1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Bedia Özgökçe: Kürtlerin seçme ve seçilme hakkına el konuyor
Bedia Özgökçe: Kürtlerin seçme ve seçilme hakkına el konuyor

Bedia Özgökçe: Kürtlerin seçme ve seçilme hakkına el konuyor

19 Ağustos’ta İçişleri Bakanlığı’nın kayyum atadığı Van Büyükşehir Belediyesi’nin “eski” Eş Başkanı Bedia Özgökçe Ertan, İçişleri Bakanlığı’nın hakkındaki iddialarını yanıtladı.

A+A-

31 Mart’ta halk oylarının yüzde 53’ünü alarak Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı’na seçilen ve sadece beş ay sonra yerine kayyum atanan Bedia Özgökçe Ertan’a, hakkındaki iddiaları sormak üzere Van’a gittik. Salı günkü polis müdahalesi sırasında geçirdiği sakatlık yüzünden iki arkadaşının desteğiyle söyleşi yapacağımız HDP Van İl Binasına gelebilen Ertan’dan önceki kayyumun icraatlarını ve hakkındaki iddialara tek tek yanıtlarını dinliyoruz…

Destek almadan yürümekte güçlük çekiyorsunuz. Ne oldu?

Salı günü milletvekilleri ve partililerimizle beraber Van’ın en işlek yeri olan Cumhuriyet Caddesi’nde bir basın açıklaması yapmak istedik. Fakat polis, halkı çağırdığımız yere ulaşamadan bizi ablukaya aldı. O ablukada şimdiye kadar hiç görmediğimiz gazlarla müdahale yapıldı. Milletvekillerimiz yaralandı.

Kaç kişiydiniz?

Halka doğru yürümeye çalışan 25-30 kişilik küçük bir gruptuk. 15 milletvekilimiz, belediye eş başkanlarımız, bazı meclis üyelerimiz vardı. Polis müdahalede bulunmak isteyince bulunduğumuz yerde oturup konuşma yapmaya çalıştık. Bunun üzerine gaz sıkıp üstümüze çullandılar. Saçımı çektiler, üstüme bastılar. O arada dizim yaralandı. Kırık yok ama dizim ezilip burkulmuş. Zaten tüm vücudum ezildiği için ağrılar içindeydim. Aynı şekilde milletvekillerimize tekmelerle, kalkanlarla vurdular. Milletvekilimiz Abdullah Koç’un yüzüne daha önce hiç görmediğimiz bir gaz sıkılmıştı. Kanserojen madde içeren gazı hastanede iki saat boyunca yıkayıp silmeye çalışmışlar. Ben de dizimden aldığım darbe yüzünden hastaneye kaldırıldım.

Sizinle söyleşiye gelirken konuştuğumuz şoför, “Vanlılar dişlerini sıkmış durumda ama kimse sesini çıkaramıyor” diyordu. 19 Ağustos’ta makamınıza kayyum atanmasıyla beraber burada nasıl bir halet-i ruhiye var?

Hakikaten herkes çok öfkeli ama burada 2016’da ilk kayyum atandığından beri ayda veya 15 günde bir ilan edilen bir eylem-etkinlik yasağı var. Bu uygulama zaten OHAL döneminde daimileştirildi. Dolayısıyla insanların öfkelerini, taleplerini basın açıklamasıyla ilan etmek istemesi bile çok ağır müdahalelere maruz kalmaları anlamına geliyor. Zaten herhangi bir basın açıklaması yapmak istediğimizde bizi hemen ablukaya alıp halktan uzak tutuyor, sonra da sanki marjinal bir grupmuşuz gibi bir algı yaratıyorlar. 2016’dan beri bu algıyı sürekli diri tutmak istiyorlar. Ama biz marjinal değiliz, halkız biz!

Önceki gün sosyal medyaya çok korkunç bir görüntü yansıdı. Bırakın HDP’lileri, CHP ve hatta bir AKP milletvekili bile bu şiddete isyan etti. Sonradan şizofreni hastası olduğu Valilik tarafından da kabul edilen genci bir grup polis kahvehanenin içinde linç edercesine dövüyor…

O lincin görüntülerini bir vatandaş gizlice çekmiş ama görüntüsü olmayan, buna benzer binlerce olay var. Son dört yılda gerçek mermilerin kullanıldığı, ağır şiddetin uygulandığı, gözaltı araçlarında korkunç şiddetin uygulandığı sayısız olaya şahitlik ettik. Kolluk güçlerine bunun için hem yetki hem de cesaret verilmiş durumda. 2016 yılında yapılan yasal düzenlemeler bu şiddeti, işkenceyi doğrudan teşvik edici mahiyette. Şu an konuştuğumuz HDP İl Binamız dört yıldır sıkı bir gözetim altında. Buraya girip çıkan herkes tek tek kayıt altına alınıyor, binamız dinleniyor. Seçim kampanyası sırasında da bu böyleydi. Hatta bazı dönemlerde binamıza gelip gidenlere GBT kontrolü bile yapılıyor. Zaten HDP’nin yerelde herhangi bir biçimde siyaset yürütmesine, basın açıklaması bile yapmasına engel olunuyor. Kayyumun atanmasıyla beraber bize yönelik saldırganlık had safhaya ulaşmış durumda.

‘AKP’Lİ ADAYIN BABASINA BİLE ARAÇ TAHSİS EDİLMİŞ!’

Size yönelik bu uygulamaları yürüten mülki amir, 19 Ağustos’tan itibaren artık sizin belediyedeki koltuğunuzda da oturuyor. Makamınıza kayyum atanmasına gerekçe olarak İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı bazı hususlar var. Bunlardan biri örgüte para aktarıldığı iddiası. Van Büyükşehir Belediyesi’nin böyle bir faaliyeti oldu mu?

Bu hem dayanaksız hem de çok komik bir iddia. Böyle bir şeyin olması söz konusu bile değil. Van Büyükşehir Belediyesi, önceki kayyum döneminden kalan 1,5 milyar TL’lik bir borcun altında ezilen ve 31 Mart’tan beri bir kuruş harcayamayan bir belediye. Belediyeyi geri aldığımız 31 Mart itibariyle mali tabloda görünen borç 1.2 milyar TL’ydi. Bu, o gün itibariyle muhasebeleşmiş borçtu. Ama belediyenin diğer borç kalemleri de eklendiğinde, biz orayı 1,5 milyar TL borçla devraldık. Bununla beraber belediyedeki hasar sadece borçtan ibaret değildi. Belediyenin bel kemiğini oluşturan nitelikli iş gücünün önemli bir bölümü KHK’larla ihraç edilmişti. İşten atılanların yerine getirilenler de kalifiye değildi. Dolayısıyla belediye çalışamaz hale getirilmiş, çalışabilecek nitelikli personel yok ama personel fazlası var! Peki biz hangi kaynakla, hangi güçle örgüte yardım yapmışız? Böyle bir şey yok. Biz geldiğimizden itibaren harcama değil, sadece tasarruf yaptık.

Nasıl bir tasarruf yaptınız?

Görevdeki dört ay boyunca gereksiz giderleri önleyerek tasarruf yapmaya çalıştık. Makam saltanatına son verdik. Kayyum döneminde daire başkanlarına, şeflere, müdürlere, ilçelerdeki kayyumlara, kayyum eşlerine, hatta AKP adaylarının babalarına tahsis edilen araçları geri çektik mesela! Ki bu da 190’dan fazla araçtı. Belediye başkanının, daire başkanlarının, genel sekreterlerin belki makam aracı olabilir. Ama şeflerin, müdürlerin, yahut Gevaş Belediyesi kayyumunun, eşinin aracını neden Büyükşehir Belediyesi tahsis etsin! Gevaş’taki AKP adayının babasına neden belediye araç tahsis etsin? Keza Van Büyükşehir Belediyesi’nin adayına neden belediye araç tahsis etsin?

‘KAYYUMUN ‘ŞEHİT AİLESİ’ ADIYLA ALDIĞI ÜÇ KİŞİNİN NE İŞİNE SON VERİLDİ NE YERİ DEĞİŞTİRİLDİ’

Tüm bunları daha önce kamuoyuna açıkladınız mı?

Biz tüm bunlarla ilgili bilgileri, yapılmış ihalelerdeki usulsüzlüklere ilişkin dosyaları hazırlıyorduk ve kayyum atanmasaydı teker teker kamuoyuna açıklayacaktık.

Araçlar dışında ne tür tasarruf tedbirleri aldınız?

Mesela Kocaeli Parkı’nda belediyeye ait bir restoran-kafe var. Burası sürekli zarar ediyordu. Araştırınca ortaya çıktı ki, her gün 400 adet kahvaltı valiliğe, emniyete ve başka kurumlara yollanıyor. Bu kurumlara yüzde 40 indirim uygulanıyor. Belediyeyi devralışımızdan iki ay öncesine kadar her ay 240 bin lira zarar eden ve belediye bütçesinden kaynak aktarılan bu işletmedeki kaçak musluğu kapatınca, burayı normal bir işletme hâline getirince kâr etmeye başladık. Buna benzer çok sayıda kaçak musluğu kapattık.

Aleyhinizdeki iddialardan biri de kayyum döneminde işe alınan “şehit yakınlarını” işten çıkarttığınız, mobbing uyguladığınız yönünde…

Bakın, bir kere bizim belediyeye kayyum döneminde “şehit ailesi” adıyla alınan üç kişinin ne yeri değiştirildi ne de işlerine son verildi. Dolayısıyla bu yöndeki iddia külliyen yalan. Kimsenin ekmeğiyle oynamadık ve bir istisna dışında kimsenin işine son vermedim.

‘SADECE BİR KİŞİYİ İŞTEN ATTIM, O DA BELEDİYE ARACINDA UYUŞTURUCU KULLANMIŞ’

Kim o istisna?

Belediyenin aracında uyuşturucu kullanırken yakalanmış bir BelVan personeli vardı. İşine son verilmesi yönündeki talep önüme geldiğinde, polis tutanağına baktım ve o personelin işine son verdim. Ayrıca yerini değiştirdiğim bir kadın personel, bu nedenle sokakta başka bir kadın personeli dövmüştü. Onun da çıkışını vermek istedim ama belediyeye kayyum atandığı için son aşamada ne olduğunu bilmiyorum.

Peki İçişleri Bakanlığı’nın hakkınızdaki mobbing iddiasına yanıtınız nedir?

Bakın, işe alınma sebeplerine bakarak bir çok kişinin yerini yeniden belirledim. Personel kaloriferci olarak işe alınmış ama hukuk servisinde çalışıyor! Beden işleri için alınmış ama fen işlerinin, yahut imar daire başkanlığının masasında çalışıyor! Mühendislerin masası, bilgisayarı yokken nedense kayyum döneminde işe alınmış bu personelin vardı! Ayrıca bir yerde yolsuzluk yapılıyordu mesela. Yani doğrudan vatandaştan rüşvet alanlar vardı. Derhal onlar hakkında soruşturma başlattım, açığa aldım ve evraklarını savcılığa bildirdim. Dolayısıyla yer değişiklikleri, açığa alma, mobbing dedikleri şeyler bunlardır. Evet, yer değişiklikleri yaptım. Kayyum öncesi daire başkanlarıyla çalışacağımı söyledim. Bu uygulamaların hepsi yasal olarak yetkilerim dahilindedir.

İşe kaç kişi aldınız peki?

3700’ün üzerinde personelin çalıştığı belediyeye atadığım kişi sayısı 5! Onların da kim olduğunu söyleyeyim: Belediyeye gelir gelmez, beraber çalışabileceğim en yakın kadroyu kurdum. Bunlar da ikisi basın, ikisi sözleşmeli ve bir tanesi de kendi danışmanım olan, toplam 5 personelden oluşuyordu. Normalde beş tane danışman alma hakkım olduğu halde, bütçemizi, belediyenin devasa borcunu göz önüne alarak sadece bir danışman atamayı tercih ettim.

‘HAKKIMDAKİ FEZLEKELER: PERVİN BULDAN’I, FATMA KURTULAN’I PROTESTO ETMEDEN DİNLEMEK!’

Kayyum atamasına gerekçe olarak sunulan hususların başında, hakkınızda açılmış davalar da bulunuyor. Nedir bu davalar?

1999 yılından beridir insan hakları, kadın hakları alanında mücadele yürüten bir hukukçuyum. Özellikle İnsan Hakları Derneği’ndeyken çok sayıda faili meçhul cinayet ve işkence davasını takip ediyordum. Bu hak ihlallerine karşı çok sert açıklamalarım, hazırladığım dosyalar da oldu. Fakat 2015 yılında HDP milletvekili seçildiğim güne kadar hakkımda açılmış bir soruşturma bile yoktu. Ne zaman ki milletvekili oldum, konuştuğum her söz, attığım her adım, hatta sessizliğim bile fezleke konusu oldu. Dokunulmazlıkların kaldırılması konuşulur konuşulmaz, yirmi gün içinde HDP milletvekili arkadaşlarım gibi benim hakkımda da dosyalar oluşturuldu. Hakkımda açılan üç dava dosyası gerekçesiyle de dokunulmazlığım kaldırıldı. Devam eden bu davalardan bir tanesi ağır ceza mahkemesinde, iki tanesi de asliye ceza mahkemesinde. Davalardan biri örgüt propagandası kapsamında açıldı. O da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yaptığım konuşmaya dayandırılıyor. “Biz kadınlar barış istiyoruz. Barikatların önünde de arkasında da kimsenin ölmesini istemiyoruz” demiştim. Savcılık iddianamesinde “barikatın arkasındaki teröristleri savunmak suretiyle terör örgütü propagandası yaptı” deniyor. Ağır cezada süren davam işte budur! Bu açıklamadan sonraki süreçte ben ikinci kez milletvekili seçildim. Benzer bir biçimde konuşmalarım, partimin etkinlikleri dolayısıyla hakkımda bir sürü fezleke hazırlandı. Mesela 9 Mart’ta milletvekilimiz Fatma Kurtulan’ın açıklamasını, Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan’ın konuşmasını, kendilerini protesto etmeden dinlediğim için hakkımda örgüt propagandası yapmaktan iki ayrı fezleke hazırlandı. Türkiye’nin Afrin’e girişinden sonra, insan hakları örgütlerinin tespit ettiği ihlalleri Mersin’deki Newroz kutlamasında aktardığım ve eleştirdiğim için de dava açıldı. Bu davaların tümü milletvekili olarak, Meclis’te yaptığım konuşmaların aynısının dışarıda yapılmış olmasından kaynaklıdır. Dolayısıyla aslında bizim için hiçbir zaman kürsü dokunulmazlığı işletilmedi. Ben bir hukukçuyum ve hakkımda açılan davalar bağımsız, tarafsız herhangi bir mahkemeye giderse, tamamından beraat ederim.

Katıldığınız cenaze törenleri ve taziyeler de dava konusu olmuş galiba…

Özellikle bu konuda da bize yönelik bir manipülasyon işletiliyor. Ölümle birlikte hükmün kalktığı yasada da, sosyolojide de, kültürde de bir kabuldür. Fakat siyasi iktidar meseleye bu açıdan bakmayı reddediyor ve bu konuda da hakkımda açılmış dava var. İnsanların acısını paylaşmak, ölümleri, gençlerin toprağa düşmesini engellemek biz siyasetçilerin görevidir.

‘GÖREVDEN ALINMAMIN GEREKÇELERİNDEN BİRİ AKP’LİLERİN ATTIĞI İKİ TWEET’

Belediye eş başkanlığına seçildiğinizde, kayyum atanabileceğini tahmin ediyor muydunuz?

Bu ihtimal her zaman için vardı. OHAL KHK’larıyla kayyum atandıktan sonra yasal değişiklikler yapıldı ve belediye mevzuatı da bu çerçevede değiştirildi. KHK’larla belediye mevzuatına sokulan bir sürü garabet var ama OHAL KHK’ları Meclis onayından geçirildikten sonra yasa haline de getirildi. CHP bunu Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştü ama AYM bu konuda olumsuz yanıt verdi. Neticede Belediye Yasası’nın 45 ve 47. maddesinde, belediye başkanı hakkında Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında açılmış herhangi bir soruşturmanın olması, görevden almaya yetiyor. Yani belediye başkanlığı zaten pamuk ipliğine bağlı. Dolayısıyla istedikleri an kayyum atayabileceklerini biz zaten biliyorduk.

Yani diyelim ki Ekrem İmamoğlu hakkında herhangi bir savcı TMK kapsamında soruşturma açtı. İçişleri Bakanlığı bunun sonucunu beklemeden yerine kayyum atayabilir mi?

Derhal atayabilir! Zaten hakkımda saydığım davalar olmasaydı bile, herhangi birinin şikayetini dikkate alan savcı soruşturma açsaydı, bakanlık yine kayyum atayabilirdi. Yani halkın onca emekle gidip seçtiği belediye başkanları bu kadar güvencesiz hale getirilmiş durumda. Nitekim görevden alınmama gerekçe yapılan soruşturmalardan biri, atılmış iki tweet dolayısıyla açıldı.

Sizin attığınız tweetler mi?

Hayır. Birisi AKP’li Gevaş Belediye Başkanının, diğeri de AKP’li bir belediye meclis üyesinin aleyhimde attığı, belediyeler arasında ayrım yaptığımı iddia ettikleri iki tweet! “AK Partili ilçe belediyemiz dururken, gidip Batman-Kozluk belediyesine yardım yapıyorsunuz,” demişlerdi. Mersin’den bir savcı bu iki tweeti, üzerine vazife bilip ben ve meclis üyelerimiz aleyhine TMK kapsamında soruşturma başlattı.

Kozluk Belediyesi’ne nasıl bir yardım yaptınız?

Göreve yeni başladığımızda Kozluk Belediyesi Başkanı yanımıza geldi ve kayyumun yarattığı enkaz yüzünden adım atacak imkânı olmadığını söyledi. “Hiç mazotumuz yok, bari bize biraz mazot verin” dedi. Biz de bu talebi belediye meclisimize sevk ettik. Belediye Kanunu’nun 75. Maddesi’ne göre, herhangi bir kamu kurumuna, kamu hizmeti olduğu müddetçe yardım yapmak görevimiz kapsamındadır.

‘BELEDİYENİN ETRAFINA 1 MİLYON 650 BİN TL’YE DUVAR ÖRÜLMÜŞ’

680 milyonluk borcu dolayısıyla adım atamayan Yüksekova Belediyesi de Kadıköy Belediyesi’nden böcek ilacı yardımı talep edip almıştı…

Tabii, sanırım biz de bir miktar ilaç yardımı yaptık onlara. Kozluk’a, miktarını tam hatırlamıyorum ama 1 ila 10 ton arasında bir mazot desteği verdik ve daha sonra da ilçe belediyelerimize “gücümüz yok, artık böyle yardımlar yapamayız” dedik. HDP’li Özalp ve Muradiye belediyelerinin de, AKP’li belediyelerin de mazot talebi vardı. Ama biz belediye meclisi olarak bu taleplerin tümünü reddettik. Bunun üzerine sözünü ettiğim iki tweet atıldı. Şimdiden bakınca onun da kayyum hazırlığının bir parçası olduğunu görüyorum. Çünkü bu iki tweet üzerine, hemen hiç haber olmadığımız 60’a yakın ulusal basın organı “belediyeler arasında ayrım yapıyor” diye haber yaptı.

31 Mart’tan çok kısa süre sonra, 12 Mayıs’ta Trabzon’da konuşan İçişleri Bakanı da “Önümüzdeki 5 yıl aynı şekilde devam edelim. Çok net söylüyorum orada HDP’nin belediyesi filan kalmaz” diyerek bugünkü uygulamanın sinyali verilmişti…

Seçimden önce de “yine kayyum atayacağız” demişlerdi zaten. Bu tehdidi hiçbir zaman dilden düşürmediler. 31 Mart seçimi, kayyumların oylandığı bir referandumdu aslında. Neticede “kayyuma hayır” diyen halkın iradesi kazandı. Yasal kılıfını yapmışlardı ama biz, devletin halkın talebini, tepkisini doğru okuyacağını ve bir daha kayyum politikasına başvurmayacağını düşünüyorduk. Bakın, biz göreve başladığımız ilk gün, Van Büyükşehir Belediyesi’nin etrafını ören duvarı kaldırmak istedik ama Valilik bunu reddetti.

Nasıl bir duvar bu?

Kayyum zamanında her bir beton bloğu 7 bin liraya mal olan, belediye bütçesinden toplam 1 milyon 650 bin lira harcanarak örülen bir “güvenlik duvarı” var. Biz, halkla belediye arasına kurulmuş bu duvarı kaldırmak istediğimizde Valilik derhal yazı gönderip “kaldırırsanız yine koyarız” dedi.

Neden?

İl İdaresi Kanunu’na dayanarak “ilin güvenliği valilik sorumluluğundadır” diyorlar. Neticede o duvar kaldı. Görev yaptığımız beş ay boyunca da belediyemizin önünde sürekli iki panzer, birkaç zırhlı araç ve gözaltı aracı olarak kullanılan bir otobüs sürekli bulunduruldu.

‘VAN KAYYUMU BANYO YAPTIRMAMIŞ AMA MİLYON LİRALIK ‘DOĞRUDAN TEMİN’ YAPMIŞ’

Göreve başlayıp belediye binasına girdiğinizde, Diyarbakır Belediyesi’ndeki gibi lüks banyoya benzer bir tablo gördünüz mü?

Van’daki kayyum banyo yaptırmamış ama şu an hapiste bulunan önceki dönem belediye başkanımız Bekir Kaya döneminde belediyeye hediye edilmiş, başkanlık katında serili halılar çalınmış galiba (Gülüyor). Tabii fahiş harcamalar, usulsüz ihaleler diz boyu. Bu arada ilk kayyum olan valinin ve özellikle de eşinin Kayseri’den, Elazığ’dan özel olarak çağırdığı firmalara, Kocaeli Parkı’ndaki işletmede tekrar tadilat yaptırılmış. O restoran ve kafe zaten yeni yapılmıştı ama kayyum bir daha, bu sefer inanılmaz bir lüksle yaptırılmış. Çünkü o işletmeyi kayyum, eşi ve yakın çevresi, misafirlerini ağırladıkları özel bir mekân gibi kullanmış. Vali ve eşine özel mescit ve tuvalet yaptırılmış. Her akşam özel yemekler verilmiş burada. Ha, burası için 48 bin liraya alınmış özel yemek takımını da unutmayalım! (Gülüyor). Harcamalarıyla, şatafatıyla tamamen bir saray özentiliği. Keza Van Gölü’nde bulunan, belediyeye ait bir teknemiz var. “Protokol tekne” dedikleri, ta Özel İdare’den, Valilikten kalma, 650 bin lira değerinde, 70 kişilik kapasitesi bulunan eski bir tekne bu. Bu tekne de 638 bin lira gibi bir parayla tadilattan geçirilmiş, üstüne bir kat çıkarılmış, kapasitesi 30 kişiye düşürülmüş. Orada ilk kayyumun eşi ve yakın çevresi gün yapıyormuş!

İhalelerde usulsüzlük yapıldığına dair elinizde veriler var mı peki?

Az önce saydıklarım sadece buz dağının görünen kısmı. Bütün ihaleler Kayseri, Elazığ ve Trabzon’dan çağrılan şirketlere verilmiş. Mesela Kocaeli Parkı’ndaki tesis için 500 bin liralık danışmanlık hizmeti alınmış. Normalde sadece 90 bin TL’ye kadarki ihaleler doğrudan temin yoluyla, zorunlu hallerde yapılabiliyor. Aynı iş için de bir yıl içinde iki kez ihale açamazsınız. Fakat aynı iş için, çok kısa süreli aralıklarla üç tane ihale yapılmış. Üstelik bunlar 2, 5, 6 milyon TL’lik ihaleler. Belli ki doğrudan temin yoluyla birilerine bu paralar aktarılmış. Bunun başka bir izahını bulamıyorum. Buna benzer sayısız iş var ve 1.2 milyar TL’lik bu şekilde oluşturulmuş.

‘KİMSENİN YAŞAMADIĞI AKDAMAR ADASI’NA MİLYONLARCA LİRAYLA GÖL ALTINDAN SU HATTI ÇEKİLMİŞ’

Peki ilk kayyum, Bekir Kaya’dan belediyeyi ne kadar borçla almıştı?

380 milyon TL’lik borç kalmıştı o zamandan. Üstelik o borcu da Bekir Kaya, önceki AKP belediyesinden devralmıştı. Van Su ve Kanalizasyon İdaresi (VASKİ) eskiden belediyeye borç para verebiliyordu. Kayyum, buranın gelir-gider dengesini bozmuş. Şu anda Van merkez mahalleleri içinde kanalizasyon sorunu olan bölgeler var. Fakat burayı çözmek yerine İran sınırındaki köylerde kanalizasyon yapmışlar. Tabii hayali mi, değil mi, onu da bilmiyorum çünkü kısa görev süresi içinde gidip görme imkânı bulamadım. Keza kimsenin yaşamadığı ama turistlerin gittiği Akdamar Adası’na Van Gölü’nün altından su hattı geçirilmiş ve bunun için devasa paralar harcanmış. Bu elbette bir hizmet ama acil ihtiyaç değil. Oraya giden turistlerin içme suyu ihtiyacı taşıma usulüyle bile halledilebilirdi. Neticede faturalardan ayda 3 milyon, genel bütçeden de 3 milyon olmak üzere toplam 6 milyon geliri olan ama en az 12 milyon gideri olan VASKİ şu an batak halde. Her yere sondaj yapıldığı için VASKİ’nin her ay sadece elektrik faturası 4,5 milyon TL. Borcundan dolayı iki defa enerji firması elektrikleri kesince Van susuz kaldı. Bin bir uğraşla elektrikleri açtırabildik. Personeliyle, borcuyla bir enkaz devraldık yani.

Peki yeni kayyum belediyeyi nasıl yönetebilecek?

Bize her ay genel bütçeden 40-45 milyon TL para gelirdi ama bunun 10-15 bini kesiliyordu. Oysa kayyum döneminde bu kesinti hiç yapılmamıştı. Kesintiler dolayısıyla zaten ay sonunu zor getiriyorduk. Belediye şu an kendini çevirebilecek durumda değil ama muhtemelen iktidar kaynak aktararak, kesintilere son vererek burayı yönetme yoluna gidecek.

‘MADEM HALK KAYYUMU İSTİYORDU, NEDEN BİZİ SEÇTİ?’

İktidar medyasından bazı kalemler, “kayyum gelince halk derin bir oh çekti, çünkü artık hizmet gelecek” yollu yazılar yazıyor…

Hakikatin alanen bu kadar ters yüz edilmesi insanda büyük bir öfke yaratıyor. İnsanlar bin bir emekle, yoğun baskılar altında, gözaltı ve tutuklama tehditlerine rağmen sandığa gitti ve bizi seçti. Madem halk kayyumu bu kadar istiyordu, neden bizi seçti? Ayrıca kayyum döneminde hizmet filan olmadı. İcraatları da, yarattıkları borç da ortada ve bunu Van halkı görüyor. Burada kayyumdan sonra AKP’li adayların başa geçtiği ilçe belediyelerimiz var ve onlar da büyük borç batağı içinde ama korkudan seslerini çıkaramıyorlar. Sayıştay’ın 2017 raporuna da yansıdığı üzere 194 kişi, kayyum tarafından usulsüz bir biçimde işe alınmış. Bu rapora dayanarak bu insanları işten çıkarmamız gerekiyordu ama vicdanımız elvermedi ve bunun için bir komisyon kurmayı, bununla ilgili işlemleri ona göre yapmayı planlıyorduk. Bunun dışında yolsuzluk dosyaları var. Tüm bunlar ortadayken yüzleri kızarmadan aleyhimize propaganda yapmalarına hayretle bakıyoruz.

Kayyum atamaları sonrası CHP’den gelen tepkileri, Kılıçdaroğlu’nun tutumunu nasıl yorumluyorsunuz?

Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tepkisi demokrasiye, yerel yönetim anlayışına uygun, çok isabetli bir açıklamaydı. Ama akabinde Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamayı çok talihsiz buluyoruz. Böylesi bir uygulama karşısında evde sessizce oturup izlememizi mi bekliyorlar? Bu halk büyük bir emekle sandığa gidip bizleri seçti. Halkımız sandığa gidip sadece şahısları değil, haklarını savunan partinin programını seçiyor. Bunu görmezden gelmek, Kürtleri görmezden gelmektir. Mesele Kürtler olunca “sesini çıkarma” deniyor. Kürtler kendi mahallelerine sıkışsın, dertleriyle kendileri cebelleşsin isteniyor. Kürtlere her türlü pervasızlık uygulanırken seslerini çıkarmamalarının istenmesi siyasi ahlakla bağdaşmaz.

‘KILIÇDAROĞLU’NUN ÇOK SAYIDA ÇIKIŞI TEK ADAM REJİMİNİN TESİSİNE İMKAN SAĞLADI’

Sizi arayan herhangi bir CHP’li oldu mu?

Tabii, CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, CHP Gençlik Kolları, CHP Van İl Başkanı, çok sayıda milletvekili aradı beni… Bakın, kayyumla Kürtlerin seçme ve seçilme hakkına el konuyor. Kürtlere, “istediğimiz olmayanı seçtirmeyiz, seçseniz bile çalıştırmayız” deniyor. Bakın, mesela Bekir Kaya hakkında, Çatak’ta yaptığı köprü nedeniyle dava açılmış. Neymiş, o köprüden örgüt üyeleri gelip gidiyormuş! Halbuki İl Özel İdaresi’nin yaptığı köprü yıkılmış ve belediye onun hemen yanına bir köprü yapmış.

HDP, kayyuma karşı sürekli eylem kararı aldı. Ne yapacaksınız bundan sonra?

Şu anda ilçe belediyelerine, Erciş ve İpekyolu’na yönelik de kayyum atama hazırlıkları olduğunu görüyoruz. Ama herkese çağrımız, mevcut hukuksuzluktan geri adım atılması için, yeni hukuksuzluklara izin vermemek için, Türkiye demokrasisi adına dayanışma gösterilmesidir. Eğer tüm bu yapılanları demokrasiye darbe olarak görüp karşı çıkmazsak, herkesin siyasi, kişisel hakları ihlal edilir hale gelir. Asgari adalet kaidelerinde buluşmak herkese güven kazandırır. Ne yazık ki Kılıçdaroğlu’nun bugüne kadarki çok sayıda çıkışı, ülkedeki tek adam rejiminin tesisine imkân sağlamıştır. CHP’lilerin bunu çok iyi düşünmesi gerekiyor.

(İRFAN AKTAN / GAZETE DUVAR)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.