1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Erdoğan- Barzani ya da Ortadoğu'nun kaderi
Erdoğan- Barzani ya da Ortadoğu'nun kaderi

Erdoğan- Barzani ya da Ortadoğu'nun kaderi

Eğer Kürtler, bugüne kadar bağımsızlık ilan etmemişlerse, kuşkusuz bunun en önemli sebeplerinden biri Kerkük idi.

A+A-

Musul'un düşmesi Ortadoğu'da pek çok dengeyi alt üst etmiş durumdadır. Ninova ya da Musul'un düşüşü sadece Irak'ın geleceğini değil, tüm bölgenin geleceğini köklü anlamda etkileyecek bir gelişmedir. Bu anlamıyla Musul'dan önce ve Musul'dan sonra şeklinde bir ayrıma gitmek kaçınılmazdır. İyi ama nasıl oldu da koca Musul, bir iki günde İŞİD denilen, bölgenin en radikal ve acımasız gücünün eline düştü. Nasıl oluyor da daha birkaç yıllık geçmişi olan bir terör örgütü, en az 40 bin asker ve polisin korumasındaki Irak'ın ikinci büyük kentini ele geçirip, nerdeyse Sünni bölgelerin tamamında denetimi sağlayabiliyor?

Aslında Musul'un düşmesinin hikâyesi en az birkaç yıla dayanmaktadır. Musul, Şii yönetimlerin, özellikle de son iki dönemdir Irak'ı yönetme iddiasında olan Maliki yönetiminin dışlayıcı politikaları neticesinde Irak'la hayat bağları kopmuş bir şekilde varlığını sürdürüyordu. Nasıl ki Saddam Hüseyin Irak'ta iktidarını Sünni kesime dayandırıyor ve Şiilerle Kürtleri öteki olarak görüyor idiyse, benzer şekilde Şii yönetimler de Sünnileri iktidardan uzak tutuyor ve Kürtlerin yaşam sahasını daraltmaya çalışıyordu. Irak Anayasasına göre Kürdistan Federe bir bölgeydi, meclisi, ordusu ve siyasi partileriyle kendisine yönelik kuşatma ve hilelere tepki verebiliyordu, ancak Sünnilerin böyle bir şansı yoktu. Sünnilerin seçim boykotları ve 2005'te Felluce'de başlayan isyanlar bir yana, daha iki yıl önce Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık Haşimi, önce Kürdistan'a sığınarak canını kurtarmış ve ardında Türkiye'ye iltica etmek zorunda kalmıştı.

Kerkük'süz Kürdistan

Kuşkusuz Musul ve hemen ardında Sünni bölgelerin nerdeyse tamamının Irak'ın denetiminde çıkması, İŞİD gibi örgütlerin başarısından ziyade, Sünni kesimin Maliki yönetimine bayrak açmasından kaynaklanmaktadır. Musul'un alınmasında her ne kadar İŞİD adı ön plana çıkıyorsa da, aslından bölgede hâkimiyet kuran eski Baasçılar, aşiretler ve IŞİD'in oluşturduğu bir Sünni koalisyon gerçeği söz konusudur. Aksi takdirde Musul gibi Sünni- Arap milliyetçiliğinin oldukça etkin olduğu ve nerdeyse herkesin silahlı olduğu bir yerde, şehri koruyan tek bir güvenlik gücü mensubu olmazsa dahi Musul aylarca teslim alınamazdı. Dolayısıyla İŞİD, sadece madalyonun çok uzaktan görünen yüzüdür.

Irak ordusunun dağılması, Sünni koalisyonun Musul ve diğer yerlerde denetim kurması ve Kürdistan pêşmergelerinin de tarihi Kürdistan coğrafyası dâhilinde yer alan Kerkük ve Xanekin gibi yerleri denetimi altına alması, Kürt meselesi bağlamında yeni bir dönemin başlamasına olanak sağlamıştır. Eğer Kürtler, bugüne kadar bağımsızlık ilan etmemişlerse, kuşkusuz bunun en önemli sebeplerinden biri Kerkük idi. Kürtlerin, daha 11 Mart 1970'te Saddam yönetimiyle imzaladıkları otonomi antlaşmasının bozulması da Kerkük üzerinde anlaşmamaktan kaynaklanmıştı. Anlaşmanın 1. yıl dönümünde Saddam Kürtlere Kerkük şehrini yarı yarıya bölme önersini getirmiş, ancak Mola Mustafa Barzani, 'ileride Kürtler mezarıma tükürür' gerekçesiyle reddetmişti.

1975'te İran ve Irak arasında imzalanan Cezayir Antlaşması ardında, Saddam tekrar Kürtlere saldıracak, 1991 Körfez Savaşı'na kadar, Halepçe ve Enfal vahşetiyle, en az 200 bin Kürt yaşamını yitirecektir. Saddam rejimi, bir Arap mezarlığının dahi bulunmadığı Kerkük'te, ancak 250 bin Kürdü yerinden sürdükten ve onların yerine Arap nüfusu yerleştirdikten sonra denetim sağlayabilmişti. Oysa Kürtler, Kerkük'süz bir Kürdistan'a rıza gösterselerdi, bütün bu acılar yaşanmayacaktı.

Barışın kaderi

Musul'un alınması öyle kendiliğinde vuku bulmuş bir olay değil. Kanımca bu olay, uluslararası boyutları olan stratejik bir plan çerçevesinde meydana gelmiştir. Maliki yönetiminin, İran ve kimi zaman Amerika'yı da arkasına alarak bölgede kurmaya çalıştığı sistemin en önemli hedefi, Türkiye ve Irak Kürdistan'ı stratejik ittifakıydı. Erdoğan ve Barzani yönetimleri bu oyunu gördü ve Sünnilerin de plana dâhil edilmesiyle oyun bozuldu. Bundan böyle, Ortadoğu'daki barışın kaderi bu ittifak çerçevesinde şekillenecektir.

Türkiye'nin Kerkük üzerindeki 'vetosunu' kaldırması ve bağımsız Kürdistanı tanıma yönündeki mesajları, Maliki ve İran yönetimini çok ciddi anlamda köşeye sıkıştırdı. Şimdi kulislerde konuşulan, Maliki'nin, pêşmerge ittifakıyla İŞİD'in Musul, Tikrit ve diğer Sünni bölgelerden çıkartılması karşılığında, Anayasanın 140. Maddesini yerine getireceği, Kerkük ve diğer Kürdistani bölgelerin Kürtlere bırakılacağı şeklindeki önerisidir. Maliki'nin tek şartı, Kürdistan'ın bağımsızlığını ilan etmemesiymiş. Buna İran'ın telkiniyle Maliki'nin 'imana' gelmesi şeklinde yorumlayabiliriz.

Erdoğan-Barzani ittifakı

Ancak bu bir çıkış yolu değil ve Kürtler, artık meşruiyetini yitirmiş İran- Maliki yönetiminin, Sünni isyanını bastırma oyunun bir parçası olmamalıdır. Bu Sünni ve Şiiler arasındaki çatışmayı derinleştireceği gibi, Araplar nezdinde Kürt düşmanlığını körükler. Tarihlerinde ilk kez bağımsızlığa bu kadar yaklaşmış olan Kürtler, böyle bir öneriyi kabul eder mi? Bu sorunun cevabı, Türkiye- Kürdistan stratejik ittifakının kodlarında gizli. Eğer Türkiye, gerçek anlamda global bir aktör olmayı kafasına koymuş ve demokrasi 'oyununda' birinci ligde oynamaya karar kılmışsa, bunun yolunun içerde kendi Kürtleriyle barışması, dışarıda, Irak Kürdistan'ıyla, aradaki sınırı adeta anlamsız kılacak politikalar geliştirmesine bağlıdır. Kürtler ve Türkler, yeni bir 1514 Çaldıran Savaşı döneminden geçmektedirler.

Ya 500 yıl öncesi gibi tarihi bir ittifak kurup küresel bir aktör olarak dünyada söz sahibi olacak ya da Ortadoğu'daki hastalıklı yapının bir parçası olarak kalacaklardır. Ya Kerkük petrolü Akdeniz üzerinden, dünya pazarlarına satılarak Kürtler ve Türklerin çok daha zengin ve müreffeh bir yaşam sürmelerine olanak sağlayacak ya da Ortadoğu'daki kan gölü ve yangın yeri için bir yakıt olarak tüketilecektir. Kısacası Erdoğan – Barzani ittifakı, kısa vadede Irak ve Suriye'deki kan deryasına son verebilecek, uzun vadede tüm Ortadoğu'yu barışa kavuşturacak bir potansiyele sahiptir.

DOÇ. DR. ABDULLAH KIRAN -

MUŞ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜM BAŞKANI

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum