KDP Başkanı Bucak: Öcalan’la görüşebiliriz

KDP Başkanı Bucak: Öcalan’la görüşebiliriz

Kürt Demokratlar Platformu’nun (Platforma Demokratên Kurd- PDK-Bakur) Genel Başkanı Sertaç Bucak, talep edilmesi durumunda “çözüm süreci” ile ilgili görüş ve öneri sunmak için PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşebileceklerini söyledi.

Kürt sorununun çözümü için federasyon önerisini tekrarlayan Bucak, “Biz de burada ikisinin (Türk bayrağı ile Kürdistan bayrağı) yan yana olmasından bir rahatsızlık duymayız. Birinin daha fazla gösterilmesinden mutluluk duyarız ama öbürünü de reddetmeyiz” dedi.

PDK-Bakur Genel Başkanı Sertaç Bucak, Rûdaw’ın sorularını yanıtladı.

Bir süre önce, parti içinde birtakım tartışmalar vardı. Uzlaşma sağlandı mı?

Biz demokratik olmayan bir ülkede yetiştik. Partilerimiz illegal koşullarda kuruldu. Parti olarak tartışmalarla ilgili sorunu aştık. Organlarda değerlendirdik. Bundan sonra bu konuyu kamuoyu önünde tartışmamaya karar verdik.

Sorunların kaynağında, partileşme takviminin zamanında yerine getirilmemesi eleştirisi vardı. Partileşme ile ilgili bir takvim belirlendi mi?

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Bakur’u meşru yasal olmayan bir zeminden yasal bir zemine taşımak 10’uncu kongre kararıdır. Bu karar kongre tarafından askıya alınmadığı sürece bizi bağlar ve üzerinde ısrarla duracağız. Ben ve arkadaşlarım, tabela partisi olmaya gerek olmadığı görüşündeyiz. Bizim çok önemli bir misyonumuz var. 1938 Dersim’den sonra Kuzey Kürdistan’da mezar sessizliğinin olduğu bir dönemde, 5 Kürt yurtseverinin kadim Diyarbakır’da bir araya gelerek, Kürtler’e siyasal mücadeleyi yeniden gösterdiler. Bu anlamda, 1965, 1938’den sonra bir milattır. Biz iyi bir hazırlık yaptıktan sonra partiyi kuracağız.

Haziran ayında yapılacak seçimlere yetişir mi?

Seçimlere yetişmez. Biz seçim partisi değiliz, kısa sürede de olamayız diye düşünüyorum. Seçimlerden sonra muhakkak legal partimizi oluşturacağız.

Partileşme tamamlandıktan sonra, Türkiye’de yapılacak seçimlere girecek misiniz?

Siyasette hiçbir şey reddedilmemelidir. Yasal mücadeleyi önünüze hedef olarak koyarsanız, bu yasal mücadelenin kimi hoş olmayan noktalarını da kabullenmek zorundasınız. Bizi diğer Türk partilerinden ayıran konu şu: Biz bu ülkede değişimi hedefliyoruz. Demokratikleşmeyi amaçlıyoruz. Kürtler’in kendi ülkesinde iktidar olmasını önemsiyoruz. DAİŞ saldırısında gördük, eğer Kürtler’in de facto da olsa bir devleti olmasaydı, bugün yüz binlerce Kürt Türkiye’de ya da İran’da çok kötü koşullarda yaşayacaktı.

Federasyonu savunan bir partisiniz, Kürtlerin iktidar olmasından kastınız bu mu?

Biz burada iktidar olmalıyız. Adı federasyon, özerklik olur fark etmez. Ama önemli olan siz, demokratik seçim yapacak mısınız? Parlamentonuz olacak mı? Cografik bir yapı içerisinde mi olacaksınız? Kürdistan’ın sınırları belli olacak mı? Ne kadar hakkınız olacak? Bütün bunlar merkezi yapılarda yapılacak tartışmalar ve müzakereler sonucunda ortaya çıkacak.

Sorduğunuz soruların PDK-Bakur’daki yanıtı nedir? Mesela, Türkiye’deki Kürtler’in yaşadığı bölgelerin bir sınırı, bayrağı olacak mı?

Bizim için en yakın örnek, sınırımızın öbür tarafında kardeşlerimizin kurduğu federasyondur. Orada Irak bayrağı da var, Kürdistan bayrağı da var. Biz de burada ikisinin (Türk bayrağı ile Kürdistan bayrağı) yan yana olmasından bir rahatsızlık duymayız. Birinin daha fazla gösterilmesinden mutluluk duyarız ama öbürünü de reddetmeyiz. Buna pek takılmamak gerekiyor. Önemli olan, Kürtler’in bayrağının, parlamentosunun olmasıdır.

Kürdistan Federasyonu’nun sınırı nereden nereye olacak?

Sınır da olmalıdır. Bu sınırları iki devlet arasındaki sınırlar kadar katı düşünmemek gerekiyor. Ben federal bir ülkede, Almanya’da yaşadım. Bir federasyondan diğerine geçerken, sınır muhafızları yok. Eyaletlerin sınırları bellidir. Türkiye’de bir demokratik kültür olursa, bunların hepsi basit bir şekilde belirlenebilir. Federatif de olsa, bir devlet için ulusal düşünmek gerekiyor.

Buradan çözüm sürecine gelelim. PKK Lideri Abdullah Öcalan ile Türkiye hükümeti arasında süren görüşmeler var. Bu görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Görüşmelerde ne tartışılıyor, bilgimiz yok. Bize yansıyan yönüyle tartışmanın ana ekseni silah bırakmadır. Silah bırakmanın biçimi ve Öcalan’ın durumu üzerinde tartışmalar yürütülüyor. Bunun dışında Kürt hak ve özgürlükleri ile ilgili bir müzakere yapıldığı konusunda bilgimiz yok. Eğer çözüm süreci başarıya ulaşırsa, silah bırakma anlamında da olsa, bu gelişme Kürt sorununun çözümünün önünü açacaktır. O zaman siyasi talepler gündeme gelecektir. Bunun dışında Kürt hak ve özgürlükleri ile ilgili bir müzakere yapıldığı konusunda bilgimiz yok. Hükümet de taraflarda bu konuda bir şey demiyor.  

Yani görüşmelere bir “yol temizliği” diyebilir miyiz?

Diyebiliriz. Silahlar bırakılacak, ülkede idealleri için dağa çıkan insanların geri dönüşü olacak. Biz bunu önemsiyoruz.

Silahların bırakılmasından taraflar ne anlıyor?

6 yıl önce Kürt sorununun çözümünde üçüncü göz meselesini gündeme getirmiştim. Önemli olan niyettir. Taraflardan biri ben onu teslim alıyorum, diğeri de ben silahımı verip teslim oluyorum, diye düşünmemeli. Türkiye için Kürt sorununun şiddetten arındırılması gerekiyor. Bu şiddetten arındırmanın karşılıklı olması gerekiyor ki, güven ortamı olsun. Görüşmelerle ilgili çok geniş kapsamlı bir çözüm görmüyorum. Ama çözümün önünü açan bir eylem söz konusudur. Önümüzde seçimler var, iktidar partisi seçimlere silahsız, sorunsuz girmek istiyor. Kürtler de ona göre pozisyon belirlemelidir. Görüşmeler şeffaf olmadığı ve bizim dışımızda olduğu için sadece görüş belirtebiliyoruz.

Neden dahil olmuyorsunuz?

Bir örnek vereyim; Sayın Barzani, bağımsızlık referandumunun tartışıldığı dönemde Başkanlık Sarayı’nda John Kerry’yi karşılamaya gitmişti. En başta Sayın Barzani vardı. Hemen yanında, Goran’ın Lideri Newşirvan Mustafa, onun yanında Yekiti (KYB), Yekirgirto ve Başbakan Neçirvan Barzani vardı. Türkiye’de bu işi yürüten arkadaşlar, Kürt sorununda çok ulusal düşünemedikleri için, bu konuda özürlüler, kusura bakmasınlar. Türk demokratları ile kimi sorunları tartışmayı, Kürtler’le ortak bir strateji belirlemekten daha çok önemsiyorlar. Çözüm konusunda Kürt tarafı ulusal düşünebilmeliydi. Karşısındaki hükümet, devleti temsil ediyordu. Görüşmelerden, başbakan, hükümet hepsi haberdar. Kürt tarafı böyle değil, çok dar düşünüyor. Ulusal bir davayı önünüze koymuşsanız, ilerde yaşadığınız ülkede iktidar olmak istiyorsanız, bütün dinamikleri toplarsınız.

Talep olursa, İmralı Adası’na gidip Abdullah Öcalan ile görüşür müsünüz?

Tabii, niye görüşmeyelim. Biz bütün Kürtler ile görüşürüz. Bütün Kürtler’in de birbiri ile görüşmesinden yanayız. Sayın Öcalan ile de diğer parti liderleri ile de her zaman görüşürüz.

Ne aktarırsınız kendisine?

Bu sorunu çok örgütsel kalıplar içerisinde düşünmemesini, ulusal güçlerin toparlanması konusunda çaba harcamasını, yapılan görüşmelerin Kürt sorunun nihai çözümü olmadığını söylerim kendisine.

Nihai çözüm için ne önersiniz?

Anayasal güvence deyince, Kürt talepleri biraz aşağı çekilmiş oluyor. Eğer anayasal güvenceyi şimdilik elde ediyorsanız, edebilirsiniz, ona karşı çıkmıyoruz. Onun yetersiz olduğunu söyleriz. Kendisi ile Kürt ulusal iktidarının gerçekleşmesi için neler yapılabilir konusunu tartışmak isterim.

Türkiye’de “Kürt sorununun şiddetten arındırılması gerektiğini söylediniz.” Kürtler’in yaşadığı, diğer ülkelerde durum aynı mı?

Kürdistan Bölgesi’nin kendi sınırlarını koruyabilmesi için askeri açıdan güçlü olması gerekir. Şu an IŞİD’e karşı karada savaşan tek güç Kürtler. Ben, yaşadığımız yerin Ortadoğu olduğunu unutmamamız gerektiğini düşünüyorum. Kürdistan Bölgesi’nin kendini savunmak için en modern silahlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Silahı sevdiğim için değil, Ortadoğu’da çevremizde demokratik güçler olmadığı için, orada bu gücün olması gerekir. İran İslam Devleti çok baskıcı, otoriter bir devlet. Bu rejime İ-KDP ya da diğer silahlı güçler silahlı olarak direniş gösterebilirler. Aynı şey Rojava için de geçerli. Orada da DAİŞ’in silahlı saldırısı söz konusudur. Türkiye için biz, demokratik mücadelenin tüm koşullarının sonuna kadar zorlanmasından yanayız. İçinde bulunduğumuz dönem Kürtler’in lehine bir dönem, Kürtler bu dönemi iyi değerlendirirse, Güney’de ve Rojava’da bir Kürdistan devleti kurulabileceğini öngörüyorum ben.

Bu, Kürtler’in gelecekte Ortadoğu’da 4 ayrı devlet kuracağı anlamına mı geliyor?

Bu, hareketin öncülüğünü yapan siyasal güçlere bağlı. Biz Kürtler’in koşulları olursa, ortak bir devletin olmasından yanayız, olmasa farklı devletler de olabilir. Her parçadaki örgütler benim örgütümün çıkarı diye bakarsa, 4 farklı Kürt devleti de olabilir. Gelecekte bu devletler kendi aralarında bir konfederasyon da oluşturabilir.

Federal Kürdistan Bölgesi’ndeki iktidar partisi PDK ile sadece isim benzerliğiniz mi var, siyasi bağınız var mı?

Biz Kürdistani düşünen bir örgütüz. Her parçadaki olaylar bizi direkt ilgilendiriyor. Erbil’deki Kürtler’in başarısından mutluluk duyuyoruz. Orada iktidardaki parti bizim kardeş partimiz. Biz henüz anadilde eğitim hakkını alamamış bir partinin yaşadığı yerdeyiz. Koşullarımız arasında büyük farklılıklar var. Siyasetimizi kendimiz tespit ediyoruz. Siyaset yaparken, bütün Kürtler’in çıkarlarını gözetiyoruz.

 

PDK’nin Mele Mustafa Barzani sizin için ne ifade ediyor?

Ben 12 yaşındayken, babamın bir şiiri ile büyüdüm. O şiirde Barzani ulusal kahramandı. Barzani bizim için bir ulusal figur, ulusal motivasyondur. Bize Barzani’nin düşüncelerini zamana uyarlamaktır. Barzani Bizim için bir özgürlük simgesidir. Mahabad’da, Kuzey Kürdistan’da savaşan, Kürdistani bir kahramandı.

Sertaç Bucak kimdir?

1951 Urfa doğumludur. Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (T-KDP) Genel Başkanı Faik Bucak’ın oğludur. Babası Faik Bucak’ın T-KDP Genel Başkanı olduğu dönemde siyasi bir suikast sonucu öldürülmesi ile İstanbul’a gitmek zorunda kaldı.1969 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde üniversite öğrenimine başladı. 29 Ekim 1970 tarihinde F.Almanya’ya gitti. HeidelbergÜniversitesi’ni bitirip, 1978 yılında Petrol Yüksek Mühendisi oldu.1983 yılında T.C. vatandaşlığını siyasi nedenlerden dolayı kaybetti. Türkiye'deki demokratikleşme sürecinde 2 Temmuz 2002 tarihinde, 32 yıl sonra ilk kez ülkesine döndü. 2004 yılında tesadüf sonucu 1993’te yeniden T.C. yurttaşlığına alındığını öğrenince memleketi Siverek’e yerleşti. Yurtdışında Kürt sorununun barışçıl ve siyasal çözümü için ve insan hakları alanında yoğun çalıştı. Avrupa Konseyi, BM İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, AGİT ve birçok Avrupa ülkesi parlamentolarında uzman olarak toplantılara davet edildi. Son olarak 1991 yılında Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder’in himayesinde düzenlenen Uluslararası Kürt İnsan Hakları Konferansında kuruluş kararı alınan Uluslararası Kürt İnsan Hakları Merkezi başkanlık ve yöneticiliğini yaptı. İngilizce ve Almanca dillerinde çok sayıda insan hakları ihlalleri ile ilgili rapor ve kitabın yayıncısı ve yazarıdır. Yine çok sayıda yabancı dergi ve gazetelerde makaleleri yayımlandı.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.