1. HABERLER

  2. OKUYUCUDAN

  3. 'Erken Zafer İlanı Zaafa Yol Açmasın'
'Erken Zafer İlanı Zaafa Yol Açmasın'

'Erken Zafer İlanı Zaafa Yol Açmasın'

16 Eylül 2014’te Kobani’ye saldırılarak yaklaşık 5 ay kent üzerindeki kuşatmasını barbarca devam ettiren IŞİD, dün (25.01.2015) itibarıyla kentin nerdeyse tamamından sökülüp atıldı.

A+A-

Kürt halkı, daha ilk günden itibaren cani işgalciler karşısından tüm imkânlarını seferber ederek kenti koruma konusunda kararlı bir direniş sergiledi. Bütün dünya kentin barbarlar sürüsünün saldırılarına karşı duramayacağı ve kısa bir süre sonra düşeceğini tahmin etmişti. Ancak öyle olmadı. Ellerindeki hafif silahlarla, en gelişmiş modern silah ve tanklara karşı adeta yürekleriyle savaşan Kürtler, bir müddet sonra dünyanın vicdanını harekete geçirebildiler ve tüm dünya, Kürt halkının sadece kendi topraklarını değil, insanlık değerlerini korumak adına mücadele ettiğini gördü. Kobani direnişi, daha şimdiden dünya direniş tarihine geçti bile. Şehir savunması anlamında Stalingrad savunmasıyla karşılaştırılır; doğru bir karşılaştırmadır; fazlası var eksiği yoktur. Çünkü Stalingrad’da hattı bırakıp kaçan derhal infaz edilirdi. Kobani’de ise, değil kaçmak, sınırları aşıp direnişe katılma iradesi egemendir.

Muharebe Kazanmak Zafer Anlamına Gelmez

Kobani’de üstünlüğün sağlanmasında sadece cephede çatışanlar değil,  başta koalisyon güçleri ve pêşmerge desteği olmak üzere, tüm dünyanın katkısı vardır. Savaş, barbarlık savunucuları ve insanlık temsilcileri arasında vuku bulduğunda, insanlıktan yana tavır almış herkesin bu sonuçta bir payı var. Bu anlamıyla Mesut Barzani’nin koalisyon güçleri ve Türkiye’ye teşekkür etmesi oldukça isabetli bir yaklaşımdır. Benzer şekilde YPG’nin de bu üstünlüğün sağlanmasında pêşmergenin hakkını temsil etmesi, Kürtler arasındaki iç barış açısından önemlidir. Zaten Kürtler kendi aralarında bir iç barışı tesis etmedikçe, asla kalıcı bir zafer veya sonuca ulaşamazlar.

Kobani’de henüz bir zafer yok. IŞİD’in şehirden atılması veya geriletilmesi bir muharebenin kazanılması olarak değerlendirilebilir; ancak asla zafer olarak değerlendirilemez.  Henüz Cerablüs ve  Girê Sıpî gibi yerler IŞİD’in denetiminde oldukça, Şengal tam anlamıyla özgürleşmemişken zaferden söz etmek çok erkendir. Kobani’nin etrafı işgal altındayken, dört bir yanı kuşatma altında bir şehir olarak Kobani hayatına devam edebilir mi? Şüphesiz ki edemez. Herşeyden önce Kobani mutlaka Afrin ve Cezire ile birleşmeli ve Rojavada’ki Kürt yerleşim yerlerinin fizik teması sağlanmalıdır.  Bu fiziki temas sağlanmadıkça, değil Kobani, Afrin ve Cezire de güvenlik altında değildir.  Öte yandan bu tehlike sadece IŞİD kaynaklı değil; yarın IŞİD tehdidi tamamen ortadan kalktığı andan itibaren mutlaka başka tehditler ortaya çıkacaktır. Ilımlı olarak bilinen Suriye muhalefeti bile, henüz Kürt halkının temel haklarını tanıma anlamında net ve sağlam bir duruşa sahip değildir.  Bu nedenle Kürtlerin en önemli güvencesi, bizzat Kürtlerin özgücü olmalıdır.

Uluslararası Koşullar

IŞİD’in canice saldırıları, hem Irak hem de Suriye’de Kürt mücadelesinin uluslar arası meşruiyet kazanmasında muazzam bir mevzi sağladı. Kürt hareketinin insani ve seküler duruşu bütün dünyada büyük bir sempati uyandırdı. Kürtler, Batı ve bütün dünya nezdinde, Ortadoğu’da insani değerleri koruma adına bir umut olarak görülmektedirler. Suriye ve Irak’ta, Türkmenlerin, Hıristiyanların ve seküler Arap unsurlarının güvenle sığınabilecekleri yegâne liman, Kürtlerin denetim altında tuttukları topraklarıdır. Irk, din ve dil ayrımı gözetmeksizin herkesi kucaklamaları bölge için bir umut olarak belirdi. Peki, Kürtlerin bu fedakârlığı ve sağlam duruşunun siyasi bir kazınma dönüşmesi mümkün müdür? İşte asıl cevaplandırılması gereken soru bu olsa gerek.

Bilindiği gibi Kürtler, 20. Yüzyılın başlarında Batı mimarlığı ile sınırları çizilmiş bir Ortadoğu’da kurban edildiler. Nerdeyse yüz yıl boyunca uğramadıkları haksızlık kalmadı. Bugün gelinen noktada, Batılı değerleri yaşatma konusunda kararlı bir duruş sergiledikleri inkâr edilemez. İnsan hakları, azınlıklara saygı, serbest seçimler (Irak Kürdistan’ı örneği) ve kadın haklarını içselleştirme anlamında, Ortadoğu’nun en dinamik halkı olarak öne çıkmaktadırlar. Şüphesiz Kürtlerin bu özelliklerini korumaları ve bölgedeki istikrarı desteklemelerinin en önemli güvencesi, üzerinde yaşadıkları topraklarda kurmuş oldukları yönetimlerin uluslararası bir tanınma ve meşruiyete sahip olmasıyla mümkündür.  Aksi durum Ortadoğu’daki istikrarsız yapının daha da derinleşmesi anlamına gelir.

Nasıl ki Batı, dün Kürtlerin maruz kaldığı haksızlıkta başat rol oynamışsa, bugün de Batı, bu haksız durumun düzeltilmesinde başrolü alabilir. Batının kurmuş olduğu haksız düzen yine Batı ve ABD tarafından bozulabilir.

Batı Ne Yapmalı?

Her şeyden önce Batı, bugün Türkiye’nin bile karşı çıkmadığı Irak Kürdistan’ının kendi geleceğini belirleme hakkına saygı duymalı ve Kürtlerin devletleşmesini engellememelidir. Kendi geleceğini belirleme hakkı illa da Irak’tan tam anlamıyla kopmak şeklinde de yorumlanmamalı; Kürtler, Bağdat ve Erbil’in eşit statüye sahip olduğu kon-federal bir Irak’la yollarına devam edebilirler, ancak en önemli yetkilerin Bağdat’ta olacağı, basit bir silah yardımının bile Bağdat’ın onayını gerektirdiği bir duruma evet diyemez.

Irak Kürdistan’ı için bağımsız devlet kurma hakkını tanıyan Batı, Rojava için de makul bir çözüme rıza göstermelidir. Böyle bir çözümün, geniş hakları içeren bir özerklikten aşağı olmaması gerekir. Ancak Suriye’nin artık birliğini koruyamayacağı ve bu koşullar altında ülkenin tamamını denetim altında tutacak bir yönetimin olmayacağı sır değil. Kürtler özerk veya federal olmak koşuluyla,  demokratik bir Suriye’ye evet diyebilir, ancak üniter ve katı merkeziyetçi bir yönetim kabul etmez. Öte yandan Suriye’de, Kürtlerden ziyade, asıl sorunun Sünni ve Nusayri Araplar arasında yaşanacağını tahmin etmek güç değildir. Bunca kan, gözyaşı ve yıkımdan sonra, Sünni ve Aleviler aynı devlet çatışı altında yaşamayı kabul etmez. Arapların ortak bir devlet çatısı altında yaşamayı kabul etmediği bir ortamda, Kürtlerden merkezi bir devletin bileşeni olmalarını beklemek de makul değil.

Bu durumda Rojava’da Kürtlerin önünde üç yol kalmaktadır: Bağımsızlığa gitmek, Irak Kürdistan’ı veya Türkiye ile birleşmek. Bir ara yol da, gevşek bir sınır politikasıyla Irak Kürdistan’ı ve Türkiye’nin Rojava’daki  fiili bağımsız bir yönetimi kucaklamalarıdır.

Türkiye Önemli

Türkiye’nin Kobani politikası kimi yönleriyle eleştirilebilir; ancak Ahmet Davutoğlu’nun dünkü Diyarbakır mitinginde ‘Kobani’ye buradan selam ediyorum. Kobani’deki her kardeşimin alnından öpüyorum demesi’ son derece önemli ve takdire şayandır. Başbakan Davutoğlu, hem Türkler hem de Kürtler için bir şanstır. Unutulmamalıdır ki Kürtler, Ortadoğu’daki yeni düzenlemede Türkiye’nin desteğini sağladıklarında, bu durum hem Kürtler ve Türklerin lehine, hem de bölgenin barış ve istikrarına ciddi hizmetler eder. Özellikle siyasilerin, Türkiye’de barış sürecini akamete uğratacak, Kürtler ve Türkleri karşı karşıya getirecek gereksiz polemiklerden uzak durmaları herkesin yararınadır.

Doç. Dr. Abdullah KIRAN (MŞÜ, Siyasetbilimci)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum