1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Katillerin korkaklığı
Katillerin korkaklığı

Katillerin korkaklığı

Aslında katledilenlerin, kaybedilenlerin şahsında bir bütün olarak hepimiz katledildik. Her ölenle her kaybedilenle aslında biz de yitirdik insanlığımızdan… Kimimiz görmedik, kimimiz olmamış saydık olanları. Oysa çoğumuz bu yaşatılan vahşetin mağduru ve t

A+A-

O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. "Yaşar Kemal”

Çoğu zaman yürüttüğümüz mesleğin ne işe yaradığını, insanımıza ne sağladığımızı düşünürüz. Yıllar içerisinde hukukun egemen olanın koyduğu kurallardan ibaret olduğunu,  yaptığımız işin bu kurallara uygun davranmayı talep etmekle sınırlı olduğunu, gerçekten bunun var olan sistemin yeniden üretilmesine hizmet ettiğini öğrendik. Bunu öğrendiğimizde yapacak başka bir işimiz olmadığını da anlamış olduk. Apê Musa “Ben son 70 yılın tanığı,sanığı ve davacısıyım” demişti çok özlü olarak. Bizler de yaşadığımız son 30 yılın tanığı, sanığı ve davacısıyız. Daha büyük acılara, derin travmalara tanıklık ettik. Yaşadıklarımız, tanık olduklarımız bizde de derin travmalar yarattı kuşkusuz. Yüzümüzde acının haritası olan derin çizgiler, çığlıkları gizleyen ses tonumuz…

Önce denizi kurutmak gerekiyordu. Bu nedenle bir coğrafyayı ıssızlaştırmaya koyuldu devlet. İnsanlar yerinden edildi, sonra… Evet sonra katillere görev verildi. Oluşturulan listelerde yazılanlar ortadan kaldırılacaktı. Neden mi? Çünkü devletin geleneğinde bu vardı. Kimlerdi bunlar? Kürt davasına duygusal veya eylemsel destek verdiği düşünülen, toplumda saygın bir yer işgal edenler. Gidişleri toplumda bir boşluk yaratacaktı bu kişilerin. Farklı mesleklerden, farklı kişiliklerdi. Birbirleriyle çoğunun bağları yoktu. Ortak özellikleri Kürt olmaları ve çevrelerinde sevilmeleri. Kimisinin destek olduğu, kimisinin bu katil çetesinin çıkarlarına çomak soktuğu düşünülüyordu…Devletin yüksek katlarında karar verilmişti bir kez. Tetikçilere kararı yerine getirmek düşerdi. Bir coğrafyayı kana bularken yüreklere de kor ateşi düşürmüşlerdi vicdanları kör olmuş makine düzeni ile çalışan bu katiller…

Devletin neydi amacı bu cinayetleri işletmekte? Birinci amacı seçilenleri fiziki olarak aramızdan almak; diğer amacı ise geride kalanları korku ile sindirmek… İkinci amaç da kısa süreliğine gerçekleşti: Birçok Kürt aydını siyasetçisi yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldı. Böylece mücadele dağlarda sıkışacak, halktan kopacaktı. Silaha silahla karşılık vererek bastırılması kolaylaşacaktı.

Aslında katledilenlerin, kaybedilenlerin şahsında bir bütün olarak hepimiz katledildik. Her ölenle her kaybedilenle aslında biz de yitirdik insanlığımızdan… Kimimiz görmedik, kimimiz olmamış saydık olanları. Oysa çoğumuz bu yaşatılan vahşetin mağduru ve tanığı idik..

Ancak bu cinayetler bir dönemdeki devletin sistematik şekilde uyguladığı bir politika olduğundan devlet ya da siyasal iktidar istemediği sürece aydınlatılması, faillerin yargı önüne çıkarılması mümkün görülmüyordu. O halde yapılması gereken devleti itiraf etmeye ve failleri ortaya çıkarmaya zorlamaktı. 

Katledilenlerin, kayıp edilenlerin yakınları yıllardır yakınlarının akıbetini ve katillerini aramaktadırlar. Cumartesi Anneleri yıllardır kar-kış demeden, gözaltı, işkence görme pahasına her cumartesi gittikçe soluklaşan fotoğraflarla eylemlerini sürdürüyorlar. Aradıkları başında dua edebilecekleri bir mezar taşı ve elbette hakikat ile birlikte adalet..!

Bütün bu çaba ve mücadelenin bir sonucu olarak bazı soruşturmalarda ilerleme kaydedilebildi. Bunlardan biri de Ankara’da yürütülen Kürt işadamları ve aydınlarına yönelik cinayet soruşturmasıydı. Soruşturma sonucunda aralarında dönemin emniyet genel müdürünün de olduğu 19 kişi hakkında dava açılacaktı. Önce Mecit Baskın cinayeti hakkında dava açıldı sonra diğer cinayetlerin. Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın ilk duruşması 16 Mayıs 2014 tarihinde yapıldı. Duruşma salonunun kapısında öldürülenlerin yakınları ve bizler yaklaşık 10-15 avukat bulunuyoruz. Birkaç siyasetçi ve 1-2 gazeteci. Çocuk iken veya henüz ilk gençliklerinde babaları katledilen evlatlar.. Mecit Baskın’ın oğlu belki de babasının katillerini ortaya çıkarmak için hukuk okumayı seçmişti. Yusuf Ekinci’nin oğlu sevgili Sertaç’ın avukat olması gibi.. Hacı Karay’ın oğlu, Namık Erdoğan’ın kızı, Medet Serhat’ın oğlu ve diğer katledilenlerin evlatları. Asırlık Çınarımız ağabeyimiz Tarık Ziya Ekinci yıllarca kardeşinin katillerinin izini sürerek gelmişti duruşma salonuna Namık Erdoğan’ın iki kardeşi gibi. Bir de isteyip de gelemeyenler ile gelmesi gerekip de olmayanlar vardı. Sevgili Ülkü Ekinci ablamızı duruşmadan 2 hafta önce Sevgili Yusuf Ekinci ağabeyimizin yanına defnetmiştik. İnanıyorum ki tüm haksız yere katledilenler gibi cennet bahçesinden bizi izliyorlardır.

Ya olması gerekip de olmayanlar… Bazı olaylar insanın içtenliğinin test edilebildiği anlar yaşatır bizlere. Bu duruşma da o anlardan biri idi. Bu davada katilleri arananlardan üçü avukattı. Ama ne yazık ki hiçbir baro temsil edilmemişti. İlgi de göstermemişlerdi. Katledilenler kayıp ülkenin yakışıklılarıydı. Ama kayıp ülkenin siyasetçileri de yoklardı nedense. Katiller ortaya çıkarılsın hakikat anlaşılsın diyorsanız samimiyetinizin test edileceği anlarda bulunmanız gereken yerde olmalısınız. Kayıp Kentin Yakışıklısı diyorsanız ve katillerinin karşısına geçip yüzlerine haykıramıyorsanız tarihe böyle not edilirsiniz…

Olması gerekip de olmayanların neden orada olmadıklarını sorgulamayacağım. Ancak onların olmaması mahkeme heyetine bir rahatlık kazandırmış olacak ki, davaya sıradan bir dava olarak baktığını hissettirdi bize. Az sayıdaki avukatların tutumu mahkemeye, duruşmaya ara verdirdikten sonra, davanın ciddiyetinin farkına varmasını sağlamıştı.

Sanıklardan dönemin emniyet genel müdürü ve özel harekat başkanı duruşmadan kaçmışlardı. Biri mazeret diğeri önceden özel celsede savunma verip gitmişti. Pervazsıca hunharca cinayet işleyip işletenler kurbanların yakınlarının karşısına geçme cesaretini bulamamışlardı. Tüm kurbanları pusu ile katletmişlerdi. Çünkü korkaktılar ve korktukları için öldürmüşlerdi. Davaya bu çetenin kendi aralarındaki hesaplaşma nedeniyle ya da başka özel nedenlerle öldürdükleri başka cinayetleri de eklenmişti.

Dava dosyasında dikkat çeken hususlardan biri katledilenlerin tümünün üzerinde kendilerini tanıtacak kimlik bulunmamasıydı. Bu durum Diyarbakır’da görülen Jitem davasında bir gizli tanığın beyanını hatırlatmıştı. Gizli tanık beyanında; “Komutan öldürdüklerimizin kimliklerini alıp kendisine getirmemizi istiyordu” demişti. Bu beyan cinayetler arasındaki sadece benzerliği değil aynı politik kararın sonucu ve sistematik bir uygulamanın parçası olduklarını da göstermektedir.   

Bu davada kimlerin katilleri aranıyordu ve ne olmuştu o tarihlerde. Önce isimlerini hatırlayalım kayıp ülkenin yakışıklılarının.

Mecit BASKIN: 1993 yılı Eylül ayında önce Hakkari Yüksekovalı olan Ankara Altındağ nüfus müdürü Mecit Baskın’ı aldılar. Birkaç gün sonra katledilmiş bedenine ulaşıldı Ankara Gölbaşı’nda. Öldürüldüğünde 40 yaşındaydı Mecit Baskın.

Behçet CANTÜRK : 1994 yılı Ocak ayı idi. İşyerinden çıkıp evine gitmek için yola çıkmıştı. Zırhlı araç ve özel şoförle gidiyordu evine. Normal polis kontrolü süsü verilmiş şekilde aracı durduruldu ve şoförü Recep Kuzucu ile birlikte Sapanca’da katledildiler. Behçet Cantürk katledildiğinde 44 yaşındaydı.

Recep KUZUCU : Behçet CANTÜRK’ün özel şoförüydü. 14 Ocak 1994’te alındılar. 15 Ocak 1994’te cesetleri bulundu Sapanca’da. Katledildiğinde 34 yaşındaydı.

Yusuf EKİNCİ         : 24 Şubat 1994 günü akşam saatlerinde avukatlık bürosundan çıkıp evine gitmek için aracına bindiğinde muhtemelen aklından hiç geçmemişti yolunun katillerce kesilip kaçırılacağı. 25 Şubat günü cansız bedenine rastlandı. Olay yerinde toplam 14 adet uçları mavi 9 mm çaplı mermi çekirdeği bulunacaktı. Bunlar Uzi silahlarda kullanılan ve sadece özel timlerde bulunan silahlardandı. Katledildiğinde 52 yaşındaydı.

Feyzi ASLAN : 25 Mart 1994 günü İstanbul Fatih’te bir oto Galerisinde yeğeni Salih ASLAN ile birlikte alındılar. 28 Mart 1994 tarihinde Hendek’te bulunacaklardı katledilmiş olarak. Oğlu Fazıl ASLAN kısa süreliğine yanlarından ayrıldığı için hayatta kalacaktı. Feyzi Aslan katledildiğinde 43 yaşındaydı.

Salih ASLAN : 25 Mart 1994 tarihinde amcası Feyzi Aslan ile İstanbul Fatih’te otomobil almak için bir oto galerisine gitmişlerdi. Cansız bedenleri 28 Mart 1994’te Hendek’te bulunacaktı. Salih Aslan katledildiğinde 26 yaşındaydı.

Namık ERDOĞAN : Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulunda müfettiş olarak çalışıyordu. İş çıkışı birkaç arkadaşı ile her zaman uğradıkları lokale uğramışlardı. Evde misafiri olduğunu söyleyip erken ayrılmıştı. Tarih 9 Mayıs 1994’tü. Birgün sonra cansız bedeni Ankara Kılıçlar Beldesinde bulunacaktı. Muhtemelen başka yerde öldürülüp oraya bırakılmıştı. Katledildiğinde 50 yaşındaydı.

Savaş BULDAN : 2 Haziran 1994 gecesi arkadaşları Adnan Yıldırım ve Hacı Karay ile birlikte normal polis kontrolü gibi araçları durdurularak kaçırıldılar. 3 Haziran 1994 günü cansız bedenlerine rastlandı Yığılca’da. Öldürüldüğünde 30 yaşındaydı.

Hacı KARAY : Arkadaşları Savaş Buldan ve Adnan Yıldırım ile birlikte alındılar 2 Haziran günü 3 Haziran 1994’te ulaşıldı cansız bedenlerine Yığılca’da. Katledildiğinde 44 yaşındaydı.

Adnan YILDIRIM : Savaş Buldan ve Hacı Karay ile birlikte aldılar onu katiller. Bu kez cinayet mahalli Yılca idi. Katledildiğinde 37 yaşındaydı.

Medet SERHAT : Eşi Yurdanur Serhat ile eve dönüyorlardı. Aracı şoförleri İsmail Karaalioğlu kullanıyordu. Tarih 12 Kasım 1994’tü. Önleri kesildi, araçlarının kapısını açan katillerden biri üstlerine kurşun yağdıracaktı. Yurdanur Serhat saldırıdan ağır yaralı olarak kurtulacaktı. Medet Serhat katledildiğinde 60 yaşındaydı.

İsmail KARAALİOĞLU : Medet Serhat’ın özel şoförüydü. Bir anda önleri kesilip üzerlerine kurşun yağdırıldığında tarih 12 Kasım 1994’tü ve 42 yaşındaydı.

Faik CANDAN : Ankara’da avukattı. HEP il başkanlığı yapmıştı. 2 Aralık 1994 gününden sonra yakınları kendisinden haber alamadı. 14 Aralık 1994’te cansız bedenine ulaşıldı. Katillerin cinayet mahalli bu kez Bala idi. Katledildiğinde sevgili Faik henüz 32 yaşındaydı.

İnsan sesine gizlenen çığlığı duyar mısınız? Ben duydum o gün duruşma salonunda katledilenlerin çocukları konuşurken.Bir sonraki duruşma 11 Temmuz 2014 tarihinde. Olması gerekenlerin olmasını beklemek sanırım katledilenlerin yakınlarının hakkı…

Mehmet Emin Aktar

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum