1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Mezarlıkları yıkmak: Ölülerle girişilen savaş, baştan kaybedilmiş savaştır
Mezarlıkları yıkmak: Ölülerle girişilen savaş, baştan kaybedilmiş savaştır

Mezarlıkları yıkmak: Ölülerle girişilen savaş, baştan kaybedilmiş savaştır

Halbuki, madden varlığı sonlanmış bir şeye, yani ölüye, savaş açmak, çaresizliğin en çıplak halinden başka hiçbir şey değildir.

A+A-

Özcan Kırbıyık yazdı:

Muktedir olduğunu düşünen bir egemen iktidar, neden fani dünyadan göç etmiş, toprağın altında öylece, hareketsiz yatan ölülerin toplandığı mekânlar olan mezarlıkları tahrip etmeyi düşünür? Ve neden bu eylemi defalarca tekrarlayıp, bir devlet politikası haline getirir?

Güçlü olduğu için mi? Egemen olduğu için mi? Veya halka korku salmak için zorun rolü ile rüştünü ispat etmek için mi?

Aslında hiçbiri!

Bir iktidarın başına gelebilecek en dramatik şeylerden biridir, ölülere karşı savaş açmak. Çünkü, tarihin seyri içinde, ölülere karşı açılmış bütün savaşların mağlubu iktidarlar olmuştur. Zira, bu savaşta ölünün kaybedecek bir bedeni dahi yoktur! Ama iktidarın, kaybedecek koca bir iktidarı vardır. Bu nedenle ölülerle girişilen her savaş, baştan kaybedilmiş savaşlardır!

Burada, mezarlıkların içerdiği anlamlar da önemli görünmektedir. Mezarlıklar, aynı zamanda ve aynı yerde hem ölülerle hem de dirilerle komşudur. Bu nedenle mezarların hangi vakitte ve kimden haber veya tanıklıklar getirebileceği kestirilemez. Bu yüzden iktidar, mezarları doğrudan doğruya hedef alır. Tıpkı Yüksekova’da, Orman Mahallesi’nde yer alan mezarlıkta olduğu gibi. Çünkü orada yatanlar, sadece birer ölü değil, aynı zamanda geride hikâyelerden ve fikirlerden bezeli miras bırakmış kimselerdir. Ve o kimseler, o mezarlıkta, halkın gözlerinin önünde durdukça, amaçları ve hikâyeleri de halkın hafızasında yaşamaya devam eder. Bu nedenle, mezarlıklara yönelik tahribatlar, aynı zamanda hafızasızlaştırma(hafızakırım) girişimini de ifade eder. Orman Mahallesi’nde bulunan ve bugüne kadar kolluk güçlerince 7 defa tahrip edilen mezarlık bunun en çarpıcı örneğidir.

Kürt kimliğini alenen savunan kimselerin ölüsü de tıpkı dirisi gibi politik güçlerle bezelidir. Tam da bu nedenle Kürt kimliğinin varlığını savunan insanların yaşamı kadar, ölümü de politiktir. Hatta cenaze ritüelleri dahi politiktir. Benzer bir şekilde, bu insanların cenaze merasimleri, halk arasında fikirsel, politik mirasların ve anıların toplamını da içermektedir. Çünkü ölü olan kişi, bedeninden daha çok sevdiği bir amaca kendini adamıştır. Kimliklerine uygulanan sistematik reddi reddeden ve bu reddin bedelini canlarıyla ödeyen insanların mezarlarına yapılan saldırıların temelinde de bu var.

Halbuki, madden varlığı sonlanmış bir şeye, yani ölüye, savaş açmak, çaresizliğin en çıplak halinden başka hiçbir şey değildir. Ölülerle girişilen savaştan; ne barış, ne birlik, ne bütünlük, ne de zafer çıkar! Çıksa çıksa, bireysel bazda kalan banal milliyetçiliğin anlık bir hazzı çıkar. O haz da en fazla akşama kadar sürer ve sonunda sönümlenir, unutulur, gider. Ama aynı zamanda, binlerce yıldır orada yaşayan yerli halkta, mezarlıkları tahrip edenlere ve onların taşıdığı sembollere ve kurumlara karşı çok daha fazla antipati ortaya çıkar. Ve halkta yaratılan bu duygular, nesiller boyu sürer ve aktarılır. Bu yüzden, halkın nazarında değer kabul edilen ve aynı zamanda insani bir hak olan gömülme ve mezar hakkı üzerinden koca bir halk yığınını rencide etmek, rasyonel bir politika değildir. Bu nekro-siyasetten geriye daha fazla yaşam ve devlet açısından daha çok meşruiyet çıkmayacağı gayet aşikâr değil mi?

Sonuç olarak; Orman Mahallesi’nde olduğu gibi, mezarlıkların tahrip edilmesi istisna bir durum değildir. Bilakis, iktidar olan egemen açısından adeta bir kuraldır. Ve egemen olan iktidar bu şekilde, kendisine biat etmemiş olan muhalifinin mezardaki ölüsünü yeniden öldürme girişiminde bulunuyor. Açıktır ki bu, “deliden ve ölüden hüküm kalkar!” diyen dini inancın sancaktarlığına soyunma iddiası olan bir iktidarın başına gelebilecek en aciz durumdur. Zira ilk başta da dediğimiz gibi; ölülerle girişilen her savaş, kaybedilmiş savaştır. Dünyanın ve tarihin neresinde olursa olsun, ölülere ve mezarlıklara karşı savaş açmış olan her iktidar, çaresizliğin ve sıkışmışlığın en son noktasına gelip, dayanmıştır. İktidar, geçirdiği derin krizlerin ve bunalımların üstünü örtmek için toprak altında yatan ölülerinin üstündeki toprağı açmaya çalışıyor. Ve bu ölüm siyasetine tepkisiz kalan onlarca “kanaat önderi”, binlerce imam, onlarca STK ve meslek odası olduğu için de aynı mezarlık, 7. kez tahrip ediliyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Yüksekova Haber Portalı'nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.