerinin ilk kez yapıldığı, Yasir Arafat ile birlikte Yitzhak Rabin ve Şimon Peres’e, Nobel Barış Ödülü’nü getiren “Oslo Süreci” burada mı gerçekleşti? 

Norveç dışişleri yetkilileri, şöyle bir düşünüyorlar. “O burada değildi galiba” diyor biri; “Bizim ‘Devlet’ ile PKK arasındaki görüşmeler?” diye sorumu yeniliyorum. “Hayır. O burada değildi” cevabı geliyor, hiç duraksamadan. 

Ama burası, bu yıl 12’cisi yapılan “Oslo Forumu”nun yeri. Bu yıl da birçok yıl olduğu gibi eski ABD Başkanı Jimmy Carter ile eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan var. 150 civarında insan dünyanın çeşitli köşelerinden gelmişler. 

Aralarında ömrünün on yılı hapishanede geçmiş, Kolombiya dağlarının eski komutanlarından, Filipinler İslami Kurtuluş Cephesi’nin liderine silahlı mücadeleden geçmiş savaşçılar, siyah Afrika ülkeleri ordu komutanlarından, Batılı barış süreci uzmanlarına, devlet adamlarından Üçüncü Dünya sivil toplum ve insan hakları aktivistlerine yayılan, geniş bir uluslar ve sorunlar coğrafyasından insanlar. 

“Uluslararası barış ve çözüm uzmanları ile teknisyenleri”ni biraraya getiren toplantılar dizisinin resmi adı, “Oslo Forum-Network of Mediators” yani “Oslo Forumu- Arabulucular İlişki Ağı”. Norveç Dışişleri Bakanı Borge Brende, açılış konuşmasında “Barış Yapımı Evreni’ne hoşgeldiniz” diye selamları katılanları. İlk akşam yemeği konuşmasına ise, katılanlar için, “Arabulucular, Müzakereciler, Barışseverler” sıfatlarını kullanarak, başladı. 

“Oslo Forumu”, varoluş gerekçesini “Üst düzey üçüncü taraflar, çatışma arabulucuları ve barış süreçlerinin diğer anahtar aktörlerinin, aralarında tecrübe alışverişi yapmaları, barışın önündeki tehditleri belirlemeleri ve kendi ve başkalarının pratikleri üzerinde düşünmeleri için özgün bir fırsat” olarak tanımlıyor. 

Hava, Oslo’da gece yarısına doğru kararıyor. Gece yarısından biraz sonra yeniden aydınlanıyor. Kış ayları ise tam tersi. Hep karanlık. Şimdilerde hep aydınlık. 

Anlaşılan, bu özellikleri, Dışişleri Bakanı’nın söylediği gibi “büyük güç, bölge gücü vs. olmak gibi iddialarının bulunmaması”nın yanısıra, Norveç’i, uluslararası barış girişmelerinde inisyatif almak ve barış ve çözüm amaçlı müzakerelere ev sahipliği yapmak için ideal bir yer haline getirmiş. 

Geçen yıl olduğu gibi Suriye ve Kolombiya yine Oslo Forumu’nda özel yer tutuyor. Bu yıl buna eklenen Güney Sudan’daki durum var. Ama, bu yılın üzerinde yoğunlaşılan “konu başlıkları” arasında en öne çıkanı Irak ve tabii ki IŞİD... 

Türkiye’deki “çözüm süreci” sorusunu duyar gibiyim. Oslo’da böyle bir konu yok. Zaten, Türkiye’deki “süreç”teki iktidar kanadı, “üçüncü taraf”tan uzak durduğunu ısrarla vurgulamıştı. Türkiye’nin Oslo’da gündeme geldiği yerler var ama Türkiye’deki “çözüm süreci” Oslo Forumu-2014’ün gündeminde yok. 

Oslo’da özel yer tutan Irak ve IŞİD konusuna gelirsek, temel soruyu soralım: Irak’ta bir “bölgesel savaş”a ya da “ABD’nin askeri müdahalesi”ne mi gidiyoruz? Irak, IŞİD’in bombalanması için ABD’ye açıktan ve resmen başvurdu. 

Cevabı “açık kaynaklar”dan verelim: The Independent gazetesi dün kendi “özel haberi”ne yer vererek şöyle yazdı: “ABD, üstü düzey Irak yetkililerine, Sünni aşırıların ilerlemesinin durdurulması amacıyla askeri müdahalede bulunması için, Başbakan Nuri el-Maliki’nin görevinden ayrılması gerektiğini söyledi… Amerikalılar, Sünniler ile Şiiler arasında, Maliki ülkenin lideri olmaktan vazgeçene kadar ulusal bir uzlaşma olamayacağına inanıyorlar.” 

Maliki, 2006’da Amerikan desteği ile gelmişti. Şimdi “İran nüfuzu” altında görülüyor. İşin ilginç tarafı, İranlılar, şu sırada Maliki konusunda kararsızlar. The Independent haberi şöyle devam ediyor: 

“İran yönetimi, Irak’ta Şii hakimiyeti ve İran gücünün sulandığını görüyor ve Maliki’yi desteklemeye devam etmek ya da desteği çekmek konusunda bölünmüş durumda. İranlı komutanlar Irak ordusunun merkezi yönetimini üstlendiler ama Iraklı politikacılar, İran’ın, Bağdat’taki hükümeti krizden kurtarmak konusunda esaslı bir plana sahip olduğuna inanmıyorlar.” 

Bununla birlikte, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “büyük İran ulusunun Şii kutsal mekanlarını korumakta tereddüt etmeyeceğini” açıkladı. Bunlar, cephede Samarra’da başlıyor; Bağdat’ın bitişiğindeki Kazimiyye’yi ve Kerbela ile Necef’I kapsıyor. 
IŞİD’in oralara kadar inecek gücü var mı? Şüpheli. 

Bu arada, “Irak’ta bugüne neden ve nasıl gelindi; bundan sonra nasıl ilerlenmeli” konusunda hararetli tartışma var ama “konsansüs” yok. 
Financial Times’da Gideon Rachman’ın yazı başlığı “Batı, Irak bilmecesini savaşla çözemez” idi. Yazısında, ABD’nin 2003’teki Irak işgalinin ülkeyi bugün parçalanmış, kanlı bir karmaşa ve yükselen İslamcılık içinde bıraktığını ileri sürenlere atıf yapıyor ama “ironi ile” şu durumu kaydetmeyi de ihmal etmiyor: 

“Buna karşılık, Batı , Suriye’ye müdahale etmedi ve bu ülkede parçalanmış, kanlı bir karmaşa ve yükselen İslamcılık içinde. Bütün bunlardan bir sonuç çıkartmak isteyen siyasi karar vericiye acıyın. Şimdiki dürtü, Moskova , Beijing ve Tel Aviv’de geçerli olan cinsten, soğukkanlı gerçekçilik yönünde. Onlar bu durumlarda şunu söylüyorlar: ‘Bizim ulusal çıkarımız nerededir?” 

Buna karşılık, Roger Cohen, NYT’da, FT’nin Rachman’ı ile aynı referanslardan yola çıkıyor. 

“Sol, günahı, Başkan Bush’a ve 2003’te cani diktatör Saddam Hüseyin’i devirerek Irak devletini yıkan Amerikan işgaline yüklüyor. Eğer bu olmasaydı, IŞİD fanatikleri bugün Bağdat kapılarının eşiğinde bulunmayacaklardı. Yanlış diyor buna sağ. Ona göre, günah, Irak’ı terörizme karşı bir yapılanma bırakmadan 2011’de Irak’ı terkeden Başkan Obama’nındır. Obama’nın, ayaklanmanın başlarında Suriye muhaleftine desteklemekteki ihmali ve bunun yol açtığı başarısızlık, Suriye’nin İslamcı fanatikler için kanunsuzluk yuvasına dönüşerek çöküşünün temel nedenidir. Eğer Obama Irak ve Suriye’de daha kararlı olsaydı, IŞİD’in saldırgan azgınlığı mümkün olamazdı.” 

Ama vardığı yer, Rachman’ın tam tersi. Onun yazı başlığı “Musul’u geri alın”; yani ABD’nin Irak müdahalesinden yana. 

Irak konusunda “kolay tercihler” yok. Yani, Türkiye’ye de yansıma potansiyeli taşıyan, yanıbaşındaki sorun, öyle bilgisizlikle, ya da üç kuruşluk bilgiyle anlaşılacak nitelikte değil. Hele, ona buna lâf yetiştirmeyi iş zanneden Türkiye’nin iktidar yandaşlarında bugünlerde carî “siyasi lumpenlik”le hiç olacak şey değil. 

Irak’ta ABD ve İran isimleri öne çıkarken, Türkiye’nin yıldızının sönmekte olduğunu Oslo’dan kolayca görebiliyoruz. 

Çaresi var. 

“Bizden ayrılmayın”…

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.