'Bu mekanizma Türkiye’ye uymuyor'

'Bu mekanizma Türkiye’ye uymuyor'

Adil Zozani: "Biz net olarak söylüyoruz istediğimizi, demokratik özerklik ve Türkiye’nin buna uygun olarak bölgelere ayrılıp yerel parlamentolar inşa ederek Türkiye meclisinin kurulması fikrini esas alıyoruz."

HDP Hakkari Mİlletvekili Adil ZozanÎ sözünü sakınmayan bir siyasetçi. Siyaseti, geleneksel siyasetin söylemlerinin ötesinde bir yerde tartışıyor ve beklenmedik çıkışları ve önerileriyle hem ilgi ve övgüye mazhar oluyor hem de tepki alıyor. Ben yine de onun bu arayışlarının kıymetli ve ufuk açıcı olduğuna inanıyorum. Zozanî, T24 haber sitesinden Helin Alp’e verdiği söyleşide Türkiye’de parlamenter sistemin işlemediğini, başkanlık sisteminin Türkiye’ye daha uygun olduğunu söyledi. Bu sözleri birkaç gündür yoğun biçimde tartışılıyor. Tepki de aldı yine. Ben de kendisiyle buluşup meramını bir kere de bana anlatmasını istedim ve kendisini bulmuşken barış süreci, demokratik özerklik ve Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı kampanyasına ilişkin sorular da sordum:

zozani2.jpg

Burada olduğunuzu duydum. Son açıklamalarınızı ilgiyle okumuştum. “Vekilimle bir söyleşi yapalım” dedim. Siz de kabul ettiniz. Teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.

Türkiye için başkanlık önerdiğiniz söyleşi çok konuşuldu. Niçin böyle bir öneride bulundunuz? Biraz açar mısınız?

Türkiye’de toplum dokusuyla uyuşmayan bir sistem ısrarla halklara dayatılmaya çalışılıyor. Yüzyıllarca belli bir sisteme alışmış bir toplumsal doku bir gecede alınan bir kararla Batı menşeili bir sisteme uydurulmaya çalışıldı ve olmadı. 90 yıldır bunda ısrar ediliyor ve 90 yılın bakiyesine bakıyoruz, bu sistem, mevcutta parlamenter sistem olarak adını koydukları bu sistem Türkiye’de oturmadı, Türkiye’de tutmadı. Bundan sonra da tutmasının da mümkün olmadığını düşünüyorum.

Neden tutmadı? Tarihi dayanağı olmadığı için mi? Geleneği olmadığı için mi? Belli bir iç dinamikle oluşmadığı için mi?

Sistemler eğer toplumsal dokuya uyum sağlıyorsa gelenekselleşir ve oturur. Türkiye’nin toplum dokusu 700 yıl yarı federatif denilebilecek, kısmen bugün modern anlamda başkanlık, yarı başkanlık modeliyle tarif edilecek bir sultanlık mekanizmasıyla yönetildi. Sultanlık mekanizması içerisinde yerel özerklikler her zaman vardır. 1920′lerden itibaren Türkiye’ye oturtulan, Türkiye’ye giydirilen sistemde ise bu yerel özgünlüklerin tamamı bir kenara bırakılarak, yerel özgünlüklerin, farklılıkların hepsi yok sayılarak toplum tektipleştirici bir mekanizmaya dönüştürülmek istenen bir sistemle idare edilmek istendi. Şimdi başından beri toplumsal doku buna bir direnç gösteriyor. İkinci önemli nokta, şimdi Türkiye’de parlamenter sistemin kendisinin de anlaşılamamış olmasıdır. Parlamenter sistem de Türkiye’de kurgusunu yapamadı. Türkiye’de parlamenter sistem denilen sistem teknokratik sistemin kendisidir. Yani bürokratların yönettiği bir sistemden söz ediyoruz. Seçilmişler bu sistemin içerisinde sadece figürandır. Bakanından tut başbakanına kadar. Hiç kimse bu sistemin içerisinde muktedir değildir. Davulu siyasetçinin boynuna asıyorlar, tokmağı bürokratın eline veriyorlar.

Sistem böyle işliyor mu peki, tıkanma olmuyor mu?

Son dönemde çıkan krizlerin sebebi de bu, krizlerin anası bu. Herkes bir askeri vesayetten söz ediyor, herkes bir sivil vesayetten söz ediyor, farklı farklı şeyler, vesayetler konuşuluyor burada ama özü itibarıyle Türkiye’de bürokrasinin vesayeti hiç konuşulmadı. Bürokrasinin vesayeti Türkiye’de darbelerin de hazırlayıcısı pozisyonundadır.
Peki, bu vesayetten nasıl kurtulacak ülke sizce?
Cesaretle sistemi tartışarak.

Mesela?

Türkiye’de bu mevcut kurulu devlet mekanizması Türkiye’ye uymuyor. Bunda ısrar etmenin bir anlamı yok. Türkiye’de ilerici, demokrat, Türkiye’nin geleceğini düşünen ve Türkiye’nin geleceğinin inşası ile ilgilenen insanların bu işi gündemleştirmesi gerekir. Şahsi kanaatimi söyleyeyim, Türkiye’deki mevcut parlamenter sistem bu ülkenin sorunlarına çözüm getiremez, bu mümkün değil.

Yerine hangi sistemin getirilmesi gerekiyor?

Bunu birlikte tartışmamız gerekir. Yerel inisiyatifin güçlendirildiği, bizim toplumsal olarak geçmişimizdeki bazı deneyimleri de referans alarak yerelin güçlendirildiği yeni bir Türkiye meclisi tartışmasını bizim gündemimize almamız gerekiyor. Bir, yerel güçlenecek, iki, devlet mekanizmasının tekelleşmesini engelleyici tedbirler geliştireceksiniz. Türkiye’de mevcut sistemde yürütme mekanizması aynı zamanda bütçeyi belirleyen mekanizmadır. Yürütme aynı zamanda bütçeyi tek başına belirleyen bir durumda kaldığı sürece siz demokratik işleyişten söz edemezsiniz.

Demokratik özerkliğin tartışılmasını öneriyorsunuz aslında, değil mi?

Adını ne koyarsanız koyun, biz demokratik özerklik diyoruz adına. Başkası başka bir isim koyabilir. Biz net olarak söylüyoruz istediğimizi, demokratik özerklik ve Türkiye’nin buna uygun olarak bölgelere ayrılıp yerel parlamentolar inşa ederek Türkiye meclisinin kurulması fikrini esas alıyoruz. Başkanlık sistemi dediğimiz şey bir bütün olarak bu sistemsel tartışmanın sembolize edilmiş olduğu yerdir. Başkanlık sistemi dünyada birçok ülkede uygulanan bir sistemdir ve herkesin kendisine göre ayrı ayrı tarif ettiği bir mekanizmadır. Türkiye’nin özgün koşullarına göre biz bu tartışmayı yapabiliriz. Neden yapmayalım?

Bu tek adam iktidarına yol açmaz mı?

Bu tartışmayı açtığınız zaman herkesin aklına aynı şey geliyor: Ya, tek adam iktidarı. Erdoğan tek adam olacak, Erdoğan sultan olacak. Şimdi bu tartışma Erdoğan’ın tek adamlığına boğulmayacak kadar değerlidir. Eğer bir tek adamlıktan söz ediliyorsa, Erdoğan bugün Türkiye’de pekâlâ tek adamdır. Faraza bu ülkede bir cumhurbaşkanı var ama mevcut devlet mekanizması içerisinde bir tek adamlık tehlikesinden söz ediliyorsa biz bu tehlikeyi bugün yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı, Erdoğan’ın isteği dışında tek adım atabilecek durumda değildir. Bu tek adam iktidarını bitirecek tek şey bütçe hakkı ile yürütmeyi birbirinden ayırmaktır.

Bu düşünceniz Erdoğan’ın istedikleriyle örtüşmüyor mu? Erdoğan da başkanlık ya da yarı başkanlık sistemini öneriyor.

Bizim bu tartışmamız Türkiye’de ilk kez Erdoğan’la yapılmış bir tartışma değil. Türkiye’nin geçmişinde pek çok kere bu tartışma yapılmış. Özal Türkiye’nin gündemine taşımış bu tartışmayı. Demirel bu tartışmayı Türkiye’nin gündemine taşımış. Türkiye’de sistem tıkandığında bu tartışma gündeme gelmiş. Erdoğan eğer Türkiye’de değişimin gereğini görmüş ve bunu gündemine almışsa, ben “bunu niye gündemine alıyorsun” diyemem. Biz Türkiye’de dıştalanmış bütün kimliklerin, kültürel kimliklerin, bütün etnik kimliklerin, kendisini içinde tarif edebilecekleri, kimliksel doyumlarını yaşayabilecekleri bir sistem kurgusundan söz ediyoruz. Şimdi Kürtler açısından demokratik özerklik talebinde bulunuyoruz. Statü talebinde bulunuyoruz. Mevcut teknokratik sistem içerisinde Kürtler’in bu taleplerine karşılık gelebilecek ne tür bir düzenleme yapma şansına sahibiz, düşünmek lazım. Yok. Korku, devlet korkusu böyle kaldığı sürece Kürtler’in statü talebine tekabül edecek bir değişim sağlamamız mümkün değildir.

Bu sistem değişikliğinde örnek aldığınız bir ülke ya da Türkiye’nin geçmişinde bir uygulama var mı?

Ben Türkiye’nin sistemsel kurgulanışını Batı’ya uyarlamanın çok doğru olmayacağını düşünüyorum. Tabii ki Batı’nın demokratik değerleri vardır, bu demokratik değerlerden bizim de feyz almamız gerekiyor, güç almamız gerekiyor, örneklememiz gerekiyor. Ama sistem kurgusu noktasında ben Batı’nın şablon olarak kabul edilmesini çok doğru bulmuyorum. Kendi tarihsel referanslarımıza bakarak bir inşa sürecine girmemiz gerekiyor. Ben bu ülkenin geçmişindeki bütün yönetişim modelleri mercek altına yatırılmalıdır, diyorum. Kürtler bu konuda belirli deneyimlere sahiplerdir. Türkiye devlet mekanizması ve bakiyesi olduğu tarihsel geçmişinde bu yönetişim örneklerine sahip bir ülkedir. Bakınız işte Rojava Kürdistanı’nda kantonların bir model arayışları vardır, bir model uygulamaları vardır.

Ve modeldirler.

Model kurgusu var. Model kurgusunda şuna bakın, bilmeyenler için söylüyorum. Kanton anayasasında ne var, ne söyleniyor orada: Bu kanton anayasasında halk meclisleri kuruluyor, kanton meclisleri kuruluyor, kanton meclislerinden büyük meclis oluşturuluyor, büyük meclisi içerisinden yürütme ve yürütmenin içinden yürütmenin başı tevdi ediliyor. Piramidi, yönetim piramidini bu şekilde kurguluyor orası.

Sizin partiniz de bunu yapıyor mahalle meclislerinden başlayarak.

Bunu yapıyoruz tabii. Biz bunu tarif ettiğimiz zaman herkesin aklına ilk başkanlık sistemi geliyor. Tarihsel geçmişimizdeki deneyimlere bakalım, diyorum ben.

Tarihsel geçmiş derken Cumhuriyet öncesinden mi bahsediyorsunuz?

Evet, Cumhuriyet öncesine de bakalım. Kürtler’in toplumsal yaşam açısından deneyimleri vardır, yönetişim açısından. ‘Mir miran’ sistemi köklü bir deneyimdir Kürtler açısından. Sayın Öcalan da mesela ‘Bir Halkı Savunmak’ kitabında yanılmıyorsam ifade ediyor, bu konuya değiniyor, diyor ki, “Benim burada demokratik konfederalizm olarak ifade ettiğim şeyi başka ülkelerin tarihinde aramayın, kendi tarihinizde arayın.” Tam da ifade ettiği şey bu. Demokratik konfederalizmi, Kürtler’in tarihindeki deneyimlerine bakarak gündemimize getirdi.

‘Mir miran’ sistemini açar mısınız?

Bir, önce müstakil olarak aşiretin karar mekanizması vardır, meclisi vardır, ikinci basamakta birbiriyle komşu olan aşiretlerin ortak meclisi vardır, ortak meclis kararları genel geçer kararlardır ama diğer her aşiret kendi yaşam ilişkileri içerisinde kendi karar mekanizmalarını ve kendi özgünlüklerini koruyor. Ve bütün bu mekanizmaya başkanlık eden, liderlik eden bir temsilci vardır. Birçok tarih evresinde aşiretler bu temsiliyet dönüşümünü de yapmışlardır.

Evet.

Her aşiret bir dönem olmuştur. Bu bizim açımızdan bir deneyim unsuru olabilir. Öte yandan Osmanlı’nın gelenek olarak yarattığı bir yönetim sistemi var. Esas Türkiye’de bir belleğini silme durumu var.

Kürtler artık ağırlıklı olarak kentlerde ve aşiret bağlarından azade yaşıyorlar. Peki, bu aşiret modelindeki meclisleri köy, mahalle, ilçe bazında mı örgütleyeceksiniz?

Biz köyden, mahalleden başlayan bir yönetişim modelinden söz ediyoruz. Ama bir bütün olarak toplumsal yönetişim mekanizması olması itibarıyle biz bir, yerel parlamentoları esas alyoruz, yerelin parlamentosu olmalıdır, demokratik özerklik tartışmamız içerisinde 20 küsur özerk bölge talebi vardır, önerisi vardır. Bunun anlamı şu, bu özerk bölgelerin tamamının kendisine ait karar mekanizmaları olacak.

AKP, kendisini Yeni Türkiye’de konumlandırıyor, diyorsunuz. Peki, AKP Yeni Türkiye’den ne anlıyor?

Bu sorunun cevabını elbette ki AKP’liler vermek durumunda ama ben meramımı ifade edeyim. Şimdi Türkiye’de kendini Kemalizm’le ifade eden bir bürokratik çizgi var. Ulusalcılık olarak tarif ettiğimiz bir bürokrasi var. İttihat ve Terakki’yi kendine esin kaynağı eden milliyetçi bir damar var, bir de 70′li yıllardan itibaren devlet bürokrasisi içerisinde yer edinmiş, kapitalizmle de evlenen, evliliğini gerçekleştirmiş İslami muhafazakâr bir damar var. Bu üç damar şu anda devletin içerisinde devletin temel organlarına nüfuz ediyor. AKP kuruluşundan itibaren bu üçlüyü, bu üçlü troykayı, ki Sayın Öcalan bu troykayı bir Tunç Yasası olarak tarif ediyor, bu üçlü troykayı idare ederek yol aldı. Son gelişmeler, özellikle 2012′den sonraki gelişmeler, hatta bunun evveliyatını 2010 anayasa referandumuna kadar da götürebiliriz, AKP’ye “sen torbanı doldurdun, sen heybene yeterince şey koydun, artık senin gitme zamanın geldi” dediler. AKP bu gitme zamanı mesajını aldı. Bu troykaya karşı ya pes edip evine gidecekler ya da ona karşı direnç geliştirecekler. Direnci geliştirecekleri nokta neresidir? Bunlara karşı bir barikat oluşturmaktır. Bu barikatın adı yenileşmedir. Bu mekanizmayla devam edemeyecektir, bu sistemin kendisini tartışmaya açmak zorundadır.

Biraz da süreci konuşalım. Sizce müzakere sürecinin hangi aşamasındayız?

Türkiye, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümünün müzakere sürecindedir. Artık müzakeredeyiz. Müzakere ediyoruz. Neyi müzakere edeceğiz? Kürt halkının temel hak ve özgürlüklerini müzakere ediyoruz, gasp edilen temel hak ve özgürlüklerinin iade edilmesi sürecini yaşıyoruz. Müzakere dediğimiz şey budur. Bugüne kadar devleti bu aşamaya çekmek için çok mücadeler verildi, çok da fedakârlık yapıldı, ısrarlı bir duruş devleti kendi tarihinde ilk defa bir sorunu müzakere ile çözme aşamasına getirdi, 90 yıllık Cumhuriyet döneminde ve ondan önceki 600 yıllık Osmanlı döneminde Türkiye tarihsel gelenek itibarıyle hiçbir sorunu müzakere ederek tartışmış bir ülke değildir. Bu Osmanlı dönemi de dahil bir ilktir. O nedenle “bu bir tarihi adımdır”, derken altını çizdiğimiz yer burasıdır. Türkiye’nin devlet olarak bunu yapması Kürt Özgürlük Hareketi’nin başarısıdır. Mücadelesiyle devleti bu noktaya çekti. Mücadelesiyle devletin yenilmezlik pozisyonunu değiştirdi. Müzakere çerçeve yasasının başlıkları kendi içinde gizlidir. Başlıkları içindedir nelerin müzakere edileceği. Siyasi haklar, bu müzakere yasasının çeçevesi içerisindedir. Hukuki haklar bu müzakere çerçeve yasasındadır, insan hakları bu işin içerisindedir, sosyo ekonomik haklar bu çerçeve yasasının içerisindedir, ifade edilmiştir.

Bu müzakere sürecinin belli bir aşamasında gerillanın yeni konumlanışı nasıl olacak?

Benim bugün İstanbul’da nasıl legal siyaset yapma hakkım varsa, Kürt halkının dağdaki evlatlarının da bu hakkı vardır. Daha açık söyleyeyim, PKK legal demokratik siyasetin bir aktörü olarak Türkiye siyaseti ya da Kürdistan siyaseti içerisinde olmak istiyorsa tabelasını Diyarbakır’a asabilmelidir. Üçüncü aşama budur. Dördüncü aşama bütün bu hakların anayasal güvenceye alınmış olmasıdır. Müzakere süreci bizim açımızdan budur. Bizi bu noktaya taşıdığı zaman müzakere süreci nihayete ermiş olacaktır, tamamlanmış olacaktır. Tabii ki bunun içerisinde tutsakların durumudur, Kürt Halk Önderi’nin esaret koşullarıdır vesaire. Ama bütün bunlar bu müzakere sürecinin aşamalarında gündemleşecek olan konulardır.

Ama bütün bu aşamaların yasalaşması gerekiyor, değil mi? Henüz bu yok, hepsi söylemde.

Bugün Pazartesi (7 Temmuz, söyleşinin yapıldığı gün), İstanbul’da konuşuyoruz, ayın 8′i itibarıyle, yarın parlamentonun gündemine gelecek, yarın Meclis’te tartışılacak, öyle zannediyorum, iki üç gün içerisinde, yani Perşembe gününe kadar biz bu yasanın parlamentodan geçtiğini söyleyebileceğiz.

Uzun uzun demokratik özerklikten söz ettik. Biraz da Barış ve Demokrasi Partisi’nden bahsedelim. BDP’nin adı Bölgelerin Demokratik Partisi oluyor.Bu yeni dönemde BDP’nin çalışmalarına siz HDP’li vekiller nasıl destek olacaksınız?

Biz Kürt halkının demokratik özerklik projesi kapsamında siyasal örgütlenmesini BDP öncülüğünde gerçekleştirmesini arzu ediyoruz. Bölgelerin Demokratik Partisi de bu esas üzerinde kendisini siyaseten yeniden formatlıyor. Biz bu projede başarıya ulaşması için her aşamasında görev alacağız. Mahalle meclislerinin örgütlenmesinde, kent konferanslarının örgütlenmesine kadar tüm aşamalarında yer alacağız, bu projenin Kürdistan’da oturması ve Türkiye açısından rol modeli pozisyonuna gelmesi için çalışacağız. Biz bu projenin içindeyiz, bu proje bizim projemizdir ve sahibiyiz. Dışında değiliz.

Selahattin Başkan Cumhurbaşkanı adayı oldu. Bu kampanya nasıl şekillenecek ve nasıl bir yol izleyeceksiniz. Bir yol haritanız var mı?

Sayın Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı benim açımdan iki defa anlamlıdır.

Nasıl iki defa?

Birincisi, ikimiz aynı kentin parlamenteriyiz.

Evet, Hakkari milletvekillerisiniz.

Hakkari tarihinde ilk defa cumhurbaşkanı adayı çıkarmış. Dolayısıyla bizim açımızdan, kentimiz açısından bunun sorumluluğu çok daha ağırdır. Hakkari’de konuştuğumuz her insan bu sorumluluğun idrakındadır ve bu seçimde bu mücadeleden yüzümüzün akıyla çıkacağımıza inanıyoruz. İkincisi, ilk defa Kürt tarihinde bir Kürdü, kimliğini inkâr etmeden devletin tepe noktasına aday gösterebiliyor. Bu bizim için çok önemlidir ve değerlidir. Üçüncüsü, üçüncü önemli nokta şu, Kürtler, Türkiye’deki diğer ezilmişlerle birlikte, dışlanmış bütün kültürel kimliklerle birlikte, etnik, inanç ve kültürel kimliklerin hepsinin bir arada, bütün halklarla birlikte, Türkiye’de halkların iktidarının mümkün olabileceğinin mesajını veriyor.

Kampanya nasıl şekillenecek?

Kampanyanın tamamı Halkların Demokratik Partisi MYK’sı üzerinden şekilleniyor. Halkların Demokratik Partisi’nin MYK’sı ve parti meclisiyle birlikte bölgesel görevlendirmeler yapıldı, planlamalar çıkarılıyor, bu planlamalar çerçevesinde bizler de o kampanyanın aktörleri olarak 10 Ağustos’a kadar çalışmalarımızı yapacağız. Allah ne verirse, sonucunu alacağız.

Başbakan, kampanyasına Samsun’dan başladı, Erzurum’da sürdürdü. Siz nereden başlatacaksınız? Hakkari milletvekili olduğu için Hakkari’den mi başlatacaksınız?

Bunu Sayın Demirtaş’la tartışmadık, bilmiyoruz. O tamamıyla kendisinin ve merkezi koordinasyonun tasarrufunda olan bir şey, bizimle bu konuda henüz tartışılmış bir şey yok, mutlaka bir düşünceleri var, ama bekleyelim, Erdoğan herhalde üçüncü adımda Sivas’a, dördüncü adımda Amasya’ya gider.

Birini mi takip ediyor Erdoğan?

Erdoğan Atatürk’ün izinde gidiyor ama umarım, umarım, Yeni Türkiye’nin kuruluşu, Yeni Türkiye’nin momenti Atatürk’ün döneminden sonraki sürece tekabül etmez. Bakın, Amasya’nın gizlenmiş iki protokolü var. Beklerim ki, Erdoğan Amasya’ya gittiği zaman Atatürk’ün de o gün Amasya Kongresi’ne katılan delegasyonun altında imzası bulunan gizli iki protokolü Türkiye kamuoyuna açıklasın. Orada Kürtler için ne denmiş? Dilerim ki Erdoğan bunu söyler. Biz de her defasında referans yapıyoruz. Diyoruz ki, biz 1921′lere dönerek tartışmamıza kaldığımız yerden devam edelim, bu parantezi kapatalım. Gizli Amasya’nın iki protokolünün günyüzüne çıkmasını çok arzu ediyoruz. Beklentimiz bu yöndedir. Sayın Demirtaş’ın kampanyası hiçbirini kopye edecek bir kampanya olmayacaktır. Bizim cumhurbaşkanlığı kampanyamızın özü halkın içinde kalarak yapılacak bir kampanyadır.

Ben Hakkari halkına hep gıptayla baktım, onların siyasi duruşlarının önünde saygıyla eğiliyorum ve diliyorum ki, Sayın Demirtaş kampanyasına Hakkari’den başlasın ve oradan Türkiyelileşsin kampanya. Bizi zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Keyifti benim için de sizinle konuşmak.

İSHAK KARAKAŞ / HALKIN NABZI

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.