1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Bekir Ağırdır'dan 'Kürt seçmen' tahmini
Bekir Ağırdır'dan 'Kürt seçmen' tahmini

Bekir Ağırdır'dan 'Kürt seçmen' tahmini

KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır 23 Haziran'da yenilenecek İstanbul seçiminde ortaya çıkabilecek muhtemel tabloyu değerlendirdi.

A+A-

Birgün gazetesinden Mehmet Emin Kurnaz'a söyleşi veren Ağırdır, Kürt seçmenin tercihinin değişmeyeceği tahminde bulundu. Ağırdır'ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

AKP’ye oy veren insanlar Binali Yıldırım’ın kampanyasına bakarak değil, CHP’ye oy veremiyor oldukları için oy verdiler. Tersi için de geçerli bir durum. Diğer bir dinamik de Ekrem Bey’in kampanyasından çok bu sonucu üreten şey iktidar blokunun kurduğu o sert ‘beka’ söylemine yaslanan; ancak ötekileştiren, şeytan ya da terörist gösteren dil oldu. İşte bu tarz, AKP-MHP blokunda olmayan bütün seçmen kümelerini Saadet Partisi’nden CHP’sine kadar kendi kimliklerini de aşırtarak bir nevi Erdoğan karşıtlığında konsolide etti.

Böyle bir kampanya olmasaydı 24 Haziran’dan sonra, özellikle CHP seçmeninde gördüğümüz, partisini eleştiren, ‘yine başaramadılar’ diyen insanlar içinden seçime katılmayanlar çok daha yüksek olabilirdi. Ama Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli sahneye çıkıp o dili kurduğu andan itibaren bu taraftaki herkes alarma geçti, konsolide oldu.

Tabii diğer bir durum da ekonomik kriz oldu. İnsanlar pazarda her yerde sebze meyvenin fiyatını gördü, kendi işini kaybetme durumunu gördü. Diğer taraftan 31 Mart’a kadar tamamen kimliğin ürettiği tamamen siyasi kutuplaşmaya endeksli bir durum vardı. Halk bu ikisi arasında bocalıyor, iktidarın politikalarından rahatsız olan insanlar öbür tarafa geçemedikleri için yine kendi bloklarında kalmaya devam ediyordu. Ama özellikle seçim akşamı Ekrem İmamoğlu’nun dili, söylemi ve yanında Canan Kaftancıoğlu, o geceden itibaren bir hak mücadelesi vererek doğru bir dil kurarak, aslında CHP’ye de ne yapması gerektiğini gösterdiler.

Şimdi bütün bir siyaset dilinden daha güçlü ekonomik bir sarsıntı var. Bunun ürettiği seçmen, hanesinin yemeği üzerinden hayata bakmak durumunda kalıyor. Bu sarsıntı toplumun bütün kanallarında, zihin damarlarında yeni tartışmalara yol açıyor. Bir taraftan da işte bu tartışma aklı selim yere varmasın diye medyanın da yardımıyla sürdürülen geleneksel kodlar ve kurulan bir ötekileştirme dili var. Sokağa çıkan insan önce domates fiyatıyla karşılaşıyor sonra ekran başına geçtiğinde başka bir şeyle yüz yüze geliyor.

Bugün AKP ve Erdoğan sahicilik, inandırıcılık yitimi yaşıyor. Kendi seçmeninde ortaya çıkan bir çözülme var. Bu çözülme karşı tarafa gitmesin diye korku üzerine kurdukları dil negatif kimliklenme üretiyor ve seçmen öbür tarafa gitmese de sandığa katılmayarak tepkisini gösteriyor. Ama şimdi o kararsız ya da sandığa gitmeyen seçmen partisi olmayan seçmen değil, partisi var ama memnun olmadıkları için gitmeyenler.

(Ahmet Hakan ve Turgay Güler gibi isimlerin İmamoğlu’yla yaptıkları programların seçmen üzerindeki etkisi hakkındaki soru üzerine) Doğrudan o programlara bakıp oy tercihini değiştiren yok. Aksine özellikle iktidar bloğunun meseleyi bu kadar karikatüze etmesi, 40 kanalda günde 8 saat propaganda edilmesi söz konusu olunca işte orada toplumun adalet duygusu zedeleniyor. Yani iktidar, bütün bu toplumun algısını yönetebilme çabasıyla medyadaki çoğu ismi karikatüze etti. Onlar da bu durumda sahiciliklerini yitirdiler. Dolayısıyla o insanların seçmende karşılığı yok. Bizim Türkiye’deki bütün bulgularımızın gösterdiği şey, az önce belirttiğim o bir şeye yanında olmaktan daha çok karşısında olma duygusunun belirleyiciliği.

İstanbul’da Kürt seçmenin yüzde 80’i muhalefet tarafında yer alacaktır. Bunun kolay kolay değişeceğini sanmıyorum. Yüzde 20’lik bir kesim ise İYİ Parti ve CHP’nin Kürt sorununa tavrı dolayısıyla duygusal yaklaşıyor olabilir. Bu konuda Tayyip Erdoğan’ın 4 haftalık tavrı, söylemi durumu nasıl etkiler bunu şimdiden konuşmak zor ama bu ayrıştırıcı söylem onları da sandığa götürüp muhalefeti desteklemelerine neden olabilir.

7 Haziran seçimlerinden beri bir şeyin kırılacağını, toplumda bu kadar zorlamayla bükülen çubuğun kırılacağını hissettik. Bu yüzden ‘sabır’ temalı bile araştırma yaptık. Bizim genel tespitlerimizden biri, evet Türkiye insanı bu kutuplaşmayı yaşıyor ama bireysel hayatında da çok umutsuz, kadere teslim durumda değil. Bu kutuplaşmadan rahatsız, kimse evini, dükkanını ortak alandan ayırmıyor. Ancak bu dil toplumun fay hatlarında enerji biriktiriyor.

Bu seçimde diğer partilerin tabii çok hükmü yok. Bir tek Saadet Partisi’nin varlığı biraz önceki bahsettiğim negatif kimliklenme durumundan kaynaklı İmamoğlu lehine işledi. Saadet Partisi, iktidarı eleştirse bile diğer tarafa yönelemeyen seçmen için alternatif olarak doğru olanı yaptı diye düşünüyorum.

MHP de AKP’den boşalan seçmen için bir durak olarak duruyor. Benzer bir durum bu. Ancak şunu görmek gerekiyor ki yeni başkanlık sistemi ile zaten siyasi düzen üç adaylı bir noktaya doğru gider. İttifaklar kalıcı olur diye düşünüyorum. Belki tamamen birleşirler. Temsili düzenden çıkarak yeni sistemde 50 artı bir düzenine dönüyor. Bu durumda küçük partiler de büyüklerin içinde erir. Sonuç itibariyle bir muhafazakâr dünyanın, bir seküler dünyanın, bir de Kürt dünyasının etrafında kümelenmeler oluşur diye düşünüyorum.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.