1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Güneş Murat Tezcür: ABD açısından ideal olan, çözüm sürecine dönülmesi
Güneş Murat Tezcür: ABD açısından ideal olan, çözüm sürecine dönülmesi

Güneş Murat Tezcür: ABD açısından ideal olan, çözüm sürecine dönülmesi

Central Florida Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Güneş Murat Tezcür’e göre Erdoğan’ın tekrar çözüm sürecine dönmesinin siyasi bir nedeni yok.

A+A-

Devlet liderleri Birinci Dünya Savaşı’nı sonlandıran anlaşmanın 100. yıldönümü vesilesiyle Paris’te toplanırken hükümet yanlısı medyanın en fazla öne çıkardığı fotoğraflardan biri Erdoğan ile Trump’ı yemek masasında gösteriyordu. Fakat objektiflere tebessümle poz veren ikilinin arasındaki temel gerilim noktaları devam ediyor.

Rahip Brunson’ın serbest bırakılmasından sonra Türkiye-ABD arasındaki krizde yumuşama sinyalleri verilmiş, bu somut adımları ABD’den gelen somut birtakım adımlar da izlemişti. ABD’nin üç PKK liderinin başına para ödülü koyması, iki ülke askerlerinin Menbiç’te ortak devriye gerçekleştirmesi ve tabii gerilim dilindeki görünür düşüş somut adımların tezahürü olarak okunabilir.

Buna mukabil Türkiye, Suriye Demokratik Güçleri’nin kontrolü altındaki Fırat Nehri’nin doğusuna yönelik kapsamlı bir savaş başlatacağının sinyallerini artırıyor. Peki böylesi bir savaşın koşulları var mı? Türkiye, ABD’yi PYD’ye destek vermekten vazgeçirebilir mi? ABD açısından bunun bir getirisi var mı? ABD, Türkiye ve Kürtler açısından nasıl bir gelecek arzuluyor? Yıllarını Ortadoğu ve Kürt meselesini incelemeye adamış olan Central Florida Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Güneş Murat Tezcür’e kulak veriyoruz…

Rahip Brunson’ın serbest bırakılmasından sonra Türkiye-ABD ilişkilerindeki krizde gözle görülür bir yumuşama söz konusu. Döviz kurundaki düşüşün de bu gelişmelerle ilgili olduğu ifade ediliyor. Geçtiğimiz gün üç PKK yöneticisinin başına ödül koyan ABD, Menbiç’te de TSK’yla birlikte ortak devriye gerçekleştirdi. Türkiye-ABD ilişkileri nasıl bir sürece girdi?

Türk-Amerikan ilişkilerinde belli başlı birkaç çatışma noktası var. İki ülkenin, IŞİD’in Kobani kuşatmasından itibaren Suriye politikasında ciddi bir biçimde ayrışması önemli bir çatışma noktası. Fethullah Gülen’in hâlâ ABD’de ikamet ediyor olması da bir mesele. Ayrıca Halkbank’ın İran yaptırımlarını delmesi giderek tali bir mesele haline gelmiş olsa da, iki ülke arasındaki sorun başlıkları içinde önemli. Öte yandan ABD’nin Türkiye’yi Suriye konusunda “idare etme” politikası önümüzdeki görünür dönemde de devam edecek. ABD’nin Suriye’deki tek müttefiki PYD, 2014’ün sonundaki Kobani kuşatmasından itibaren Fırat’ın doğusunun tamamını IŞİD’den geri almayı başardı. PYD’nin burada hakim olması, Amerika’nın Suriye politikası açısından, İran ve Rusya’yla ittifak halindeki rejime karşı önemli bir koz. Ayrıca Amerika açısından SGD’nin (Suriye Demokratik Güçleri) IŞİD’e karşı kazandığı askeri başarı da azımsanmayacak düzeyde. ABD PKK’yi bir terör örgütü olarak kabul ediyor, yakın zamanda üç liderinin başına ödül koyuyor ama PYD’yi terör örgütü olarak görmediğini ve onunla işbirliğini sürdüreceğini söylüyor. Böylesi bir durumda ABD ancak PYD’den desteğini tamamen çekerse Türkiye’yi yatıştırabilir.

Peki bunu neden yapmıyor?

Çünkü bunun ABD açısından çok büyük getirisi olmadığı görülüyor. Bir kere PYD’nin o bölgede Türkiye’yle karşı karşıya gelmesi ABD açısından yeni sıkıntılara sebep olur.

Ne gibi sıkıntılar?

ABD’nin PYD’den desteğini çekmesi Suriye rejiminin ve dolayısıyla İran ile Rusya’nın o bölgede elini güçlendirir. Dahası, PYD böylesi bir durumda ister istemez Suriye rejimine yaklaşıp Türkiye’ye karşı önlem almaya çalışabilir. Nitekim bunların bazı sinyallerini de görüyoruz. PYD yetkililerinin Şam’la yaptığı bazı görüşmeler basına da yansıdı. Dolayısıyla böylesi bir yakınlaşma PYD açısından imkânsız değil. Trump’ın Ortadoğu’ya ilişkin en büyük vaadi, İran’ın bölgedeki yayılmasını engellemek. PYD’den desteğini çekmesi, Ortadoğu politikasının esas ayağını İran karşıtlığı üzerinden kuran ABD’nin işine gelmez. Fakat aralarında gerilim olsa da Türkiye hâlâ Amerika açısından önemli bir ülke. O yüzden ABD yönetimi Türkiye’yi çok fazla provoke etmeden, küçük küçük ödüller vererek süreci götürmek istiyor. PKK yöneticilerinin başına ödül konması bunun yansımalarından biri. Menbiç konusunda da belli pazarlıklar söz konusu olabilir. Ama Amerika’nın PYD’den desteğini tamamen çekmesi, Türkiye ve Kürtlerden bağımsız olarak bütün Suriye politikasını değiştirmesini gerektiriyor. Çünkü bütün bu dinamikler birbirine bağlı.

‘TÜRKİYE’NİN ABD’YE KARŞI ELİNDE KOZ YOK’

ABD açısından bu denge veya kısa vadeli idare etme politikası nereye kadar sürdürülebilir?

Türkiye’nin ABD’yi PYD’den uzaklaştırması için elinde ciddi bir koz olması lazım. Ama kendi ekonomisi de büyük bir krizde olan Türkiye’nin böyle bir kozu yok. Yakın zamana kadar 7 lirayı bulan dolar kuru da gösteriyor ki, Amerikan karşıtlığının Türkiye’ye de büyük bir bedeli var.

Fakat Erdoğan, Fırat’ın doğusunu kastederek “bir gece ansızın gelebiliriz” diyor…

Evet ama bunu yapabilmesi için Amerika’nın razı olması lazım. Gerek Afrin gerekse El Bab operasyonu, Rusya’nın yeşil ışık yakmasıyla yapılmıştı. Hatta bu yılın başında, Afrin operasyonu yapılırken bir Rus uçağı düşünce, Türkiye birkaç gün operasyonu durdurmak zorunda kalmıştı. Çünkü Rusya olay netleşene kadar kırmızı ışık yakmıştı. Fırat’ın doğusunda da operasyon yapabilmesi için bir şekilde Amerika’yla anlaşması gerekir. Fakat ABD, PYD’ye aktif olarak destek verdiği sürece Türkiye’nin bu operasyonu yapabilmesi çok mümkün görünmüyor.

Trump’ın, Türkiye’nin Rusya ve İran’dan uzaklaşması karşılığında PYD desteğini kesmesi bir ihtimal değil mi?

Mevcut koşullarda değil. Çünkü bunun olabilmesi için bir kere Fırat’ın doğusunda PYD ile Şam rejimi dışında üçüncü bir gücün ortaya çıkması lazım. Ama bir siyaset bilimci olarak o bölgede şu an başka bir gücün ortaya çıkmasını tahayyül edemiyorum. Bir başka seçenek olarak da Türkiye’nin tıpkı Afrin ve El Bab’da yaptığı gibi kendisinin gidip orada istekleri doğrultusunda bir sistem oluşturması lazım. Ama buna ne Suriye, ne Amerika, ne Rusya ne de İran razı olur. PYD de buna karşı aktif bir karşı duruş sergileyecektir. Dolayısıyla Fırat’ın doğusunda PYD dışında ciddi bir alternatif olmadığı, mevcut dengeler varlığını koruduğu ve İran düşmanlığı temel politikalarından biri olduğu sürece Amerika’nın Kürtlerden desteğini çekmesi, Suriye politikasında çok dramatik bir değişikliğe gitmesi olası görünmüyor. Dahası hem iç hem de uluslararası kamuoyunda büyük tepki toplayan Cemal Kaşıkçı cinayetine rağmen Suudi Arabistan’la ilişkilerini sürdürme konusundaki ısrarının arkasında da İran karşıtı politikanın önemli bir yeri var. Şu anda İran’a uygulanan yaptırımlar, bu ülkenin uzun vadede dünya piyasasına petrol ve doğalgaz ihracının azalması anlamına geliyor. Bu açığı da ancak Suudi Arabistan kapatabilir. Dolayısıyla bu ülkeyi karşısına almanın da riskleri var.

Türkiye’nin İran’a uygulanan yaptırımlardan muaf tutulması da ABD-Türkiye ilişkilerindeki yumuşamanın bir göstergesi olarak okunamaz mı?

Tabii, son dönemki gelişmelerden bağımsız değil bu muafiyet. Fakat sadece Türkiye değil, toplamda dokuz ülke bu yaptırımlardan muaf tutuldu. Amerika İran’a baskıyı artırırken müttefiklerini de çok zor durumda bırakmak veya kendisinden uzaklaştırmak istemiyor.

‘ERDOĞAN’IN MİLLİYETÇİ İTTİFAKA SON VERMEKTEN ÇIKARI YOK’

Trump seçilmeden önce verdiği bir mülakatta “Kürt güçlerin büyük bir hayranıyım. Aynı zamanda, Türkiye ile çok başarılı bir ilişki potansiyeline sahip olduğumuzu düşünüyorum. Her ikisini bir araya getirebilirsek bu gerçekten harika olur” demişti. Sizce ABD yönetiminin şu an Türkiye’deki Kürt sorununa yaklaşımı nedir?

ABD açısından ideal durum, çözüm sürecinin tekrar başlaması. Böylece Türkiye’nin PYD karşıtlığı azalacak ve ABD, Türkiye’yle ilişkilerinde tansiyonu yükselten en önemli sorunu aşmış olacak. Mantıken bakıldığında varabileceğimiz sonuç bu. Fakat objektif olarak bakıldığında, ABD bunu ne kadar istese de mevcut koşullarda çözüm sürecinin tekrar başlaması mümkün değil.

Neden?

Çözüm sürecindeki en büyük faktör, Erdoğan’ın bir şekilde başkanlık sistemine geçmek istemesiydi. Bu süreçte de kendisine müttefik olarak Kürt hareketini gördü. Fakat bu pazarlığın sonuç vermeyeceği ortaya çıktığı zaman Erdoğan bütün siyasetini 180 derece değiştirerek sadece MHP’yle değil, devlet yapısındaki Türk milliyetçisi damarla da ittifaka geçti. Peki Erdoğan şimdi bu ittifaka neden son versin ki? Bundan ne çıkarı olabilir?

‘ÇÖZÜM SÜRECİNİN YENİDEN BAŞLAMASININ SİYASİ BİR NEDENİ YOK’

Amerika’yla ilişkileri düzeltmek, Ortadoğu’daki çıkmazı aşmak Erdoğan’ın çıkarına olmaz mı?

Makro düzeyde bakıldığında elbette Kürt sorununun çözülmesi Türkiye’de çok sayıda olumlu gelişmeye yol açar. Bir darbe atlatmış olsa da, gücü elinde toplamış olsa da Erdoğan gücünü ideolojik yaklaşımından değil, bizzat Erdoğan olmaktan alıyor. Dolayısıyla ister istemez Türkiye’deki bazı ideolojik, siyasi odaklarla işbirliği yapmak zorunda. İşbirliğini de 2015’ten beri milliyetçilerle yapıyor ve bundan vazgeçmesinin de bedelleri var. Bu ittifak MHP’yle yapılan seçim işbirliğinin çok ötesinde görünüyor. Devlet içindeki milliyetçi damarı karşısına alıp tekrar Kürt hareketiyle flört etmek, Erdoğan’a karşı ciddi tepkilere yol açar. Erdoğan şu anda böylesi tepkilerin siyasi bedelini ödeyecek veya göze alacak pozisyonda değil. Ama evet, Amerika açısından ideal senaryo Türkiye’de çözüm sürecinin tekrar başlaması ve bunun üzerinden PYD’yle tansiyonun azalması, dolayısıyla Türkiye’yle ilişkilerindeki esas gerilim noktasının bu şekilde ortadan kalkması. Fakat Amerika’nın böylesi bir süreci zorlayacak kadar Türkiye üzerinde etki gücü olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla çözüm sürecinin tekrar başlaması için başta Erdoğan olmak üzere Türkiye’yi yönetenler açısından siyasi bir neden olması lazım. Ama 2013’te var olan siyasi neden şu anda yok.

Peki gerek ABD ilişkilerini, gerekse Ortadoğu’daki ittifaklarını, adımlarını doğrudan etkileyen Kürt sorunu konusunda Türkiye’nin gelecekte nasıl bir yol izleyeceğini düşünüyorsunuz?

Görünür vadede en gerçekçi senaryo, Kürt sorununun sürdürülebilir kılınması. Fakat Kürt sorunu sadece Türkiye’yle sınırlı değil, çok fazla boyutu var. Açıkçası bu mesele üzerine çalışan biri olarak, Kürt sorununun çözülebileceği bir geleceği tahayyül edemiyorum. Görünür vadede bu sorun tıpkı Filistin meselesi gibi Ortadoğu’nun temel meselelerinden biri olmaya devam edecek. Belki olabilecek en iyimser yol, bu meselenin şiddetten arındırılmış şekilde sürdürülmesi.


(İrfan Aktan - Gazete Duvar)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.