1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. AK Parti Van adayı Necdet Takva: Barış için ümitvarız
AK Parti Van adayı Necdet Takva: Barış için ümitvarız

AK Parti Van adayı Necdet Takva: Barış için ümitvarız

AK Parti'nin Van Büyüksehir adayı Necdet Takva, seçimlerle ilgili görüşlerini Gazete Duvar'a aktardı.

A+A-

Van Büyükşehir Belediyesi için aday gösterilen Necdet Takva, 1969 Van doğumlu. İlk ve lise öğrenimini Van’da tamamladıktan sonra Ankara Gazi Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde yönetim bilimlerinde yüksek lisans yaptı. Sekiz yıla yakın Van Ticaret ve Sanayi Odası’nda (VANTSO) genel sekreterlik görevinde bulundu. VANTSO başkanlığı döneminde, Van kahvaltı sofrasını tanıtmak amacıyla ‘en kalabalık kahvaltı’yı organize etti ve bu etkinlikle adını Van dışında da duyurdu.

Takva’nın adı yerel siyasette daha sonra HDP milletvekili Özdal Üçer ile yaşadığı polemik ve 6-8 Ekim Kobani olayları sırasında müfettişlere verdiği ifade ile gündeme geldi. Özdal Üçer, Kobani için düzenlenen yardım kampanyası sırasında Takva tarafından dönemin Van Valisi’ne “esnaftan haraç topluyorlar” şeklinde şikayet ve ihbar edildiklerini açıklamıştı. 6-8 Ekim olayları ile ilgili ise kente gelen müfettişlere, halen tutuklu bulunan Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Bekir Kaya hakkında ifade verdiği ileri sürülmüştü.

AK Parti Van Büyükşehir Belediye Başkan adayı Necdet Takva’ya bu iddiaların yanı sıra kentin ekonomik durumunu, aday olma sürecini, kayyım uygulamalarını ve Kürt meselesi hakkında ne düşündüğünü Gazete Duvar'dan Vecdi Erbay'a cevapladı.

İşte, “İçtenlikle cevap vereceğim” dediği sorularımıza Takva’nın verdiği cevaplar…

İki dönem VANTSO başkanlığı görevinde bulundunuz. Van’ı ekonomik olarak nasıl değerlendirirsiniz?

VANTSO başkanlığım boyunca da söyledim: Van tüm stratejik, coğrafik, jeopolitik konumuna rağmen maalesef bölgesel konumundan, yanlış politikalardan dolayı dezavantajlı bir kent olmuş. Tabii bu kadar uzun bir geçmişe, tarihe, kültüre, zenginliğe rağmen ekonomik olarak bu durumda olmak acı bir şeydir. Bu sadece bizim değil Doğu, Güneydoğu’daki tüm kentlerin kaderi haline gelmiş durumda. Sosyo-ekonomik olarak bu durumda olmak da bugünün, birkaç yılın değil onlarca yılın getirdiği bir birikim. Hepimiz biliyoruz ki bölgenin kentleri hiçbir zaman diğer kentler gibi olmadı, olamadı. Van özelinde bakarsak, burası 1915 olaylarında yerle bir edilip sonra yeniden kurulan bir şehir oldu. Yani Türkiye’nin hem en genç hem de bu kadar çok yıkıma maruz kalan şehri. Buna bir de sınır bekçiliği yapma görevi üstlenen, bölgeden göç alan, batıya nitelikli göç veren bir merkez olmak eklenince istenen noktada olmayan bir kent durumu ortaya çıkmış oldu. Tabii talihsizlikler sürdü. 2011’de deprem yaşandı, sonrasında 6-8 Ekim olayları. Bunlar kentin beyin ve sermaye göçünde tam anlamıyla ciddi kayıplar yaşadığı dönemler oldu. Çünkü bu gidişler kentin ekonomiye dair gelecek umutlarını da alıp götürdü.

‘ENSEYİ KARARTMIYORUZ’

Fakat tüm bunlara rağmen biz enseyi karartmıyoruz. VANTSO başkanlığımız boyunca verdiğimiz mücadele, yaptıklarımız, yaptırdıklarımız bunun ürünüydü. 300 yıl boyunca sınır komşusu olduğunuz İran’la bunca sürede neredeyse diyalog bile kurmamak olacak şey mi? Biz bu anlamda büyük mücadeleler verdik. Ne oldu? İranlılar kentin ekonomisine büyük katkılar sağladı. Bu işin sadece bir parçası. Bunun dışında, tarım ve hayvancılığın ana sektör olduğu ilimizde turizmin alternatif değil de ana sektör olması noktasında çabalarımız oldu. Farklı tanıtım materyalleri geliştirdik. Alış-veriş festivali, kahvaltı tanıtımı ve markalaşması, yerel ürünlerimizin kente has olduğunun tespiti ile ilgili çalışmalar, İran ile ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve son olarak dış ticaretin daha yaygın ve sürekli hale gelmesi amacı ile yoğun mesailerimiz oldu. Tabii ki olmazsa olmazımız tarım ve hayvancılık konusunda 2 farklı projeyi Van halkının portföyüne kazandırdık. Bunları yaparken bu kentin ekonomisinin düzelmesi için on yıllar boyunca uygulanan yanlış ekonomi politikalarının düzelmesi gerektiğini dillendirdik. Doğru destekler, doğru teşviklerle bu kentin çok zengin bir ekonomiye sahip olabileceğini söyledik. Çünkü bu kent özel bir kent. Bu kent lokomotif bir kent. Pergeli alıp iki saatlik uçuş mesafesindeki ülkeleri, kentleri kapsayan bir açıyla bir daire çizdiğinde 70’i aşkın ülkeye gidiş mesafesinde bir kent. Bu kent Ortadoğu’ya, Orta Asya’ya açılan en önemli kapı. Yıllarca Kapıköy’ün bitirilmesi için verdiğimiz mücadele, Van-Şırnak yolunun bitirilmesi için yaptığımız çağrılar, İran ile ticaret mücadelemiz temelini buradan alıyor. Dün, bugün devletlerin politikaları izin vermese de, Van gelecekte İstanbul gibi dünyanın tüm ülkelerinin yolunun geçmesi gereken bir destinasyon olacak, bu konuda çok iddialıyım. İddialı olduğum başka şeyler de var: Bu kent 80’lerde, 90’larda nüfusunun iki katı kadar Avrupalı turist ağırlayan, 8 milyonu aşkın rakamla Türkiye’nin en çok küçükbaş hayvanına sahip bir kent. Urartuların altyapı, üst yapı, mimari ile medeniyet kurduğu, Ermenilerin topraklarının zenginliğini ürettikleri türlü tarımsal ürünler ile teyit ettiği, Van Denizi’yle, kalesiyle, tüm potansiyeliyle çok özel bir kent. Tüm bunları bir araya topladığınızda oturup birilerinin bizim ekonomimize sihirli değnekle dokunmasını beklemeyeceğimizi bilmek gerek. Bu kadar zenginliğe rağmen hâlâ fakir bir kent olmamız idraki zor bir durum olsa da gerek devlet, gerekse de doğru yerel politikalarla bu durumun değişebileceğine inancımız tam. Ancak sürekli gelişen bir ekonomi için devlet eli şart. Bu noktada geçmiş tecrübe ve yukarıda belirttiğimiz pratiğimize dayanarak, yerel seçim başarımız ile büyük projelere imza atacağımızı düşünüyorum. Hükümet ve bürokrasi ile olan ilişkilerimiz sayesinde yeni kazanımların meydana gelmesine önayak olacağız.

‘İNSANİ ÖĞRETİLER ÜZERİNDEN KİMLİK EDİNDİM’

İş insanısınız ve AK Parti geleneğinden gelen bir siyasetçi değilsiniz. AK Parti’den belediye başkanı adayı olma süreciniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

İş insanı olmak bir meslek. Meziyet gerektiren bir meslek. Siyaset bir meslek değil. Siyaset süreci, bir şeyleri doğru yönetebilme sanatıdır. Ama ortak noktaları yönetmedir, başarılı bir yönetim modeli oluşturmaktır. Peki doğru yönetim için siyaset yapmak gerekir mi? Bence hayır. Bir partiye bağlı kalmanın, bir partinin adamı olmanın gerekliliği yok. Siz kente dair çok doğru politikalar üretirseniz rozet takmadan da iyi bir siyasetçi, politikacı, yönetici olursunuz. Evet, siyasetçi değildim ama iş dünyasındaydım, bu kenti yönetenlerin tamamının yolunun geçtiği Van TSO’da onlarca yıllık bir deneyimim oluştu. Üstelik hiçbir zaman da siyasete girme arzusu taşımadan çalıştım. Van TSO’da yaptığımız işler, bu odayı Türkiye’nin en kaliteli ve başarılı 10 odası arasına koymamız da bir başarı ürünüydü. Odadayken temel sorumluluklar, olması gerekenler dışında başardığımız birçok işi de bütçemizi aşmasına, görev alanımızda olmamasına rağmen yaptık. Hem başarılı bir oda ortaya çıkardık, hem kentin yönetiminde söz sahibi olanlara etki edebilecek güçte bir STK oluşmasını sağladık. Hem de kamuyu doğru yönettik. Van halkı da bunu sevdi, benimsedi.

Her insanın mutlak bir dünya görüşü vardır. Ancak buna siyasi kimlik kazandırmak veya herhangi bir politik duruşa evirmek şart değildir. Ben hiçbir zaman ideolojik bir yaklaşım içerisinde olmadım. Vatanını seven, insancıl ve memleketine hizmet noktasında yükümlülükleri olan bir birey olarak gördüm kendimi. İnsani öğretiler üzerinden kendime bir kimlik kazanmaya çalıştım. Coğrafyamızın kadim tarihi sürecinde yaşanan tüm süreçleri araştırma gereği duydum. Çünkü coğrafyasını ve bu coğrafyada yaşayan halkları tanımayan sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda herhangi bir perspektif geliştiremez. Ben de öncelikli olarak bu kadim bölgede varolmuş medeniyetler ve dini öğretiler üzerinde odaklanarak hakimiyet alanımı geliştirmeye çalıştım. Ve bunu başardığımı düşünüyorum.

‘GÖREV VERİLDİ, HAYIR DEMEDİM’

Adaylığa gelince… Adaylığım da bu sürecin ürünüdür. Adaylığım bir kişinin ya da birkaç kişinin ürünü değil. Daha önce de anlattım. Biz Van TSO’da Van’ı kimler yönetsin, kimler belediye başkanı olmalı diye manifesto yayınladığımız, herkes gibi en doğru ismi konuştuğumuz bir zamanda davet edildim. Böyle bir hedefim yoktu. Siz gazetecilerin de olduğu toplantılarda hep söyledim. Bir gün namzet olursam da bağımsız bir belediye başkanı adayı olurum dedim. Fakat beni adaylığımın açıklanması öncesinde Ömer Çelik ve Mehmet Özhaseki aradı. Sayın Cumhurbaşkanı ile görüştürdü. Buradaki çalışmalarda adımın çıktığını söylediler. Birkaç görüşmenin arka arkaya geliştiği o gün Sayın Cumhurbaşkanımız ile konuşana kadar da bir kararım yoktu. Son aramada Sayın Cumhurbaşkanımız, dedi ki ‘Hayallerin olduğunu biliyorum, gel dedi başkan hayallerini gerçekleştir.’ Benim için çok farklı noktalara çekeceğim bir durum değildi. Bu iş, ‘Görev istenmez, verilir’ şeklindeki sözün bir tezahürüdür. Kente görev yapma görevi, fırsatı olunca ‘Hayır’ demedim. Çünkü halihazırda yaptığım iş yönetmek olmasa da, ekonomi özelinde kentin yönetimine ortak olmak, bir şeylerin üretimini sağlamaktı. Bu yüzden kabul ettim. Bu işin başka bir arka planı, hesabı, kitabı yoktur.

Yakın çalışma arkadaşlarım ve aile çevrem beni iyi tanır. Var olduğum alanı modernize eden, değişen şartlara karşı stratejik refleksler geliştiren biriyim. Çünkü değişim olmazsa körelirsiniz ve tozlanırsınız. Türkiye siyasi tarihinde, ezber bozarak değişimi kamusal alanda pratize eden AK Parti, bize hizmet etmemiz doğrultusunda bir teklifle geldi. Ve ben de her platformda bu kente borcum olduğunu, Van’da doğduğumu ve burada ölmeyi planladığımı belirtmekteydim. Dolayısıyla bu teklif ile hayallerimi gerçekleştireceğimi düşündüm. Van TSO başkanlığım döneminde hiçbir üyeyi ayrıştırmadan yaklaşımlar geliştirdim. Buna tüm Van halkı şahittir. Kamu bürokrasisi başta olmak üzere siyasi partiler ve sivil topluma bu kente yapılacak her türlü hizmette ilk paydaşları olacağımızı beyan ettik. Biz bu kentin geçmiş yerel aktörleri ve bürokratları ile istişare ortamları yarattık. İran ile olan ilişkilerimiz başta olmak üzere, kentimizin tanıtımı noktasında ortak programlarda yer aldık. A veya B partisi gözetmeksizin tüm siyaset kurumunu kent menfaatleri doğrultusunda bir araya getirdik. Bir Vali ile bir belediye başkanını düzenlemiş olduğumuz bir projede bir araya getirdik. Sayın Cumhurbaşkanımız hizmet ile ilgili hayallerimizi gerçekleştirmek üzere bize böyle bir teklif sundu ve biz de kabul ettik.  Yerel yönetim hizmet üretir siyaset değil, halkın hayatını kolaylaştırır ve daha yaşanabilir kentler geliştirir. Tek şiarımız hizmettir, bu böyle bilinmeli, bunu da mevcut siyasi iktidarın gücü ve hakkaniyeti ile gerçekleştirebiliriz.

‘KİMSEYLE KAVGA ETMEYECEĞİZ’

Hem yerel hem genel seçim sonuçlarına baktığımızda size rakip olarak HDP adayı görünüyor. Bu seçimde dengeyi bozabilecek misiniz?

Bu yola çıktığımızda en büyük sözümüz “Kimseyle kavga etmeyeceğiz” şeklinde oldu. Ben Van TSO gibi kurumsallaşmış, her partiyle, her yerel yönetimle iyi ilişkiler kurmayı başaran bir odadan geliyorum. Ben iki dönemde kimsenin, “Benim adamım ya da adamlarım” diyemediği bir yönetimsel modelin içinden geliyorum. Üstelik iki dönemlik yönetimimiz boyunca da çok kavgaya, gürültüye girme yanlısı olmadık. Bundan sonra olmaya da niyetim yok. Yerel seçimler tüm siyasi hesapların, kitapların üstünde bir yerdedir. Ben bu seçimi, ilk günden beri söylediğim gibi, AK Parti ile HDP’nin kıran kırana mücadelesi olarak görmekten de uzak durdum. Bu, doğru isimlerin kenti doğru bir şekilde yönetme mücadelesi verdikleri bir temsiliyet yarışıdır. HDP dediğimiz parti oda yönetiminde bulunduğumuz süre boyunca, “Bu kenti, bu kentin evlatları yönetmeli” dediğimiz, bu kentin mevcut sorunları noktasında bilgi verdiğimiz bir partidir. Ha keza AK Parti de aynı durumdaydı. Şimdi biz insanlara bunu anlatabilme mücadelesindeyiz. Bu süreçte de planlarımı HDP üzerinden yapmıyorum. ‘AK Parti’nin adayı olarak bu seçimi ve insanları nasıl kazanırım?’ şeklinde bir çalışma yapıyorum. Bu kentte son dönemlerde sosyal, siyasi, nüfus yapısı her şey değişti. HDP ve bu çizgideki partiler seçmenlerin kayıtsız, şartsız büyük desteğini aldığı seçimler verdi. Fakat biz HDP’ye oy veren seçmene de diyeceğiz ki, hangi parti olursa olsun geçtiğimiz yerel yönetimlerde yaşadığımız acı tecrübeler yeter. Biz bu kentin evlatları olarak, bu kenti tüm kaygılardan uzak yönetmeye talibiz. Ben kimsenin bilmediği, tanımadığı bir insan değilim. Bu seçimi kazanacağıma da inanıyorum. Çok inanarak söylüyorum bunu. İlçelerle birlikte bu seçimi kazanırım. Çünkü 60 yıla yakındır hiçbir partiye iki kez bu kenti yönetme fırsatı vermeyen, kolay kolay herkese temsiliyet vermeyen halkın, bu işin artık parti, siyaset dengesi olmadığını gördüğüne inanıyorum. İnsanlara da bunu anlatacağız ve kazanacağız.

Yerel seçimler ile genel seçimler arasında seçmen nazarında fark olduğunu düşünüyorum. Genel seçimler ile seçilen vekiller Ankara ve kendi kentleri arasında gidip gelmek zorunda, dolayısıyla alan hâkimiyeti ve halk ile yakın temas noktasında problemler çıkabiliyor. Oysa yerel seçim ile gelen seçilmişler tüm zamanlarını kentlerinde, kentlileri ile geçirdikleri için halkın tercihi noktasında yakın, sıcak, doğal ve üretken olan adayların şanslı olduğunu düşünüyorum. Van halkının 31 Mart 2019 yerel seçiminde yerel olmamız başta olmak üzere samimiyetimiz ve hizmete olan inancımıza dayanarak tercihini bizden yana kullanacağını düşünüyorum.

‘HER KESİMİN OYUNA TALİBİZ’

Doğal olarak HDP’li seçmenin oylarına da talip olacaksınız. Onlara vaatleriniz ne olacak?

‘HDP’li seçmen’ dediğimiz kitle başka ülke vatandaşı değil. Bizim komşumuz, esnafımız, sanayicimiz, bu kentin bir bireyi. Van TSO’dan gelen tecrübeyle de söylüyorum ki biz kente, ekonomiye, geleceğe dair konuşurken de siyasi parti mensubu ya da taraftarı olan kimseyle siyasete dair bir şey konuşmadık. Oda yönetirken nasıl kent odaklı konuştuysak seçimde de bunu yapacağız. Ben HDP’li seçmene gidip HDP’yi öcüleştiren bir kampanya yürüten isim olmayacağım. Bir AK Partili olarak HDP’li olmanın yanlış olduğunu anlatmayacağım. Ben bu kentte bazı şeylerin yanlış yürüdüğünü anlatacağım. Bu kente dair bir öngörümün, politikamın, projelerimin olduğunu söyleyeceğim. HDP’li seçmenin ideolojik olduğunu bile bile ben onlara bu kentin evladı olarak gidip bu kentin geleceği noktasında bana bir şans vermelerini isteyeceğim. Biliyorum ki desteklerini de alacağım. Esas başarılarımdan birisi de bu olacak. Birilerinin matematiksel, politik hesapları bozulacak. Birilerinin taban olarak gördüğü büyük kitlelere “Gelin birlikte kazanalım” diyeceğim. Bu kentin insanını tanıyorum, bulunduğu sosyo-ekonomik yapıyı biliyorum, yaşadığı travmaları biliyorum, edindiği tecrübeleri biliyorum. Gidip insanımıza kendimin bile inanmadığı siyasi cümleler söylemek, kuru siyaset yapmak, ideolojik söylemlerle kafa yormak yerine en doğal olanları söyleyeceğim. “Ez zarê wê malê me” yani ‘ben bu evin çocuğuyum’ deyip dedemin, nenemin, kadının, gencin desteğini isteyeceğim. Van’da yaşayan tüm hemşerilerimiz bizim için aynı noktada; mahallemiz, komşumuz, akrabamız ve dostumuzdur. Çünkü hizmete soyunan bir aday bu farklılıkları güzellik olarak görmeli ve herkesi kucaklamalıdır. Biz HDP, CHP veya hangi fikirden olursa olsun her kesimin oyuna talibiz. Kardeşlik hukukunun temelinde insan ilişkileri, dostane bakış açısı ve birlikte yaşama hedefi vardır. Bu saydığımız değerleri birlikte yükseltebiliriz. Biz tüm gerçeklerimizle Van’ız ve bu gerçekleri bilen ve yaşayan biri olarak; uç düşüncelerin dahi bir araya gelebileceğini düşünüyorum ve tek adresin bizim yürüdüğümüz yol olduğunu düşünüyorum. Son olarak şunu da belirtmek isterim; her türlü düşünceyi tartışmaya açığız. Ülkemiz ve yerelde ilimizin menfaatleri ve daha yaşanabilir bir coğrafya için en büyük vaadimiz hizmet; daha iyi bir ekonomi, kalkınmış modern bir büyükşehir ve sokaklarında her türlü düşüncenin kardeşlik hukuku çerçevesinde bir arada yaşadığı bir gençlik, her sokağının bayram yeri olmak üzere inşa edeceğimiz bir kent müjdeliyoruz.

‘BİR DAHA BÖYLE BİR MODEL OLMASIN’

Van ve başka il ve ilçeler kayyımla yönetiliyor. Sayın Cumhurbaşkanı, yakın zamanda, “Gerekirse yine kayyım atarız” şeklinde açıklama yaptı. Belediye başkanı adayı olarak kayyım uygulaması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum; AK Parti siyasi tarihinde tek tipçi bir anlayış içerisinde olmadı. Ülkemizin her anlayışından, her kesiminden ve her bölgesinden siyasi aktörlerin ortak siyaset geliştirdiği bir mekanizma üzerine kuruldu. Sayın Cumhurbaşkanımızın 16 yıllık yetenek ve tecrübeleri başta olmak üzere, parti politikasının her kesimi kucaklaması ülke yönetiminde tercihin AK Parti’den yana olmasının yolunu açtı. Kayyımlarla ilgili, Van TSO Yönetim Kurulu Başkanlığım döneminde gereken açıklamalarda bulundum. Elbette demokratik bir seçimle gelen bir ekip tarafından uygun zeminde yerel yönetimlerin sevk ve idare edilmesi önemlidir. Ancak talihsiz bir tarihi süreç yaşadık ve olay bu noktaya geldi.

Demokrasi ile yönetilen bir ülkeyiz. Haliyle kayyım olgusuna ne devletin ne hükümetin çok da isteyerek gireceği bir uygulama olmadığını biliyoruz. Kayyım uygulaması olduğunda da bu konuda ifademiz açık ve net oldu. Demokratik bir model olarak yapılan seçim sonuçlarına sadık kalınmalı. Bu noktada olmaya da devam ediyorum. Fakat dönüp uzun uzun geçmişte kayyımlığın neden uygulandığının kavgasını yapacağımız bir noktada olmadığımızı da biliyoruz. Kavgamız bir daha böyle bir modelin uygulanmaması olmalı. Ben eminim ki hükümetin de aklında bundan başka bir şey yoktur. Sayın Cumhurbaşkanımızın kullandığı o ifadenin önünde, arkasında başka cümleler de var. Bence o hususlara dikkat çekerek cümleyi okumak daha doğru olacaktır. Ki, son dönemlerde uygulanan politika da bir daha kayyım olmaması yönündedir. Benim adaylığım başta olmak üzere bölgedeki politikalar bunu göstermiyor mu? Bölgede önemli kentlerde insanların istediği isimlerin, kamuoyunun antant kaldığı isimlerin aday gösterilmesi de bunun ürünüdür. Bu hususta da devletin kayyım uygulamasını tartışmak yerine, kayyım atanması yerine bu kentin bir evladının bu kenti yönetmesi üzerinden bir söylem geliştirmenin daha doğru olacağına inanıyorum.

Ama şunu ifade etmeden de geçmek istemiyorum. 90 yıllık Cumhuriyet boyunca hiç olmadığı kadar bu dönemde önemli gelişmelere şahit olduk. Başta sayın Murat Zorluoğlu olmak üzere tüm ilçe kaymakamları tarafından kalıcı eserler inşa edildi. Siyasi partilerin mutlak ve mutlak yerelde hizmet anlayışını esas alanlarla yol alması ve benzeri vakaların ülke tarihimizde tekrar yaşanmaması için önlem alması gereklidir. Belediyelerin işi hizmet ve halkla entegre bir şekilde diyalog ortamı oluşturarak huzur atmosferini teneffüse hazırlamak olmalıdır.

‘ŞEFFAF BİR TARTIŞMA ORTAMI OLUŞMADI’

HDP sizi eski milletvekili Özdal Üçer’le yaşadığınız polemik ve Bekir Kaya hakkında hazırlanan raporda yer aldığı iddia edilen ifadeniz üzerinden eleştirecek gibi görünüyor. Sizin bunlara cevabınız ne olacak?

İki konuda da zaten gereken her şey ve çok şey söylendi. Bu noktadan sonra tekrar bu isimler üzerinden bir polemik oluşturma niyetim yok. Her iki konu için de mantık çerçevesinde izahlarım oldu. Fakat bazı çevreler buna ikna olmamaya çalıştı. Yukarıda geçen isimlerden birisinin beni siyaseten rakip olarak görme gafleti içinde olmasından dolayı parti nezdinde anlamsız bir tartışmanın içine çekildim, ikinci isim de son Van TSO seçimlerinde belli bir kesimin gözünde itibarsızlaştırma çabası olarak önüme konuldu. Ben iki isimle de kişisel bir kavga vermedim. Bir mücadelem olmadı. Raporları bizatihi asılları ile birlikte alıp kameralar karşısına geçtim. Kimseyle ilgili doğrudan bir beyanım olmadığını izah ettim. Bahse konu kişilerle resmî çerçevede elbette görüşmelerimiz oldu. Çünkü biri belediye başkanı diğeri ise bir milletvekili idi. Ancak sağlıklı bir bakış açısı ve şeffaf bir tartışma ortamının oluşmamasından dolayı her kafadan bir ses çıkarcasına ağızdan ağıza bu meseleler kirletildi ve gerçeğinden uzaklaştırıldı.

‘BARIŞ İÇİN ÜMİTVARIZ’

Kürt sorununun çözümü için neler yapılmalı? Hem bir iş insanı hem de belediye başkanı adayı olarak bu konuda önerileriniz neler?

Kürt meselesi ile ilgili çok derin konuşmak istiyorum. Çünkü meseleyi tüm derinliği ile iyi bildiğimi düşünüyorum. Öncelikle şu gerçeği belirtmek istiyorum. Cumhuriyet dönemi başlangıcından bugüne risk alarak bu meseleyi çözme gayretinde olan tek devlet başkanı, Recep Tayyip Erdoğan’dır. Çözüm süreci dönemi, Sayın Cumhurbaşkanımızın “Baldıran zehri de olsa içeriz ama bu meseleyi çözeriz” sözüyle temellenmiş bir süreçti. Ancak dış güçlerin ve art niyetli yapıların kurbanı oldu.  Kürtler, Malazgirt Meydan Muharebesi’nden bugüne Türk milleti ile kan ve kardeşlik bağı kurmuşlardır. Sonuç olarak günümüzde olduğu gibi bir milletin oluşmasının mücadelesini vermişlerdir. Bediüzzaman Said Nursi’nin dediği gibi zeki ve cesur iki halk olarak aynı coğrafyada kader birliği yapmış, aynı melodiler, aynı duygular, aynı sevinç ve gözyaşları ile birbirine benzemişlerdir.

Kürt sorununa çözüm konusunda da bu kentin, bölgenin ekonomisinin düzeltilmesi ile ilgili söylediğimiz şeylerle aynı yerdeyiz. Bir kere bu kente bir ‘sınır bekçisi’ olmadığı, bu kentin bu işin merkezinde olmadığı yönünde bir anlayış ile bakılmalı. Geçmişte de bizim bu sürecin diyalog temelli bir şekilde çözülmesine dair beyanlarımız oldu. Barışa dair atılan adımların arkasında duran en güçlü STK’nın başındaydım. Hep öyle kaldım. Son çözüm süreci başta olmak üzere büyük bir mücadele verildiğini gördük. Ama şunu da anladık ki mesele bu sorunun çözülmesi olunca masada sadece iki taraf olmuyor. Çok farklı ellerin, çok farklı planların devreye girdiğini gördük. Sürecin bozulması için onlarca farklı değişken olduğunu gördük. Süreçle ilgili yanlış adımlar, uygulamalar oldu. Fakat ümitvarız. Dediğim gibi, adaylığım bile bu noktada bazı şeylerin bitmediğinin işareti. Bugün AK Parti’nin politikası farklı olabilirdi. Bölgedeki isimlere bakınca da aynı şeyi söyleyebiliyorum. Öyle görünüyor ki halkın merkeze alındığı ve halkın görüşleri doğrultusunda ilerleyeceği bir siyasi süreç işliyor. Ben hâlâ bu noktada çözüme olan inanca, samimiyet olduğuna inanıyorum. Bunun için yapılması gereken ilk şey de doğru bir yönetim ve diyalog süreci ortaya koymaktır. Yeni bir huzur, barış ortamı için çok sıra dışı hikayeler yazmaya gerek yok. Çözüm sürecinde bu insanların umudunu, hayallerini gördük. Atılan birkaç adımla birlikte burada bir barış iklimi oluştu. Yeni süreçte de çok farklı şeylere gerek yok. Tek farklılık işin merkezini değiştirmek, bölgede oluşacak olumlu hava ve politikalar ile bu süreci nihayete erdirmektir. Herkesin barışa bu kadar özlem duyduğu bir noktada aslında yapacak çok şey yoktur.

Ben Sayın Cumhurbaşkanımızın bu meseleyi çözmekte ısrarlı ve inançlı olduğunu düşünüyorum. Başta tüm halkımız olmak üzere her siyasi fikrin buna inanması lazım ve gereğini yerine getirmek üzere risk alması gerekiyor. Şiddetin olduğu bir alanda barış yaralanır, hırpalanır ve yorulur. Öncelikle herkesin şapkasını önüne alıp iyi bir hesap yapması lazım. Kalıcı bir barış için ne yapılmalı? Ben bir Kürt vatandaş olarak bu meselenin çözülmesi ve ülkemizin daha refah içinde yarınlara ulaşması için elimden geleni yapacağımın sözünü veriyorum. Bu noktada 1 Nisan sabahı bu meseleyi çözmek için yerelde kentimiz adına bir başlangıç yapacağız. İstihdam birinci önceliğimiz. Çünkü çalışan ve aldığı kazanç ile hane halkını mutlu eden birey, bu mutluluğun yayılmasına vesile olacak. Böylelikle çözüme bakış açısı değişecek ve zamanla şiddet uzaklaşıp gidecek buralardan.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.